Yeni aşkım…

Şimdi ben bugünü tarihe geçmeyeyim de ne yapayım…

İlk fotoğraf makinam olan Fujifilm Finefix 5500’ün bana attığı kazığı ancak biz fotoğraf sevdalıları kabuslarımızda görürüz. Benim çok olmuştur bu tür kabusum ya pilim biter, ya çekiyor sanırken aslında hiç çekim yapmamışımdır falan. Ama kardeşimin tam da düğün günü fotoğraf makinamın bozulacağını kabusumda görsem bir yerim açık kaldı herhalde der sarılır battaniyeye uyumaya devam ederdim. Ama işte düğün günü kuaförde kardeşimin makyajı yapıldığı sırada renklerle güzel bir kompozisyon oluştururum hevesiyle fotoğraf makinamı bir çıkarıyorum ki o da ne görüntü geliyor ve birden kayboluyor sonrasında derin sessizlik kahrolasıca makina çalışmıyor. Kendimce kapatıp açıyorum orasını burasını dürtüyorum ama yok işte kilitlenip kalıyor. Ben soğuk terler dökerken kardeşim farketmiş olacak ki oturduğu yerden ne oluyor dercesine yavrum  bana bakıyor. Ben elimdeki makinayı fırlatmak isterken ”çalışmıyor” diyebiliyorum. Oysa öyle çok hazırlanmıştım ki nişanda olduğu gibi düğünde de ben çekecektim fotoğraflarını. Konfetiler hazırladım, balon tabancası, değişik güzel aksesuarlar…

Birkaç gün sonra bozulsaydı eh artık yeni makina almanın zamanı gelmişti zaten der geçerdim. Ama o en gerekli olduğu zamanda etti bana vedayı dolayısıyla bende ondan sevgiyle bahsedemiyorum. Kazıkçı makina diyorum. Zaten o günden sonra getirip bıraktığım işyerindeki dolabımda öylece duruyor yüzüne bile bakmadım. Servisine götürmeyi düşünmedim bile. Bende böyle birinden birşeyden soğuduğumda gözüme görünmesin yeter diyorum.

Ya işte hayatımın bu önemli darbesini yazdıktan sonra gelelim biricik kocamın benim için yaptığı güzel süprize… Dün bana dedi ki yeni bir fotoğraf makinası alalım. Tabi benim fotoğraf aşkımı bildiği için, fotoğrafsız yapamadığım için olduğu kadar bir de  yeni fotoğraf makinası talebimi kendisine defalarca ilettiğim için hatta en çok bunun için yapmış olabilir bu süprizi. Ama önemli olan cillop gibi yeni makinama kavuşmuş olmam 🙂 Dün verdiğim sipariş bugün elimdeydi.  Elime geçer geçmez önce pilini şarj ettim, kılavuzunu inceledim, her yeni fotoğraf makinası alan kişinin yaptığı gibi herşeyin fotoğrafını çekmeye başladım. İlk değerlendirmem eski makinayla kıyaslanamayacağı. Az ışıkla bile çok net fotoğraflar çıkarıyor. Ben de nedense az ışıkla çekilen fotoğrafları çok seviyorum. Bu yüzden iyi anlaşacağımızı hissediyorum kendisiyle. Bende Canoncu oldum, hep Nikon hayal ederken Canon aldım. Pişman değilim 🙂

Ne diyelim, hep güzel anlara, anılara, manzaralara eşlik edelim yeni makinamla…

Fotoğraflar kardeşimin nişanından…

 

Hep Tatil Olsa

Geçen hafta Kumri, ”anne biliyorum anneannemler beni çok özlemiştir, tatilde onlara gidelim” deyince ”evet özlemişlerdir” dedik annemlere gittik. Aslında baharı köye, kırsala gittiğimde hissediyorum asıl, heryer yeşil ki Bayındır’ın çiçekleri pek meşhurdur dolayısıyla her yer yeşil her yer çiçek böcek. Şehirde öyle mi öyle kaldırımın bir köşesinden bi kaç yeşil pırtlıyacakta bahar geldiğini anlayacağız. Kumricikte köy bakkalımızın önünden geçerken tesadüfen gördüğü uçurtmalardan isteyince benim de hep özlemini çektiğim kare tamamlanmış oldu. Babasının yönlendirmesiyle Galatasarayın renklerinde minik aslanlı bir uçurtmamız oldu. Azıcık rüzgarla uçurtma heyecanını hep birlikte yaşadık. Maalesef öyle yükseklerde süzülemedi. Bir sağa koştuk bir sola koştuk iki adam boyu yükselttiğimizde ağzımız kulaklarımıza değdi.

Sonra Minik Kumrimi Anneannesinde bırakıp evimize döndük çünkü o beş gün tatil yapmak istediğini okula gitmek istemediğini söyledi. Ne yalan söyliyeyim ben aman okuldan arkadaşlarından geri kalmasın diye düşünmüyorum tam tersi bu yıl bu tür boşluklar için son şansı diyerekten rahat bırakıyorum. Ama onsuz geçen o bir haftayı ne siz sorun ne ben anlatayım. En çok da Saatlerin ileri alınması sebebiyle akşamları erken çıkmamız ama onunla zaman geçirememek koydu. Neyse ki bugün özlem bitiyor, Kumrime kavuşacağım sayılı saatleri bekliyorum. 

O da özledi ancak çok eğlendiği için çok da önemsemiyor sanırım, uyku saati yaklaştığında bizi hatırlayıp birazcık ağlıyor bizim de içimiz gidiyor tabi. Gelip alalım mı dediğimizde ”hayır siz de buraya gelin beraber kalalım diyor” Ne yardan ne serden 🙂

Fotoğraflardan daha önceki haftadan okulun düzenlediği Çanakkale Zaferi Programından

10. Hafta – Kumkuat

Artık hamileliğin zor dönemi olan birinci trimesterini atlatmama 3 hafta falan kalmışken dün akşama kadar yediklerimi çıkardım ilk kez oldu bu genelde sabahları oluyordu bu bulantı olayı ve dün en sonunda aç bi aç yattım. Ama en tuhafı ben lavaboda içimde birşey kalmamış olmasına rağmen öğürürken birdenbire ağlamaya başlamam oldu.

Eşim panikledi ben yok bir şey diyorum ama kendimi de bu ağlama krizinden kurtaramıyorum kocacım çaresiz bana bakıyor ben de onu rahatlatmak isterken daha çok ağlıyorum. Epeyce sürdü bu tuhaf durum. Neyse kendime geldim de dondurma istedim. O da memnuniyetle bi koşu gidip getirdi.

Şu resimde görmüş olduğunuz meyvenin adı kumkuatmış belki siz biliyorsunuzdur ama ben ilk kez gördüm. Limonla, mandalina karışımı birşey sanırım. Ağacı da mandalina veya limon ağacına göre oldukça minyatür. Zaten meyveside  pek sevimli baksanıza. Benim içimde gitgide büyüyen minik mucize de bu sevimli meyve kadar olmuş bile.

Bu hafta idarını amniyos sıvısı içerisine salıveriyormuş bir de bunu yutuyormuş ama neyseki onun idrarı henüz zararsızmış ve bakteri içermiyormuş. Amniyos sıvısının  da sürekliliği böyle sağlanıyormuş. 

Yani içerideki büyüme tüm hızıyla devam ediyor. Sağlıkla inşallah…

   

9.hafta – o bir Zeytin tanesi

Çok şükür 9. haftaya gelmiş bulunmaktayız. Geçen hafta sonu annemlere verdim büyük haberi. Annem ve babamla konuşurken öyle laf arasında söyleyiverdim yeni bebekimizin yolda olduğunu. Özellikle babam çok şaşırdı ve de onu çok iyi tanıdığım için gözlerini kaçırışından anladım ne kadar mutlu olduğunu. Annem de sevindi elbette ve hemen ”e zamanıydı artık” dedi. Tam da ondan beklediğim gibi. Ne de olsa ”yaşım küçük değil artık”, ne de olsa ”tek çocukla olmazdı”. Onlarla paylaşmak bana iyi geldi, desteklerini hissetmek güzeldi.

Geçen akşam Meriçle otururken ona karnımın içinde çekildiği fotoğrafları (ultrason çıktılarını) gösterdim. Bak dedim sen bir zamanlar böyle mercimek kadar, fasulye kadardın, bize çok güzel pozlar veriyordun dedim. Aslında abla olacağını söylemek için ortam yarattım ama söyleyemedim, çekindim. Allah korusun ya kötü bişi olursa diye… Offf zaten hamileliğin güzelliğini bu endişler yüzünden ıskalıyoruz ya ben ona sinir oluyorum. 

O zaman söyleyemesem de ertesi sabah birden söyleyiverdim. Hani sana akşam karnımın içindeki fotoğraflarını göstermiştim ya işte kardeşin de şu anda orada dedim. Gözleri kısa süreli parladı geçti. Noldu ki? üzerinde durmadı işte.

Kendi mi nasıl hissettiğime gelince fena hissetmiyorum, akşamları erkenden uyumam babamız tarafından pek hoş karşılanmasa da ben bünyeme yenik düşüyorum erkenden uyuyorum… Erkenden de kalkıyorum. Erkenden kalkıp neler yapmıyorum ki, yemek, ütü, temizlik vs. Yalnız yemek yapma kısmı bu ara bana hiç zevkli gelmiyor, mecburiyetten yemek yapıyorum ve de yiyorum. En sevdiğim yemeğin tadına bile bakamadım mesela geçen hafta. Varsa yoksa yeşil salata. Koca bir tabağı tek başıma yiyorum. Başka da canımın çektiği bişi yok. Meriç’ hamileliğimde böyle belirgin bir iştahsızlığım yoktu. Mide bulantım da olmamıştı bu kadar. Şimdi korkarak yiyorum. İşyerinde midemin bulanmasından korkuyorum, patronuma söylemeden kimse de duysun istemiyorum çünkü, ve evet hala patronuma söylemedim. 

Doktor Alper Mumcu sitesinde bu hafta için düşük riski azaldı diyor (İNŞALLAH)  O bir zeytin tanesi kadar olmuş, baby center üzüm tanesi dese de Zeytin daha bizden 🙂 O içinde bulunduğu suyun içinde hareket etmeye başlamış. Bakalım ben ne zaman hissedeceğim. 

Sağlıkla anlatacak güzel haftalarımız olsunnnn 🙂

8. hafta – Fasulye kadar nimetim

Büyük bir stres yaşayıp 8. haftayı sabırla bekledim.  Kendimden beklemediğim bir performanstı bu. Tam yedi hafta dolduğu güne daha önce gittiğim özel hastanedeki doktordan randevu almıştım açıkcası çok da içime sinen biri değildi. Kızımın ertesi günü yani 08.03.2012’de veli toplantısı olduğunu bildirdikleri yazışmayı alınca fikrimi değiştirdim. Hem kızımın toplantısına gider hem doktoru da aradan çıkartırım dedim. İnternetten yol üstü bir tıp merkezi baktım.  Nette çok hijyenik, gösterişli görünen yere son anda gittim. Doktor hanım çıkmak üzere dediler, nolur çıkmasın dedim. Sağolsun doktor hanım bekledi ama kadın doğuma ayrılan yer bana hiç hijyenik gelmedi. Ama oradan gerçeği öğrenmeden daha doğrusu kalp atışlarını görmeden çıkmak istemedim. 

Ve evet gördüm. İlk kez böyle birşey yaşıyormuşçasına heyecanlanıp ağladım malesef bu heyecanı tek başıma yaşadım. Eşim gelemedi. 

Oradan kalp çarpıntısı, yer yer ağlama hali, yer yer gülerek tüm bunları kendi kendime yaparak çevredeki garip bakışlara maruz kaldım. Evet garip olan bendim 🙂

Nasılda içime atmışım heyecanımı, nasıl ket vurmuşum duygularıma. Artık sevinmeyi hak görüyorum kendime.  Bugün iş arkadaşım Nuray’a (o benim ikinci bebeğim olsun istemiyor) sürpriz yaptım. Lavaboya gittiği anda akşam onun için hazırladığım hediye paketinin üzerine dün aldığım ultrason görüntüsünü ters çevirerek üzerine ”Ruray beni de ablamı sevdiğin kadar sever misin? yazan bir not iliştirdim masasına bıraktım.(Meriç’in Nuraya seslendiği gibi Ruray) Ve de tabi sonra o gelir gelmez ben dışarı çıktım. Şoku atlatmasına fırsat vererek bi 10-15 dakika sonra geldim. Oldukça karışık bir tepkisi vardı, akşama kadar o anı anlattı, güldük… Kardeşime de bugün söyledim. Yarın annemlere gidiyoruz onlara da orada söyleyeceğiz. Sevineceklerinden eminim. Ne de olsa birinciden sonra ikinciyi de yap siparişi geleli hayli olmuştu 🙂

İçimde atan minik kalp bu hafta fasulye kadar. Benim sabah bulantılarım uykudan uyandırıyor. Çok uzun süreli olmuyordu ama bugün uzun sürdü. Kokuların bazılarını midem kaldırmıyor. Tatlıdan tarafa bakamıyorum, ekşili, tuzlu şeyler çekiyor daha çok. Bir de çok sevdiğim yemek sitelerine bakamıyorum bu ara (ye ekşiyi çıkar ayşeyi diye bir söz var di mi?)

7. hafta -Yaban mersini

Bu sabah mide bulantısıyla uyandım. Neden bulanmıyor, bir sorun mu var derken sonunda bulanmaya başladığı için hem sevindim hem de inşallah işyerinde devam etmez diye  dua ettim malum kimse bilmiyor hala. Neyse ki uzun sürmedi. Ama kokulara karşı çok hassasım. Hele piposunu ağzından eksik etmeyen işyerimizin telefoncusu geldi ki midem altüst oldu. Yakma şunu diye bağırdım çağırdım kar etmedi, bende tuttum kendimi.  

Bugün güzel bir şey oldu. İşyerimiz bir yemek şirketiyle anlaştı. Gayet güzel, sağlıklı yemekler yiyeceğimizi düşündüğüm için çok seviniyorum. Tabi bu olayın hamilelik dönemine denk gelmesi ayrıca mutlu etti. Aslında en çok bunun için sevindim. İlk hamileliğimde çok kilo almıştım 23 kilo falan 🙂 7-8 ayda farkında olmadan vermiş olsam da yine de o kadar kilo almak istemiyorum. Malum yaş geçince kilo vermekte zorlaşıyor.

Şu an içimdeki minik şey bir yaban mersini kadar fotoğraf netten.

İki gün önce henüz geçtiğimiz yaz evlenen kuzenimin de hamile olduğunu öğrendim sanırım aynı haftalardayız. O sevinçle sağa sola haber ederken ben de hamileyim diyemedim. Çarşamba günü için doktor randevumu aldım. İNŞALLAH ondan sonra bende güzel haberler vermek için sevdiklerimi ararım. Sizden dua da isteyemiyorum şimdilik. Çünkü 1 Mart’ta yazılan bu yazı da doğruca taslaklara gidiyor. 

1 Mart 2012

6. Hafta – Mercimek tanesi

İçim heyecandan kıpır kıpırken etrafıma karşı sakin durmaya çalışıyorum. Avaz avaz çift çizgiyi gördüm diye bağırmak isterken sadece susuyorum. Kardeşimle, annemle konuşacak çok şeyim varken bir yerde tıkanıyor konuşacaklarım, heyyy benim içimde bir mucize var haberiniz yok…

Dün işyerinden arkadaşlarımızı davet ettik. iki üç hafta öncesinden bir organizasyondu hazırlıktı yemekti uğraşacak olduğum için bari midem falan tutmasa da mahçup olmasam diye dua ettim. Çok şükür atlattım. Ama şimdi de kafamı kurcalayan neden midemin bulanmadığı, başımın dönmediği. Her hamilelikte bulanır diye birşey yok tabi ama hala doktora gitmeyen beni iyice meraka, şüpheye sevk ediyor bu durum.

Halbuki filmlerde, dizilerde kadının önce midesi bulanıyor, düşüp bayılıyor ve de hala anlamayıp doktora gidiyorlar ya doktor amca da ”merak edilecek bir şey yok, bebeğinde annenin de durumu gayet iyi” diyor ”bebek mi?” deyip öyle şaşkın şaşkın bakıyorlardı doktor amcaya. Hep komik bulmuşumdur. Bi kere benim regl olayım hiç şaşmaz 3 kez şaştı üçünde de hamileydim 🙂

Bu arada yediğime içtiğime dikkat etmeye çalışıyorum. Akşamları Kumrimle süt içme yarışı yapıyorum. Meyve sebze yiyorum. Bol bol balık yemeye çalışıyordum ki Dr. Emin Mindan herşey bozuldu e balıklarda bozuldu. deyince bende buyur burdan yak dedim. Artık yediğim ve çocuğuma yedirdiğim herşeye şüpheyle bakar oldum. İlla balık yiyecekseniz küçük balık yiyin demiş Dr. Emin bey bende bu akşam hamsi yapıcam hemde ilk kez fırında.

Bu arada hala kadın doğum doktorumun kim olacağı konusunda fikrim yok. Lütfen kalp atışının sesini duyurma yeteneği olan bir doktor olsun. Kumrim için gittiğimiz kontrolde kalp atışını gördüğümüzde nasıl da heyecanlanmıştık çok güzel bir şeydi o. İnşallah o kalp atışını bu kez de duyarız bunun için iki hafta daha bekleyeceğiz. Heyecandan ölmezsem yazarım 🙂

Meriç’te durmadan kardeş istiyor hatta resmen baskı yapıyor. Ben yalnızım zaten, benim hiç kimsem yok. Herkesin kardeşi var benim yok. Ne zaman olacak bıdı bıdı bıdı… Yalnızım dostlarım yalnız arabesk edebiyatı yapıp ağlıyor. Eğer sağ salim aramıza katılırsa çok mu sevecek çok mu kıskanacak meraktayım. Akşam misafirimizin bebişinden kıskandı beni ama geçen de siz zaten hep bebekleri seviyorsunuz dedi ki uzuuuun zamandır bebek falan da görüp sevdiğimiz yok yani. Hayırdır inşallah… Kafamı kurcalıyor çok şey.

İçimdeki mucize bizimle beraber olmaya karar verdiyse babycenter’in söylediğine göre o şu an mercimek tanesi kadar…

Bu arada bugün bir elbise giydim göğüs altından bollaşan bir modeli var bir iş arkadaşım ”bebek mi geliyor” dedi. Elbisenin modelinden öyle görünüyor falan gibisinden bişiler geveledim. Kesin kızarmışımdır 🙂 

 

4. Hafta – Bir susam tanesi…

Bu yazacaklarımı belki 2-3 hafta sonra sizler okuyabileceksiniz, belki de hiç okuyamayacaksınız…

İçimde varolduğunu düşünüp beni mutlu eden bir şey var bir susam tanesi kadar olduğu söyleniyor. Ben ona mucize diyorum, bir kadının hayatında yaşayabileceği en harika, en mutlu eden şey… İşte kelimelerin kifayetsiz kaldığı duygu seli…

Evet ben hamileyim! Henüz eczaneye gidip test almış, bakmış değilim. Ama hissediyorum o susam tanesini, sanırım hafta sonu cesaret edip gidip alacağım.  Büyük ihtimalle çift çizgiyi göreceğim.

Biliyorsunuz bir kızım var herşeyim dünyam… Ona hamile kalmadan önce çok gebelik testi yaptım hem de olur olmaz zamanlarda. Çok beklemiştik onu, çok özlemiştik biran önce gelsin istiyorduk aramıza, o kendi istediği zaman belki de bizim için en doğru zamanda gelmeyi istedi. İyi ki geldi…

Kızımdan sonra da iki sene kadar önce o çift çizgiyi tekrar görüp çok heyecanlanmıştım, heyecanlanmıştık. Hemen adet olduğu üzere eşi dostu arayıp haber edip, onları da heyecanlandırmış, sevindirmiştik ama bu kez yarım kalmıştı sevincimiz, heyecanımız… Yedinci ve sekizinci haftada duyulması gereken kalp atışını duyamamıştık. ‘Boş gebelikmiş’ benimkisi. Sonrası hüsran… sonrası kürtaj… Psikolojime ve bedenime inen bir neşter… Sevincimde yanımda olanlar zor anlarımda da yanımdalardı da öyle atlattım.  Çok şükür!

Bu maalesef son zamanlarda artan bir durummuş. Ben de blogger anneleri ve bu bloglara yorum yazan anneleri okudukça bu üzücü olayı yaşayan tek kişinin ben olmadığını anladım. Benim doktorum bunun yediğimiz içtiğimiz besinlerdeki giderek artan hormonlarla ilgili olduğunu söyledi. Ben yediğime içtiğime çok dikkat etmesem de en azından doğal olanı tüketmeye çaba gösterirken bunu yaşamış olmam yediğim herşeye şüpheyle bakmama sebep oldu. Bir de zamanı değilmiş demek ki diye düşünüyorum.

İnşallah o zaman şimdidir… Yani anlayacağınız ben haftasonu eczaneden o testi alıp yapsam da sekizinci hafta doktor kontrolüne gittiğimde kalp atışlarını görüp duymadan rahatlamayacağım. Kendimi o sesi duyacağıma inandırmaya, olumlu düşünmeye çalışıyorum. Çünkü ben şimdi bu mucizeyi içimde büyütmeye kendimi hazır hissediyorum. İnşallah O da sağlıkla gelmeye hazırdır…

Bu yazıyı yazdığım tarih 17.02.2012 kendimce 4 haftalık bir hamilelik yaşadığımı hesap ediyorum.

Halsizlik, bel ve sırt ağrısıyla uğraşıyorum. Bir de grip olacakmışım gibi bu aralar, boğazım ağrıyor. Ağzımdaki metalik tatta bugün geldi yerleşti. Dün iş arkadaşım grip olacağımı anlayınca bir avuç ilaç verdi, ”sakın hasta olma”dedi. Ağrı kesici, vitamin öyle şeyler işte, üzgünüm arkadaşım seninle paylaşmadığım için ama benim içimde bişi var onu rahatsız edebilir o ilaçlar diyerek ben onları içmiş gibi yapıp birini tuvalete, diğerlerini çantama attım. Elim doğal bir refleks ile karnıma gidiyor, anlayacaklar diye korkuyorum.

Bu güzel haberi vermek için kalp atışlarını duymayı bekliyorum… Şimdilik taslaklarda kalacak bu yazı, İnşallah 4 hafta kadar sonra paylaşılacak…

Bir haberim var!

Aklımızda hep ikinci çocuğumuz olmalı, olsun düşüncesi vardı. Eşim de bende iki kardeşiz ve kardeşlerimiz çok kıymetli, bahsederken hep iyi ki varlar diyoruz. Ama işte çok istediğimiz ikinci çocuk için doğru zamanı bekleyip duruyoruz. Sanki vahiy gelecek ya da büyük ikramiye çıkacak oynamadığımız şans oyunlarından da o zaman yapacağız ikinci çocuğu. Korkuyoruz işte hazır değiliz henüz, biraz ilkinin doğumuydu, bakımıydı, bakıcısıydı biraz hırpalandık ya ondan. Malum kendi ailelerimiz yanımızda değiller. Doğurup kucaklarına veremiyoruz büyütün diye. 

 

İki sene önce teşebbüs etmemize rağmen ”boş gebelik” diye bir olayın başıma gelmesinden ötürü, yaşadığım kürtaj hadisesi benim psikolojime hiç iyi gelmedi. Ama buna rağmen hep dedim ki demek ki zamanı değildi, Mevlam neylerse güzel eyler… 

Derkennn Meriç bizim gözümüzü açtı, kardeş istiyorum diyor başka bişi demiyor, hatta geceleri birbirimize sarılıp yatınca ağıt yaptığı bile oluyordu ”ben yapayalnızımmm, benim kardeşim yok, herkesin kardeşi var benim niye yokkk”  şeklinde yaktığı ağıtlar bizi bu konuda ciddi ciddi düşünmeye sevk etti. Daha ne kadar bekleyecektik hazır olmayı, beklesek de olabilecek miydik. Eh biyolojik yaşımızda yavaş yavaş hep sözedilen şu 35 yaş sınırına dayanınca çok da zaman olmadığına karar verdik.

Ve de netice itibariyle şu an ikinci yolda. Çok şükür o da bizi çok fazla bekletmedi. Demek ki o da hazırmış demek ki şimdi zamanıymış, İnşallah! Sağ salim gelsin de. Meriç’in tepkisi ilk başta umursamazdı, sonra sevindi sanki ama akşammm dedi ki ”Kardeşim geldiğinde sen hep onunla mı oynayacaksın?” ”Olur mu annem o zaman hep birlikte oynarız, siz iki kardeş oynarsınız” Meriç: ”Tamam hep onunla oynarsan ben üzülürüm.” Ben: !!!????  Nı-nı-nı-nın diye çalan tehlike çanları başladı mı şimdiden kıskançlık olayı mı baş gösteriyor, daha çoook erken değil mi? 

Hayırlısı…