Kartsız da Yaşanıyor Azizim

Bu yazıyı yazmak için biraz bekledim. Çünkü bu konuda pek kendime güvenmiyordum. Ama kredi kartlı yaşantımda kredi kartıma inanılmaz güveniyormuşum. Bunu şimdi daha iyi anladım. Nasıl anladım. Dur anlatayım.

Geçenlerde arkadaşım aradı dedi ki: ‘Biz AVM’ye gidiyoruz hadi siz de gelin çocukları sinemaya bırakır biz de bir şeyler içeriz’ dedi. Olur olur dedik. Oğlunun da doğum günüymüş minik bi kutlama yapacakmışız. Biz yola koyulduk iki bebeyle. Önce doğum günü çocuğuna hediye almak için AVM’de bulunan oyuncakçıya gittik. (Haklısınız iki bebeyle oyuncakçıya gitmek bir delilikti.) Allah’tan ben bebelere girmeden önce sadece arkadaşına hediye alacağımızı belirttim. Tamam dediler. Ama gözlerinde değişik bi ışık yandı ikisinin de. Bunlar oyuncakçı da deli danalar gibi koşturup ellerinde her defasında ebatları küçülen başka bi oyuncakla karşıma geldiler. Hayır dedim ben. KARARLI olmak biz annelere öğretilen ilk ve çok önemli kural. Ama sonra o gözlerdeki masum ifadeye dayanamadım minik minik bişiler onlara da aldım kasaya gittim. Ellerim cüzdanda kredi kartı ararken sordu kasiyer nakit mi kredi kartı mı? Aaa kartım yok ki benim. Hemen etiketlerine tekrar baktım. (Görüyor musun kredi kartım olsaydı bilinçsiz bir alışveriş olacaktı.) Minik şeylerin uçuk fiyatına sinir olarak ödemeyi yaptım çıktım. 

Oradan çıkınca -ki daha ilk duraktı sinemaya gidene kadar neler görecektik- bebeleri karşıma dizdim. Bakın dedim elimde kalan para bu sinemaya yetip yetmeyeceğini bile bilmiyorum. O yüzden benden artık bir şey istemezseniz sevinirim. (Açık konuşmak da kurallarda vardı sanırım) Benimkiler bir anlayışlı ki sormayın. Meriç ‘anne seni zor durumda bırakmak istemezdim’ dedi. Nasıl dayanır anne şimdi buna yavrum benim. 

Sinema kısmına gittik ama ben başka bir boyuta geçtim durmadan toplama bölme vs. hiç sevmediğim matematik işlemleri dönüyor kafamda. Bir yandan dua ediyorum şurdan rezil olmadan çıkayım diye. Cinemaximum ne kadar pahalı ne kadar kazık bir yermiş meğer milyon kez gittiğim halde asıl kartım olmadan gittiğimde anladım. Ben hesabımı bitiremeden geldi arkadaşlar. Ben onlara durumu çaktırmadan Ekin’i sinemaya bırakmama hesabını yapmıştım (e iki kişi iki ile çarpmak demek hiç uğraşamam). Derken işyerinden bi arkadaşı görmeyeyim mi? Kesin dedim Allah gönderdi o bir melek (Beki’nin ruhu şad olsun🤗) Selamlaştık falan ama ben bi türlü ‘ya çok zor durumdayım bana biraz borç verir misin yarın veririm?’ diyemiyorum. Melek de olsa çekiniyor insan demek. Ayrıldık onunla da. Hay dedim kredi kartımı parçalayan ellerim kopaydı. (bu arada o gün yanımda olan,karşılaştığım arkadaşlarımın yaşadığım sıkıntıyı paylaşsam yardımcı olacaklarından şüphem yok ben istemedim.Alınmasınlar 😉) 

Bu kredi kartsız ilk yaşadığım zorluktu. Sonraki zorluğu online alışveriş sitelerinde yaşadım. Neyse ki oralarda alışveriş sepetini doldurup almadan çıkmaya alışmıştım. Kimseye rezil de olmuyorsun siteyle senin aranda. Aaa site sonra mail gönderiyor o başka “beni sepetinde unuttun” diyor. Bence utandırmak için yapıyor ya da hatırlatıyor gerçekten aklından çıkmasın falan istiyor. (rüyama giriyor be markafoni yapma böyle şeyler)

Şimdi kapıda ödeme yapan hesaplar yeni gözdem 😄 Bir de eşimin kredi kartını mecbur kalınca kullanıyorum valla,  misal aliexpress kapıda ödeme kabul etmiyor ne yapayım. 

Ama gittiğim mağaza da hangi kart diye sormuyorlar mı? Nakit alışverişin hiç faydası yok çoğu yerde, peşin fiyatına 60 taksit yapıyor adam. (Matematiğim tavan bu aralar) Çıkıyorum gözlerim yaşlı… (şaka ya ağlamıyorum gözüme toz kaçtı)

Zorlukları olmasına rağmen hesabını kitabını bilerek yaşamak da güzel bir farkındalık bence 🤔

Kimseye kartının kıymetini bil onu benim için de öp kokla diyemediğim gibi kes parçala onu da demiyorum bunlar benim deneyimlerim. 

fotograf kredi kartlarımı parçaladığım günkü instagram paylaşımımdan… 

Bir Sevgililer Günü Anısı

Sevgililer günü yazısı yazacağım aklıma gelmezdi ama bugün facebook, twitter, instagram kısacası bütün sosyal alem, Google Amca bile sevgi böcüğü modunda, mail kutuma düşen sevgililer günü kutlamaları, kampanyaları da cabası. Kalpler, tektaşlar, çoktaşlar istesen de kaçamıyorsun. Hatta bu ara ciddi ciddi sardığım ilk oyun olan Hay Day bile ev yapımı sevgililer günü kurabiyesi yapmamı istedi.

 Biz bu günü kendimizce özel bulmadığımızdan kutlamıyoruz, tamamen ticari amaçlı bunlar şekerimmm. Şimdi aranızda ‘tabi kocan hatırlayıp bi tam tur bileklik almıyor, onu da geçtim bir orkide bir papatya bile göndermiyor, şiir neyim de yazmıyor ondan böyle yok efendim ticari, yok saçma gibi’ karalamalar yapıyorsun diyenleriniz olabilir. Hımmm hakkınız da olabilir ama yok ya kocam bana hediye alacaksa yarın alsın ya da bir ay sonra alsın sorun olmaz yani.

 Ama ben bugün asıl mazide bir gün hatta evliliğimizin ilk yıllarında kocamın bana aldığı hediyeyi yıllar sonra tarihe not olsun diye yazıyorum… Ben ne zaman anlatacak olsam kocam ‘duymayan kaldı mı?’ diye soruyordu duymayan kalmasın dedim 😉

 Şimdi… evliliğimizin ilk ya da ikinci sevgililer gününü yaşıyoruz, ikimizde ticari amaçlı bir gün olduğunu birbirimizin kafasına iyice sokmuşuz ‘yani kimse birbirinden hediye falan beklemiyor’. Kocacım iş çıkışı beni eve bıraktı ekmek almaya gitti. Ben de çekmişim eşofmanları telaşla akşam yemeğimizi hazırlıyorum. Gitti gelmez, gitti gelmez… Ben sinirlenmişim de birazcık, derken kapı çaldı, açtım kapıyı, tam çemkiricem ‘nerde kaldın?’ diye o da ne?!! Elinde kocaman bir paket!!! Benim gözlerim bi parladı tabi. O an ticariymiş, saçmaymış hiç umurumda değildi valla huyumuz kurusun kadın milletinin hediyenin cazibesine kapılması bu kadar saniyelik bir olay işte.

 Ayyyy benim yelkenler suya indiği gibi ağzım kulaklarıma vardı, hatta eteklerim zil çaldı… Kırmızılı janjanlı ambalajlı hediyemi aldım elime, paket büyük olduğu gibi ağır da. ‘Allah Allah ne olabilir ki bu’ diye hızlıca düşünürken o an kafamda bir ampul yandı (yanmaz olasıca) ‘nolur olmasın nolur olmasın’ diye dua ede ede açtım ki bir de ne göreyim ‘Düdüklü Tencere’!!! Ben alı al moru mor oldum. Karşımda mutluluktan deliye dönmemi en sevgi pıtırcığı halimle kendisine sarılmamı bekleyen bir adam elimde de düdüklü tencere var. Gülsem mi ağlasam mı bilemediğim zamanlardan birini yaşadım o an. Bir seçenek daha var ama sevgililer gününde cinnet geçirdi manşetlerinde yer almamak adına onu hemen es geçtim 😉

 Ne mi yaptım gülme krizine yakalandım, delirmiş gibi güldüm durdum. Bu defa kocam bozuldu, (napim benim de sinirlerim bozuldu) O ana kadar benim gözümden kaçmış olan (tabi koca paketi görünce) çiçek demetini uzatarak, ‘beğeneceğini düşünmüştüm geçenlerde alsak mı demiştin’ dedi. Ben de kendisine teşekkür edip sevgililer gününü kutladım. Sarıldık falan… Allah için çiçekler çok güzeldi. Amaaa bu iş orada bitmedi tabi. Her sevgililer gününde ya da sevgililer günü muhabbetinde bu olay anlatıla anlatıla efsane oldu.

 Benim doğum günüm Ocak’ta ardından Şubat ayında sevgililer günü olunca tuzluya patlayacak adam napsın doğum günümde hediye aldığında başlıyor ‘bu hediyeyi sana bugün kutladığımız doğum günün, sonrasında kutlamayacağım sevgililer günü, anneler günü ve diğer unutacağım günler için veriyorum’ diye. Zaten anlattığım gibi bu işi beceremiyor da, e ben de zaten saçma buluyorum dolayısıyla sorun yok, biz böyle mutluyuz. Yok be kendimi kandırmıyorum valla bak!

Bu günü özel bulan sevgilisi olan olmayan herkesin Sevgililer Gününü kutlarım…

 Bi not: O düdüklü tencereyi 10 sene önce almayı düşünmüş olsam da kocam da hangi akla hizmet edip bana sevgililer günü hediyesi olarak almışsa da ben kullanmaya henüz geçen yılın ortalarında başladım. Düdüklü tencere benim için bir öcüden farksızdı. Ama şimdi aramız iyi.

Bi not daha: Kocacığım hediye almayı beceremiyor desem de bazen öyle güzel süprizler yapar ve hediyeler alır ki, zevkli adamdır aslında vesselam, eee beni almasından da belli değil mi? 🙂

 Daha küçük bi not, bi rica : Aramızda kalsın lütfennn 😉

 

 

Yeni Yıl mı? Eskisinin Nesi vardı ki?

#blogfırtınası 6. gün

Mutfakta penceremin önünde duruyorum… Yeni yeni yeşillenen çam ağacımızı izliyorum çocuksu bir sevinçle. Biz birinci kattayız o ikinci kata ulaşıyor tam penceremizin önünde ama hiç rahatsız değiliz. Onu izleyerek kahvaltımızı yapıyoruz, Meriç ile üzerindeki kuşları sayıyoruz bazen… Meriç onu yılbaşı ağacı olarak süslemeyi teklif etmişti bir keresinde. Madem evimize yılbaşı ağacı almıyoruz onu süslesek olmaz mıymış.  Aslında fena fikir değil bizimle birlikte üç daireyi şenlendirir.  🙂 CYMERA_20131206_090205

Yılbaşının yaklaşacak olduğunu düşünmek bile içime düşen sevinçi bir anda yok etti. Yeni bir yıla girecek olmanın nesi güzel hele benim gibi yeni yılın ilk günlerinde doğum günü de varsa… Ben bu dönemde alışverişe gitmeyi bırakın sokağa çıkmayı bile sevmiyorum. Heryer kırmızı, simli, süslü… Bir de sanki mecburmuşsun gibi illa o akşam için bir planın programın içinde buluyorsun kendini. Geçip giden yılın ne kötülüğünü gördün ya da ne iyiliğini gördün ki yeni yıla bu kadar bel bağlıyorsun…

Sanırım en çok tepkili olduğum kutlama bu. Sonra sevgililer günü, anneler günü vs. Sevginin, annenin günü mü olur, olmamalı. Hergün söyle lütfen sevdiğini, Anneni de hergün ara sor. Arada hediye al buna sözüm yok hoşuma da gider yani ama bir güne sığdırmayın sevginizi rica edicim…

Doğum günleri ve evlilik yıldönümü günlerini ayrı tutuyorum onlar senede bir gün kutlanmayı hakediyor. Mesaj yerine ulaşmıştır 🙂

6. günün konusu: “Mutfakta penceremin önünde duruyorum…” Başlangıç cümlesi bu, gerisi serbest.

İlgili link burda : http://tamamenatiyorum.com/2013/11/30/blog-firtinasi/

Bir Reklam

Beni bilirsiniz reklam yapmayı sevmem. Blogumda reklama yer verdiğim de görülmemiştir -öyle bir teklif de gelmedi zaten gelse neden olmasın :P- IMG_20131127_150444

Bu yazı her ne kadar reklam görüntülü olsa da az önce elime ulaşan hediye büyük kare afillikitap’ın sevinciyle içimden geldiğinden yazıyorum. Bu arada bu ikinci hediye afillikitap’ım daha önce de facebook’ta düzenledikleri İlkbahar konulu yarışmayı kazanıp afilli ödülümü almıştım. Ben kendilerini fotoğraf sevdalısı biri olarak çok beğeniyorum. Fotoğraf baskısıyla uğraşmıyorsunuz, bastırdığınız fotoğrafları albüme sığdırmak için uğraşmıyorsunuz. Birinin albümden fotoğraf tırtıklama endişesi yaşamıyorsunuz. Ne yapıyorsunuz bilgisayarınıza kaydettiğiniz fotoğrafları afillikitap’ın sitesinden kolaylıkla albüme dönüştürüyorsunuz. Sayısız seçeneğiniz var ister tek sayfaya tek fotoğraf ister kolaj yapın. Harika!

Bir de sürekli kampanyaları oluyor kargo bedava, 24 sayfası bedava, öğretmenler günü geldi bedava, sonbahar geldi bedava vs. gibi. Siz de bir gözatın önce verdiğim linkten benim fotokitabıma göz atın isterseniz 🙂 Sadece Ekin’imin doğum günü fotoğraflarını yükledim baktım hala boş sayfam var Meriç’imin İlkokul macerasının ilk günlerini de ekledim. Böylece hayatımızın en önemli iki dönüm noktasını bir kitapta birleştirmiş oldum. 🙂

işte afilli  link’im 🙂  http://editor.afillikitap.com/share/album.aspx?album=2f54036330634842a36d6f3fcc68960183a3c79c06264506978bb3f36b534886&idEmp=1&lang=tr_TR

O kadar reklam yaptım ama bu kitap bana afillikitap’ın bir hediyesi değil, pek muhterem, nazik, hamarat, aktif, enerjik, sosyal bir blog yazarı  Esra Oruç nam-ı diğer @latigul (http://www.latigul.com/) tarafından hediye edildi. Blogunu takibe almanızı tavsiye ederim. Annelik, moda, sağlık, alışveriş, sohbet, muhabbet ve herşey üzerine bir blog. Ben kendisini Facebook, Twitter, İnstagram’dan hayranlıkla izliyorum ne yalan söyliyeyim. Birbirinden güzel fotoğraflarıyla kendimden geçiyorum misal bir aşure yapıyor fotoğraflayıp paylaşıyor sanırsın sanat eseri. İşte bir gün onun blogunda yaptığı afillikitap çekilişine katıldım. Ve o kadar kişi başvurmuş bana mı çıkacak demiş olacağım ki takip etmedim sonucunu. Meğer bana çıkmış. Sağolsun bu zarif hanımefendi amannn ben o kadar duyurdum lütfedip geri dönseydi dememiş bıraktığım mail adresinden bana ulaştı. Ben de bu hediyeyi havada kaptım 😉 Kendisine tekrar çok teşekkür ederim. Benim ve ailem için müthiş bir hediye…

 

Tütü Yapılışı

tütü5

Kızınıza doğum gününde tütü giydirmek istiyor ama bir kez giyeceği bu şey’e bir sürü para ödemek istemiyor musunuz? O halde buyrun en basitinden bir tütü yapımı 🙂

Açıkçası başta cetveli iğneyi ipliği almıştım ama sonra öyle çok da ölçüp biçmeden kafama göre yaptım. Siz de çocuğunuzun boyuna göre istediğiniz gibi  boyunu ve belinin genişliğine göre de ilmek sayısını ayarlayabilirsiniz.

 

 

Fotoğraflarla anlatımı:

tütü

önce uzunluğunu ayarlayarak kestim. Sonra bir havlu kağıdın çevresine 2 cm eninde bir lastikle kurdele doladım. İkiye katladığım tülden şeritleri Fotoğraftaki gibi lastik ve kurdeleye ilmek attım. Bu şekilde bütün şeritleri bitirdim. Sonra belki siz de atmaz kızınızın odasının lambasına asarsınız. Ben yaptım Kızım çok beğendi 🙂

bknz: en alttaki fotoğraf 😉

 

 

 

 

 

 

 

tütü1tütü3

tütü4e doğum günü bitince tütüyü atmadım tabi kızımın odasının lambasını süsledim :)

Erken kalkan yol alır

Hafta içi yada haftasonu sabah yataktan kalkış saatimiz değişmiyor Kumriyle benim. Bazı tatil günleri ‘yarım saat daha lütfen’ diye yalvardığım  olsa da onun güzel sabah cıvıltılarına karşı koymam mümkün olmuyor. Babayı uyandırmadan biraz oynaşıyoruz, sarılıp muhabbet ediyoruz o oyuna daldığında bende kahvaltı hazırlamaya başlıyorum. Canı isterse o da bana yardım etmek için mutfağa geliyor. En son aşama da babasını uyandırıyoruz.

Cumartesi Babasını işe gönderdikten sonra hazırlanıp sinemaya gitmek için erken saatte yollara düştük Kumriyle. Bize yakın sayılan alışveriş veriş merkezine gitmek için 2 dolmuş değiştirdik açıkcası aktarmalı yolculuğu sevmediğimden yolculuk kısmı yüzünden vazgeçmeyi düşündüm bi an ama Kumrime söz verdiğim şeyleri yerine getirmeye çaba gösterdiğimden 11:15 seansı için saat 10:00’da oradaydık. Meriç çok sevdiği kumla boyama yaptı. Biraz alışveriş yaptık, Meriç kendine yeşil bir elbise beğendi bense hiç beğenmedim. Ama tercihlerine saygı göstermem gerektiğini düşünüp (biraz da onu vazgeçiremediğimden) aldım elbiseyi. Neyse ki kasa da sıra bekleyen başka bir anne elbiseyi çok beğendiğini söyledi de biraz rahatladım. Benim tam tersim bir anne ona kalsa kızını gece yatarken bile tüllerle yatırırmış. Bense çok da güzel bir şort takımı beğenmiştim. Sevmiyorum öyle günlük giymeye tüllü, simli şeyleri. Netice de kız çocuğu işte damarlarındaki asil kanda var süsü püs.

Sinema maceramız ise gerçekten komikti. Sabahın o saatinde koca sinemada sadece Kumri ve ben vardık. Hatta reklam arasında görevli gelip ara isteyip istemediğimizi sordu 🙂 İki kişi olmamız onu sıkar belki diye düşünmüştüm ama öyle olmadı  Sevimli Balık Pupi’ye gittik beğendik. Artık Meriç bilinçli izliyor filmleri iki sene önce gittiğimizde sadece karaktere odaklanıyordu anlamak için değil göz zevki için izliyor gibiydi ve daha kolay dikkati dağılıyordu. Şimdi tahminler yapıyor, üzülüyor, heyecanlanıyor filmin sonuna doğru  biraz sıkıldı ama onun dışında eğlendi. Eşime anlatırken sen benim için hiç sinema kapatmadın ama ben kızım için kapattım dedim 🙂

Sinemadan sonra bowling salonuna oynayanları izlemeye gittik. Kumri tutturdu bende oynıcam diye ben yok toplar ağır, yok bak sadece büyükler oynuyor hep diyerek onu oyalamaya çalıştım tabi asıl neden benim hiç bu konuda tecrübem olmamasıydı, rezil olmayı göze alamadım. Dönüşte aktarmalı yolculuk iyice zor geldi. Kumri uyumaya falan kalktı, sıcaktı, kalabalıktı derken biraz zorlandık. Eve geldiğimizde uyusaydı iyiydi o uyumadı oynadı zıpladı durdu bense nasıl yoruldumsa biraz uyumuşum, gündüz uyumak adetim olmadığı halde.

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kırmızı Şalvar Davası

Bizim oralarda bir söz var Annem çok kullanırdı, ”kızın varsa kırmızı şalvarını çıkar” diye. Şalvarı bilirsiniz köylerde giyilen bir giysi, kırmızısı da süslüsü oluyor sanırım. Yani şöyle demek istiyor, kızın (çocuğun) varsa süslü püslü gezmek senin neyine, kendine değil çocuğuna al süslü, renkli şeyleri. Ben annem bu sözü her söylediğinde ne demek istiyor ki diye düşünürdüm herkesin şalvarı kendine değil mi 🙂

Kızımın hayatımıza girmesiyle birlikte annemi bir çok konuda daha iyi anladığım gibi bu sözünü de anlamış bulunmaktayım. Şöyle ki hani benim şu hiç hazzetmediğim kocaman alışveriş merkezleri var ya dün akşam onlardan birine gittik. Mağazalar göz kamaştırıcı güzellikte, olabildiğince albenili, davetkar dizayn edilmiş. Haliyle hepsine bir girip bakmak istiyor kadın kişisi. Ancak gelin görün ki benim dönüp dolaştığım yer hep çocuk mağazaları, reyonları oluyor. Evet çok çekiciler, minimini pek sevimliler falan da benim de giyinmeye, süslenmeye hakkım yok mu?

Bendeniz bu durumu akşam LCW’nin hamile bölümünü görüp dalmak istediğimde görevlinin de ”kapatıyoruz” demesiyle ve bir de birkaç sabahtır gardıropumun önünde farkettim. Hala hamile kıyafeti alabilmiş değilim ve artık kıyafetlerimi giymekte zorlanıyorum. Sonraki alışverişimizde kararlıyım sadece kendime alışveriş yapacağım. Kırmızı şalvarımı çıkarmıcam ben anne 🙂

Meriç’in minik ağzında bu ara şöyle bir şiir dolaşıyor ”Yemeyip de yediren, giymeyip de giydiren, her an bizi düşünen, canım annem gül annem”  Canım kızım benim ama neden giymeyecekmişim 🙂

hesap kitap işleri

Geçenlerde Şehrikeyif adlı siteden, bir paket aldım (ismi cismi bana kalsın) aldım almasına ama işletmeye gittiğimde bin pişman oldum bu yaptığıma.  Bu gibi durumlarda öyle tüketici hakları hukları pek uğraşamam normalde  atarım çöpe gider yani, bu çok param olduğundan değil, uğraşmak zor geldiğinden. Oraya başvur, buraya bıdı bıdı ve nedense hep olumlu bir sonuç almayacağımı düşünürüm. Ama bu kez verdiğim paraya öyle acıdım kiiii. İnsan hakları mahkemesine bile başımı vurmaya kararlıydım, neyse ki gerek kalmadı.

Nasıl mı oldu? Bu alışveriş yaptığım daha doğrusu kupon aldığım siteye mail yazdım. ”Sizden almış olduğum kuponları kullanmak için gittiğim şirkette şunla karşılaştım böyle kötüydü bıdı bıdı…” yazdım da yazdım, tabi gerçekleri yazdım hatta az bile yazdım. Yazdıktan sonra ”şikayetiniz değerlendirilip size dönülecektir” diye bir cevap geldi, ”hah” dedim  ”klasik cevap, sen iyisi mi o paranın üzerine su iç.” Kuponların geri kalanını kullanmamakta kararlıyım ama paramın da geri zekalı insanların çalıştığı pis, ucube yere kalmasını istemiyorum. Neyse ki Şehri keyif beni çok bekletmedi sonuç için, hem de paramın tamamını geri kartıma iade ettiklerini yazan bir mail daha gönderdiler. Ben bu cevap karşısında çoook mutlu oldum tabi, oh olsun o geri zekalı şirkete, helal olsun Şehrikeyif.com’a. Ben adeta zafer kazanmış olmanın mutluluğunu yaşarken benimle aynı kuponu arkadaşıma da aldığı kuponları iptal ettirdim. Eee ne demişler Şikayetlerinizi dostunuza, beğenilerinizi facebook’a aman ne diyorum ya.

Bu kadar değil ama sonrasında bankamın hesap ekstresi geldi, bir de ne göreyim iade falan yok, netten hesabıma baktım hiç bişi yok, birde alışveriş yapmışım nasılsa gelecek param var diye onun dışında bir ufak bir puan kırıntısı var o kadar. Ben hemen celallenmeyeyim de biraz daha bekleyeyim dedim bekle bekle malesef yok. Tabi üzüldüm o  bir konuda hakkımı arayayım dedim onda da bak ortada ne hak var ne hukuk. Neyse önce bankamı aradım, müşteri hizmetleri görevlisi Müjgan ”o tarihte yatan bir bakiye, iade yok” diyor o nefret ettiğim metalik sesiyle, bir de ”yardımcı olabileceğimiz başka bir konu var mı?” diye sormaz mı. Ardından Şehrikeyif.com’u arıyorum onlarda ısrarlı yatırdık diyorlar. Offf yatırdın da nerede? boşlukta biryerlerde garip garip duruyor mu yani paracıklarım.

Artık ümidimi kestim, sonuçta gözden çıkmış bir paraydı diye kendimi teselli etmeye başlamıştım ki bugün başka bir banka kartımın hesap ekstresi geldi, benim iade paracıklarım meğer o kartta değilmiymiş, o karttaymış. Özür dilerim Şehrikeyif.com, özür dilerim diğer banka ve metalik sesli gıcık müsteri temsilcisi.

İşte böyle günlük, bu olay kulağıma küpe oldu mu pek bilmiyorum hani bir daha alışveriş yapmayacağım falan  diyemiyorum 🙂 Ama hakkımı aramakla ilgili güzel bir karar aldım. 

Dönde bir bak kendine

Geçenlerde Meriç’in isteği üzerine yakınlardaki alışveriş merkezine resim yapmaya gittik. Resim derken simli renk renk tozlar var, birde resimli yapışkanlı kağıt, o renkli tozları kaşıkla yapışkanlı kağıdın yapışkanın koruyucusunu çıkarıp resim kağıdının üzerine döküyorsun. Renkli simli bir resim ortaya çıkıyor böylece, Meriç’te çok eğleniyor. Ben yaptım’larına ekliyor ve diğer yüzlerce resim arasındaki yerini alıyor o da. 

Neyse neyse şimdi Meriç ile ilgili bir yazı yazmayacağım zaten, bizle yani kadın cinsi ile ilgili bir yazı yazmak geldi aklıma o gün. Resim aktivitesi sonrasında gelmişken birşeyler bakayım dedim, ev için, kendimiz için. Alışverişin otuzuncu dakikasında eşim sıkıldı ve dışarda biryerlerde olacağını söyledi. Ben Meriç ile ona birşeyler bakmaya devam ettim. Meriç zayıfçık bir kumri olduğu için pantalonların boyu olsa beli olmuyor, beli olsa boyu olmuyor. Ben böyle hesap kitap yaparken Meriç’e bakınıyorum, aha yok! kendimi kaybetsem onu kaybetmem öyle olduğunu düşünüyorum en azından, ya da o benden çok uzaklaşmaz. Ama işte yok! heryere bakıyorum yok çocuk. Sonra üzerindekiyle aynı renk pembe çocuk montlarının arasından bana bakan cincin gözleri, suratındaki muzip ifadeyi farkediyorum ve derin bir oh! çekiyorum. Burda bi kaç satırla özetlediğim bu iki dakikalık olay bir annenin yaşayabileceği en berbat anlardır. 

İşte ben bu anları yaşayıp kızıma sıkı sıkı sarıldıktan sonra alışverişte biz kadınların normal olmadığımıza dair dolaşan fikirlerin aslında çok da yanlış olmadığına dair inancım arttı. Bende etrafımdaki kadınları gözlemledim. O nasıl bir kendinden geçmedir, nasıl bir yarıştır…Bunu daha ilk dakikada farkettim. Askıdakilerin hepsinde parmak izimiz vardır bir kere, ”o mu? , bu mu? pembe mi?, siyah mı?” bir de çaktırmadan diğer hemcinsimizin elindekine takılır gözümüz, komşunun tavuğu kaz görünürmüş misali ”hay Allah o daha güzelmiş,kapmış” diye içten içe sinir oluruz. Bıraksa da alsam diyerek diğerlerine el- göz değdirirken onu da kesmeyi ihmal etmeyiz. Birde orta yere yığılmış olanlar vardır doksan kuruş kadar indirimli olan mallar. Onların başı hep kalabalıktır. Eşim sanki bedava dağıtıyorlar der her defasında o birikintiyi ve etrafında birikenleri gördüğünde. En alttan en üste her gelen bir devirir iyice. Bir kazağın bir kolundan başkası diğer kolundan başkası tutar bazen farkında olmadan bu gibi durumda bakışıp gülümseriz çoğu zaman neden? çünkü o da kadın anlarız birbirimizi mesajı göndeririz böylece. Bazen beğenmesekte doksan kuruş indirimin hatrına alırız, indirimdeydi aldım deriz eşe, dosta, aile bütçesine katkı. 

Bazen stresimizi atarız alışveriş yaparken, bazen gerçekten ihtiyacımız olduğundan yaparız ama biraz listenin dışına çıkarız, bazen eğlenmek için arkadaşlarla (tabi kız arkadaşlarla) birlikte keyifli zaman geçirmek için yaparız ama yaparız, ister kocaman AVM’ler olsun ister çarşı, pazar kadının içinde genetik bir özellik bu, bir tutku. Severiz alışverişi. Rahatlarız, coşarız, kendimize geliriz, kendimize güvenimiz gelir. Ayaklarımıza karasular iner ama olsun değer deriz. Sevgiliden ayrılınca, kayınvalideye kızınca, işten bunalınca kim tutar seni. İşte o gün benim dışımdaki kadınlara bakma fırsatı buldum, adeta bir yarış içerisindeki hemcinslerime bakınca kendimi onlarda, onları kendimde buldum. Yalnız bir de erkek kısmının bu olaydaki yerinin içler acısı olduğunu farkettim. Karı koca gelmişlerse koca kısmısı kendinden geçmiş karısını bu tatlı rüyadan acımasızca uyandırır yada bunun için elinden geleni yapar. Hadi’lerin arkası kesilmez. Bu tür kocalar ya duymazdan gelinir ya da göz arkada lanet olsun der çıkar kadın kısmısı mağazadan. Benim eşim de işte beni oracıkta bırakıp dışarı çıkıveren cinsinden. Arada telefonla uyarmaları da unutmamak gerek.

Yalnızzz sevgilisiyle alışverişe gelen erkeğe ben acıdım işte, hele ilişkinin başında olduğunu düşünsenize bu maceranın. Kaçsan kaçamazsın, bağırsan bağıramazsın işin kötüsü giyinme kabininde onlarca kıyafet deneyen sevgilinin çantası, gözlüğü vs. taşımakla görevlendirilmişsin, bambaşka bir dünyanın içindedir o erkek, zaten bu durumla başedebildiyse, kabullendiyse evlenmekte zorlanmaz bence. Bir de erkek dayanışmasına tanık oldum, tabi bu ”yoruldun kardeş ver ben taşıyayım eşinin eşyalarını ” şeklinde bir dayanışma değil, bu; bakışlarla ”seni anlıyorum” dayanışması ,hatta tanımadığı adamla arasında nasıl bir bağ oluşuyorsa o an birbirlerine gülümseyenlerini, iki laf edenlerini gördüm duydum ”napıcaksın kadınlar böyle” gibi değerlendirme (dedikodu) yapanları… 

Çok yazılmış, çizilmiş, konuşulmuş, tartışılmış bir konuda kendimi de ayırmadan kendi gözlemlerime dayanarak iki laf ettim ama umarım hemcinslerim beni anlayışla karşılar 🙂 06.12.2011