Üç Ay Bitti Mucize Yok

Ekin ile üç ayı geride bıraktık. Hani hep denir ya üç ay önemli, üç ayı geçirdikten sonra rahatlarsın diye. İşe o zamanlardayız, rahatladınız mı peki derseniz, Ekin genel olarak sakin bir bebek ama geceleri saat 22:00-02:00 civarında ağlama nöbeti tutuyor, ne yapıyorsak olmuyor. Üç ay geçti ama mesela bu nöbeti tutmaya devam ediyoruz, onu da atlatsak sorun yok 🙂

Ama yine de şikayet etmek istemiyorum, çevremde tanık olduğum, bloglardan takip ettiğim bir çok bebekte çok daha fazlasını görüp okuduğumdan halime şükrediyorum. Meriç ile kıyaslarsam Meriç bu dönemlerinde bana gündüz nefes bile aldırmıyordu dersem abartmış olmam. Ama geceleri melekler gibi uyuyordu. Her bebek farklı ve geçecek bu günler o yüzden güzelliklerinin tadını çıkarmak lazım…

Ekin’in huysuzluğunu anlattım ilk olarak aslında 2-2,5 aydır miniğimle daha da güzelleşen bir ilişkimiz var. Bol gülücükler atıp bize herşeyi unutturuyor hele aguları yok mu… Bazen sanırım birazdan konuşmaya başlayacak diyorum -ürkerek- zira buna henüz hazır değilim 🙂

Ekin ablasını izlemeye bayılıyor ben bile Meriç’i izlediğimde yorulurken Ekin hayranlıkla ablasını takip ediyor bu tabi benim yakıştırmam. Bana öyle geliyor. Meriç’te kardeşine bayılıyor, okula onu almaya Ekin ile gitmişsem sevinçten deliye dönüyor.  Arkadaşlarına, öğretmenine göstermek için çabalıyor.  

En çok duyduğum soru Meriç kardeşini kıskanıyor mu? Çok fazla hissettirmese de özellikle en yakınlarının (anne-baba, teyze, anneanne, dede) Ekin ile daha fazla ilgilenmelerine bozuluyor. Geçen teyzesi henüz hiç göremediği yeğenini Skype’de görmek için çabalarken devamlı kameranın önüne geçip bu kıskançlığını belli etti. Onun dışında gelen hediyelere falan takılmıyor aksine hoşuna gidiyor. Meriç ilginin fazlasından hiç rahatsız olmayan bir çocuk olduğu için bu tür ufak tefek kıskançlıklarını normal karşılıyoruz. 

Ekin’in boyu ve kilosu ayına göre gayet iyiymiş. Ama gaz sorunu devam ediyormuş öyle dedi doktorumuz. Ne gazmış arkadaş! 

Şu an 22 – bilmem kaç nöbetimiz başlamış bulunmakta (babayı bırakmıyorum uyuyana kadar 😉 )… 

Son olarak bu güzel ve anlamlı kandil gecesinde dualarınızın kabul olmasını dilerim

ekinkolaj

Sonbaharın vedası…

Pazar sabahı Ekin’i uyutup, babasının yanına yatırdım ve her zamanki gibi erkenden uyanan Kumrimle yürüyüşe çıktık. Benim asıl niyetim hem Kumrimle kardeşi olmadan zaman geçirmek hem de bir kaç kare fotoğraf çekebilmekti, fotoğraf aşkı olanlar beni anlar ancak, o deklanşör sesini uzun süre duymazsanız eksik kaldığınızı hissedersiniz. Tamam evde kızlarımı çekiyorum, yaptığım kekleri börekleri falan çekiyorum ama gönlümdeki fotoğrafçılık bu değil tabi. Önce park ziyareti yaptık. Bizimki oynadı, zıpladı, koşturdu, böcek aradı, güzel taşlar buldu. Yetmedi köpek, kedi fotoğrafı çekti, o da yetmedi ‘anne şunu çek bunu çek’ diye beni yönlendirdi 🙂

Anladım ki o da özlemiş dışarıda başbaşa geçirdiğimiz zamanları. Bir kere kardeşini de alıp gitmiştik, Ekincik öyle ağlamıştı ki geri dönmek zorunda kalmıştık o zaman, Meriç üzülmüştü  ama yine de anlayış göstermişti. Benim de içime dokunmuştu onun hali.

O gün Ekin’in uykusu uzun sürdü de biz de soğuk falan dinlemeden boş sokakların tadını çıkardık. Kumrim eğlendi. Ben bir kaç kare fotoğraf çektim, kendime geldim. İnanmazsınız belki ama nefes aldığımı hissettim. Arkadaşlarımızla yaptığımız fotoğraf gezilerimizi de çok özledim. Acaba ne zaman çıkabileceğim tekrar? 

Kızımla çıktığım fotoğraf gezisinden fotoğraflar… Sonbaharın vedasını şehrin arasına sıkışmış bir parkta yakaladık, sonbahara özgü renkleri kış günü bulmakta İzmir’e has güzelliklerden biri olsa gerek.

Modelliği kızım yaptı, model çocuk olunca sonbaharın fotoğraflarda tamamlayıcısı olan kırmızı şemsiye böyle komik oldu,kırmızı  çocuk şemsiyesi 🙂 

çiçi şemsiye boncuk yaprak meric3 meric2 meriç halka

Süt ve Ürünleri…

Her şey sütçünün kapıyı çalmasıyla başladı…

Tam da bu pastorize süt mü, kapı sütü mü tartışmalarının gündemde olduğu zamanlardı. Baktım annem ne derse haklı çıkıyor, ne gibi işlemlerden geçtiği, nasıl şartlardan bize ulaştığı belli olmayan pastörize sütü bir kenara bırakıp nereden geldiği belli olan kapı sütünü almaya karar vermiştim. Yani inekten bize sahibi aracılığıyla ulaşan sütten yana kullanmıştım ben o ara kararımı. Dolayısıyla tam da o sırada kapıda beliriveren sütçüyü görünce pek bir sevindim nerdeyse adama sarılıcam seni Allah gönderdi diye. Çünkü yan komşum bu sütçüye çok güveniyor, nerden geldiğini falan biliyor, içim nedense rahat. O günlerde iştahla kilolarca süt aldım.

Birgün sohbet esnasında Gıda Mühendisi olan arkadaşım Serar’a danıştım ben bu kararımı. O iyi bir marka pastörize süt kullanmamdan yanaydı. Üstelik daha önce bu iyi markalardan birinde çalışıp ortamını görmüş, güvenmiş ki bana tavsiye ediyordu. Çok mantıklı geldi. Sütçü sonra yine kapımı çaldığında ilk gördüğüm zamanki sevinçli halimden eser yoktu. Teşekkür edip almayacağımı söyledim gerisin geri gönderdim adamı. Artık sütü pastörize kutu da, yoğurdu da hazır alıyordum.

Ne olduysa ben doğum iznimde evde kaldığım zaman da oldu. İçimdeki ev kadını meğer dışarı çıkmayı dört gözle bekleyip dururmuş. Yan komşumu süt alırken gördüm, bende alayım iki kilo dedim. Aldığım sütü yoğurt yaptım. Ve ev halkı benim yaptığım yoğurdu çok beğenince bundan sonra yoğurdumuzu kendim yapmaya karar verdim. Sütçü de bu yeniden dönüşümü yadırgamadı, sağolsun. En son geldiğinde biraz abarttım fazla süt aldım. Hep kafamda olan bir peynir tarifi vardı. Onu denemek istedim. Tarif şöyle:

1 Kilo süt

2 diş sarımsak

1 limonun suyu

2 çay kaşığı tuz

1 tatlı kaşığı çörek otu

Sütü kaynatıp, içine limon suyunu, tuzu, ince rendelenmiş sarımsağı ve çörek otunu ilave ediyoruz. Süt kesilip topak oluşmaya başladığında 10 dakika kadar bekletip tülbentin içine alıyoruz ve iyice süzülmesi için yüksekçe bir yere asıyoruz. (ben mutfak dolabının kapağına astım altına bir  kase koydum.) İşte bu kadar akşam yaptım sabah hazırdı. Bu arada asıl tarifte sarımsak tozu yazıyordu. Ben hazır tozları tercih etmediğimden sarımsak kullandım. Pek ağız tadımıza göre değildi sanırım sarımsağın yoğun hissedilmesinden.  Ama kendi peynirim olduğundan yedim yedirdim. Bir daha ki sefere farklı yaparım olur biter.

Sonra Süzme yoğurt yaptım. Hep annem yapar gönderirdi öyle kolay ki neden kendim yapmayayım dedim. Sonuç harika oldu.

Onu da şöyle yaptım: akşam 2 kilo (kendi yaptığım) yoğurdu tülbentin içine aldım, süzgünün içine koyup sabaha kadar bekledim. Sabah kahvaltıda bir kase içine koydum, üzerine zeytinyağı gezdirip, pul biber ve kekik koyup afiyetle yedim 🙂

İnsanın böyle büyüklerinden gördüğü şeyleri yapması ayrı mutlu ediyor. Aslında bütün sevincim ondan. Ve çok iyi biliyorum artık bunları yapmak için makinaların olduğunu. Almayı çok da düşündüm ama daha önce alıp da kullanmadığım bir sürü ıvır zıvırın yanında yerini alacakları kaygısıyla almaktan vazgeçtim. Ki gerekte yok bence ya da siz bilirsiniz 🙂

Afiyet şifa olsun…

sütlü

Yaş 35…

Yaş 35…

Geçen yıl ki doğum günü yazımı okudum da amma abartmışım, prenses gibi hissetmişim falan. Aslında geçen yıl değil sadece nedense ben her doğum günümde öyle sırıtık bir ifadeyle dolaşırım sanki herkes benim doğum günüm olduğunu bilirmiş gibi kutlayanlara eyvallah, kutlamayanlarında da kesin bir sürpriz hazırlığı olduğu için renk vermediklerini düşünürdüm. Mesela sabah kalkarım eşimden ses yok oysa, kalkar kalkmaz elinde balonlar hediyelerle günaydın demesi  gerekirdi (hiç böyle bir şey yaşanmadı) o ise her sabah yaptığı gibi kalkmış duşunu alıyor, Hımmm derim o zaman ”kesin akşama büyük bir kutlama var” düşünün artık eğer unutursa başına gelecekleri. Neyse şimdiye kadar hiç unutmadı belki de korkusundan. 

En yakın arkadaşlarım da öyle mesela iş yerine gidiyorum Nuray hiiiiç oralı değil ‘kesin unutmuş numarası yapıyor’ diye düşünüyorum (ve şimdiye kadar hiç yanılmadım) Hadi en yakınlarım böyle ya diğerleri bakıyorum bana gülümsüyor hıh diyorum doğum günümü kutlayacak kutlamadan geçiyorsa bildiğin bozuluyorum bozuluyor-dum. Valla bu yıl nedense unutsunlar hatta bende unutayım istedim. Ama baktım Nuray aramadı, Kocam sabah kutlamadı bende akşama gelişecek kutlama için sabahtan başladım hazırlanmaya. Evi temizledim, ikramlık hazırladım. Kim kime sürpriz hazırlıyor belli değil. Ve yanılmamışım akşama arkadaşlarımız ellerinde pasta kapıya dayandılar. Mutlu oldum tabi hatırlanmak, birarada olmak yeni yaşıma böyle eğlenceli girmek mutlu etmez mi? Şeyyy aslında bende bir pasta yapmıştım 🙂 

Yaş 35 olunca işte Cahit Sıtkı Tarancı’nın o malum şiiri çınlıyor kulaklarımda:

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!

Şiirin devamını okudukça moralim iyice bozuluyor. Musalla taşı falan olan kısmı işte. 

Meriç’in geçen sütçü ile muhabbeti vardı Sütçü: Sen sütü seviyor musun?

Meriç: Hayır

Sütçü: Ama süt çok faydalıdır, içmezsen büyüyemezsin,

Meriç: Ben zaten büyümek istemiyorum ki,

Sütçü: Olur mu hiç öyle?

Meriç: Ben büyürsem annem ve babam yaşlanır, onların yaşlanmasını istemediğim için büyümek istemiyorum. 

Aldın mı sütçü cevabını hadi al paranı uzaklaş öyle sırıta sırıta git bakalım…

Dün de yani doğum günümde bana dedi ki; ‘anne sen büyüdün mü?’ biraz tuhaf geldi kulağıma ‘büyümek’ ama ‘evet’ dedim. Sonra da dedi ki ‘Ohhh Canım annemmm iyi ki büyüdün, iyi ki yaşlanmadın’ 

Güler misin ağlar mısın zaten bir hüzün çökmüş şiirle birlikte, bir de Kumrim ağlattı beni. Aslında ciddi ciddi bu konuda bir takıntısı olduğunu da düşünüyorum. 

Bu sene içerisinde yaşımı soranlara hep 34 dedim, hatta doğum günümden bir gün öncesine kadar. Kocamın yanında soruluyorsa hemen atladı ’35 oldu 35 diye’ bende ısrarla 34,5 dedim de 35 demedim diyemedim. Sevin bakalım 35 oldum… 

Dün de facebook’ta durum yazısı olarak ‘Yolun yarısı…’ yazmıştım yazarken de böyle bir cevabın geleceğini bekliyordum aslında, sonuçta benimde aklımdan geçmişti böyle bir düşünce ‘en iyi ihtimalle‘… En gerçekçi arkadaşım yazmış Nigar… izin vermez öyle pek hayalbazlığa keskin kelimeleri vardır, hazırlıksız yakalanırsan vay haline… İyi ki var dediklerimdendir Nigar… 

Yaş 35 ben kendim için Çocuklarımla canım ailemle geçireceğim nice sağlıklı huzurlu yaşlar diliyorum 🙂

Bir de kahve yapıyorum kendime Hisarönü usulü fincanda ocakta… Afiyetle…

Resim 656