27. Hafta – Duygusal ve Kararsız Gebe

Bu haftalar pek bir zormuş sevgili okur. Öncelikle duygusal açıdan… Babamın mide rahatsızlığı, tuttuğu Oruç nedeniyle nüksetmiş ona ağlarım, kızım bir söz söyler taaa içime dokunur ona ağlarım, günceli takip edeyim derim ağlayacak tonla şey olur zaten ağlarım da ağlarım… Bir de üzerimde bir alınganlık var ki sormayın normalde asla kafa yormayacağım şeylere takılıp kalıyorum.

Bu haftalar hormonların asıl tavan yaptığı zamanmış bana kalırsa. Hareketlerimin de geçen haftalara göre kısıtlanması beni oldukça sıkıyor, rahatsız ediyor. Maalesef geçen haftalarda iyi gittiğini düşündüğüm kilo alımım da bu ara iyice hızlandı üzerinize afiyet on kilo almış bulunmaktayım. Ve son üç aylık döneme yeni girdiğimi düşünürsek durumum vahim gibi görünüyor. 

Çok şükür büyüyen sadece benim göbeğim değilmiş kızım da hızla büyümeye devam ediyormuş içeride. Kaşı kirpiği oluşmuş çoktan da gözleri de işler duruma gelmiş. Akciğerler solunum yapabilme özelliğine sahip olsalar da bu hafta da doğan bebekler surfaktan adlı maddenin yetersiz olması nedeniyle solunum problemi yaşarlarmış, o yüzden canım kızım sen benim sızlanmalarımı boşver ve zamanında sağlıkla gel anlaştık mı?

Bu hafta Meriç’in bebekliğinden neler saklamışım onları çıkardım. Sakladığımı sandığım kıyafetleri de dağıttığımı farkettim.  Sanırım ikinciyi düşünemediğim buhran zamanlarıma gelmiş, her kime verdiysem de helal olsun.

Şimdi asıl sorunum odalarını ayırmalı mı ayırmamalı mı? Bizim evimiz üç oda bir salon oturma odası olayımız yok salonumuzda oturuyoruz, uzanıyoruz, misafir ağırlıyoruz  vs. Oturma odası olan oda da Meriç’in odası, onun dışında bir de küçük odamız var ama ferah bir oda. İki numaranın odası olarak orayı hazırlamayı düşünüyorum, malum zamansız uyanmaları, ağlamaları, acıkmaları olacak. Bu durumda Meriç’in de rahatsız olmasını istemem. Hem de Meriç seneye anasınıfına başlayacak sonra ilkokul falan derken daha rahat bir ortam gerekli olacak ona da. Bir yandan da Meriç’in odasında ranza olsa daha mı iyi olurdu diye de düşünüyorum ikisi de kız olunca mantıklı gibi aynı oda, hem ev de derli toplu olurdu, yerden tasarruf olurdu, küçük odayı yatılı misafir için kullanırdık yine diye de düşünüyorum. Başta bir park yatak alıp istediğim odaya taşıyıp, gerisini de sonra mı düşünsem dediğim de oluyor. Bilemiyorum işte kafam karışık bu hususta.. Meriç’in bebekliğinde bir sallanan beşiğimiz vardı katlanma özelliği olmadığı için eski evimizde daha küçük olduğundan evde koyacak yer bulamayınca başkasına vermiştik daha taksitlerini ödemeye devam ederken hemde. Sonra bir de park yatağımız vardı onun da bir yeri kırıldı pek de sevmemiştim zaten onu da attık. Biz zaten Meriç ile 3-3,5 sene beraber yattığımız için yataklar da gereksizdi evimizde. 

Sevgili okur bana bir akıl ver kurbanın olam ben şimdi napam? 🙂

Şu da pek tatluymış yahu 🙂

26. Hafta – Koca göbek ve pufidik ayaklar

Geçen haftayı tatil sebebiyle yazamadım. Çıkmadan önce bazı endişelerim olsa da (yolda sıkıntı yaşar mıyım, denizde mikrop kapar mıyım? doktorumdan çok da uzaklaşmasa mıydım?) gibi ama çok şükür tatili sorunsuz bir şekilde  geçirdim. Giderken yanıma oralarda başıma bir şey gelirse diye bütün tahlillerimi, sonuçlarımı vs. almıştım. Doktorumu arayıp denize girip girmeme konusunda da danışmak istedim önce ama sonra vazgeçtim, girme derse ne bileyim ikircikli konuşursa diye çekindim. Sonuçta denize girmeyi, yüzmeyi çok istiyordum, normal giden hamileliklerde önerildiğini de biliyorum havuzu tavsiye etmiyorlar ama zaten havuzu ben de sevmiyorum. Sonuç olarak denize girdim, yüzdüm… Bunun bana ve bebeğime çok iyi geldiğini de hissettim.

Tatil de ayrıca İyot kısıtlı diyetimde yasaklı listesinin baş sırasındaki Deniz Balığını, yeşilliği ve biberi kıtlıktan çıkmışcasına yeyince iyotun dibine vurdum diyebilirim. Tam da değerlerim normale ulaşmışken bu hiç de iyi olmadı ama napiim canım çekti. 

Bir, bir buçuk hafta da 3 kilo birden almam da iyi olmadı, aramızda sadece bir ay olan iş yerindeki arkadaşımın göbeğiyle kendi göbeğimi kıyaslamaya kalktığımda (kendisi hala hamile kıyafeti giymiyor) kendimi oldukça ‘iri’ buluyorum neyse aslında onu çok sorun etmiyorum da (onun içi geniş diyerek beni kandırıyorlar bende inanıyorum) daha çok yatarken sorun oluyor koca göbeğim, doğru uyku pozisyonunu bulana kadar uykusuz kalıyorum. Bu hafta ayaklarımda da şişlikler de başladı işte bundan hoşlanmıyorum bir somun ekmek gibi görünümleri var, sanırım uzun süre iş yerinde hareketsiz kalmaktan oluyor çünkü eve gittiğimde şişliklerim bir nebze de olsa iniyor. Biraz yürüyüş yapmak istediğimde de artık daha çabuk yorulduğumu hissediyorum. Bir göbek fotoğrafı da benden olsun 🙂

Bu haftada bebeğimin akciğerlerinde damar yapıları ve hava kesecikleri  ve el ayak izleri de oluşmaya başlamış. Hareketlerini hissetmediğim bir an da elimi göbeğime koyduğumda karşılık vermesi hatta sadece bana değil babasına ve ablasına da bu samimiyeti göstermesi inanılmaz mutlu ediyor. 

Bu hafta ile birlikte ikinci trimesteri de geride bırakmış oluyorum, inşallah üçüncü dönemi de rahatlıkla, sağlıkla geçiririz…

Akyaka’da Bir Huzurlu Tatil – 2

Geçen yazımda kocamın plansız programsız tatil fikrine katılırmış gibi görünüp, el altından nerelerde kalınır, nerelere geziler yapılmalı, kalınacak yerler vs. araştırdığımı parantez içinde söylemiştim.

Onun benim hain planlarımı anlaması çok uzun sürmedi tabi 🙂

Öncelikle dün de bahsettiğim Kadın Azmağı, Akyaka’nın en meşhur yerlerinden biri şanslıydık ki apartımız tam da Azmak manzaralıydı. Okaliptus ağaçlarının gölgesinde akşamları oturup bir yandan doğal yolla serinleyip bir yandan dere de gezen tekneleri, kazları, yüzen cengaverleri izlemek, manzaranın güzelliğini hafızama ve fotoğraf makinamın hafızasına işlemek çok zevkliydi.

Madem yüzemiyoruz biz de Azmakta tekne turu yaparız diyerek (bu gitmeden önce zaten araştırdığım bir geziydi) gayet uygun fiyata tekne bulduk. Tekne de bildiğiniz küçük balıkçı teknesi.  Ben gittim teknenin en başına oturdum fotoğraf çekeceğim ya,  ama en güzel fotoğraflar bende olmalı bencilliğiyle yaptığım bu hareket maalesef hüsranla sonuçlandı. O tekne döndü döndü ben kıç tarafında kaldım iyi mi? Fotoğraf çekimlerinde her karemde bir koca kafa, el, ayak o da olmadı başkasının uzattığı fotoğraf makinası oldu, benim fotoğraflar da fiyasko oldu tabi. Neyse siz siz olun fotoğraf çekecekseniz teknenin başı sonu nerede iyice hesap edin de oturun. Fotoğraflar fiyasko olsa da 40-45 dakika süren mini tekne turu gayet güzeldi. Derenin içinde küçüklü büyüklü balık grupları bi sağa bir sola kaçışıyordu ve pırıl pırıl  suyun içinde adeta  yemyeşil bir orman vardı. Nereye bakacağımızı şaşırarak, adeta kocaman bir akvaryum izler gibi  şölen yaşadık.

Azmağın suyu yat teknelerinin olduğu yerlerde denize karışıyor denize girdiğinizde de zaten kimi yerlerde soğuk kimi yerlerde ılık olarak bunu hissedebiliyorsunuz ki başlarda bir şok etkisi yapıyor 🙂 

Asıl tekne turu için İzmir’den gelecek arkadaşlarımızı bekledik. Onlar geldiklerinde güzel bir tekne ayarladık tabi yine sihirli kelime ‘huzur’ idi. Çünkü gözlemledik ki çok büyük olan teknelerde bangır bangır müzik yayını yapıldığı gibi kalabalıkta balık istifi gezi hele ki çocukla işkence gibi oluyor. Neyse ki biz çok güzel bir tekne bulduk. Oldukça konforluydu. Yolcu sayısını 15-20 kişiyle sınırlı tutan kaptanımız öncelikli olarak yolcuların rahatını düşünmüş gibiydi. Kimse sıcakta kalmadı bi kere. Güneşlenmek isteyenler için teknenin üst kısmını ayırmışlar, uyuyan, uyumak isteyen çocuklar ve teknedeki tek hamiş olan benim için kamaralarını kullanabileceğimizi bile söylediler. Müzik yoktu, doğanın, çocuklarımızın sesi bize yetti de arttı bile 🙂 Kocaman gezi teknelerinin iki katı ücret ödesek te giderseniz bizim gibi daha küçük, kalabalık olmayan teknelerle daha çok tadını çıkaracağınızı bilmenizi isterim.

Sanırım altı koya gitti teknemiz, isimlerini kesin olarak hatırlamamakla birlikte hepsinin birbirinden güzel olduğunu söylemeliyim. Ülkemizde ki her güzel koydan birine verilen isim gibi koylardan birinin adı Akvaryum Koyu idi, biri Lacivert Koy, Yer altı mağaralarının olduğu başka güzel bir koy ve beni geçen sefer gittiğimde kendine aşık eden, oradaki gibi kumu, denizin rengini başka bir yerde görmediğim için asla unutamadığım, dillere destan aşk hikayesiyle de ilgi gören Cleopatra (Sedir) Adası aklıma gelenler. Akyaka’ya gittiğinizde bir gününüzü bu tekne gezisine ayırmalısınız ve tertemiz denizde yüzmek gibisi yok. Tekne turunda Meriç’te çok eğlendi, her koyda attı kendini denize, son kişi kalana kadar da çıkmadı tekneye. Arkadaşları da yanında olunca keyifliydi her şey onun için. Bir ara teknenin dümenini bile geçirdi.  

Marmaris gezimizden zaten geçen yazımda bahsetmiştim. Öyle bir akşam üstü çıkıverdiğimiz ama bir an önce Akyaka’mıza dönmek için çabaladığımız bir gezi olmuştu. Marmaris’in merkezinden çok civarını gezmeyi sevmişizdir hep. Denizi, yeşili, mis gibi havasıyla eşsiz güzelliklere sahiptir Marmaris. Ama gece en azından bizim için çok gürültülü, kalabalık ve bunaltıcı idi kusura bakma Emmoğlu 🙂

Son günümüzde yine benim gitmeden önce araştırdığım iş yerinden arkadaşlarımın da gidip beğenmesi ile listeye eklediğim yer olan Beyobası – Yuvarlakçay’a gittik. Bu kez Muğla’da yaşayan teyze kızımı da aldık aramıza, o da benim gibi hamile,  üstelik aramızda iki hafta falan var.

Beyobası, Akyaka’ya 30-40 dk mesafede Muğla Fethiye yolu üzerinde bir köy. Beyobası tabelasından saptıktan sonra girdiğimiz dar, toprak yol pek de güzel değildi ve açıkcası o kadar kişiyi sürüklediğim için neredeyse suçluluk duymaya başlıyordum ki hedeflediğimiz yere gelince, eşimin, arkadaş, çocuk ve akrabalarımın yüzündeki mutluluğu görünce rahat bir nefes aldım. ‘O kadar yolu geldiğimize değdi’ dediklerinde ben daha çok mutlu oldum. Bildiğiniz köy burası ama orayı farklı ve özel kılan Yuvarlakçay. Otuz bin dönümlük araziyi besleyen, çevre halkının göz bebeği olan bir dere. Biz de bu derenin olanca haşmetiyle içinden geçtiği bir tesise girdik. Bir de ne görelim orası başka bir alem ve elin turisti çoktan keşfetmiş de keyfini çıkarıyor. Doğal klimalı bir mekan, öyle serin öyle güzel ki, hemen şelale manzaralı bir köşe bulup kurulduk. Ayaklarımızı suya sokup çıkarmamız bir oluyor soğuktan. 

Büyüklere kiremitte alabalık, çocuklara kiremitte köfte söyledik. Deniz balığının yeri  yasak olmasına rağmen ayrıdır benim için ama burada yediğim alabalıkta oldukça lezzetliydi. Kendimi öyle kaptırmışım ki balığı silip süpürdükten sonra balığın tabakta kalan yağını ekmeğe bana bana yerken buldum kendimi 🙂 

Civarda dolaşıp fotoğraf çekmek istedim ama çaydan uzaklaştıkça hava öyle çok değişiyordu ki sıcakta hiç iyi bir fikir olmadığını görüp, bi kaç börtü böcek çektikten sonra Beyobasından ayrıldık. Arkadaşlarımızla Akyaka’da vedalaştık, ne yalan söyliyeyim asıl zoru Akyaka’dan vedalaşmaktı. Akyaka için bir hafta iyi bir süre aslında, daha uzun olsa belki sıkıcı gelirdi ne var ki şu anda yazmak yerine yeniden oraları yaşamak isterdim. 

Biz Muğla’ya doğru devam ederken eşimin merakıyla girdiğimiz yeni bir sapakta Seyirtepe oldu. Eşim seçti diye demiyorum tek güzel yanı Akyaka ve civarına son kez tepeden bakmaktı. Yürüyüş yolu kamelyalar falan yapılmış ama öylece de bırakılmış, terkedilmiş bir görünümü vardı. Tırsmadım desem yalan olur. Ama duyduk ki buralarda kamp kurup, doğa yürüyüşü yapılıyormuş. Sanırım baharda falan yapıyorlardır. Biz almayalım dedik ve Teyze kızını evine bıraktıktan sonra Çine’de bir gözleme molası verip İzmir’e, evimize doğru durmaksızın yol aldık.

Eve vardığımızda da insanın evi gibisi yok dedik tabi 🙂

Akyaka’da bir huzurlu tatil – 1

Akyaka tarihi, doğası, mimarisi ile diğer turizm beldelerinden farklı olarak sakin, bozulmamış doğası ile de şirin bir beldedir. Ormanlarla çevrili tepeleri, dağları tertemiz deniziyle gelişmek ayağına bozulmasın ne olur diye dualar ettiğim bir yerdir aynı zamanda. 

Benim Akyaka sevdamsa bundan sanırım 10 yıl öncesine dayanıyor. O zaman dört özgür kız olarak, kardeşim ve iki kız arkadaşımla gitmiştik. Çok güzel bir tatildi ve ben Akyaka’ya o zaman hayran kalmıştım. Mis gibi havasına, denizine, koylarına, şirin beyaza boyalı begonvillerle çevrelenmiş evleri ve pansiyonlarına, mimarisine, en çok da o zamanlar oldukça sıkıntılı bol virajlı olan bir yoldan sonra sürpriz gibi, ‘evet sizi biraz yorduk ama işte ödülünüz bu’ der gibi karşımıza çıkıveren Akyaka manzarasına aşık olmuştum.

Sonra ne zaman o yoldan geçsem aklım Akyaka’da kaldı. Evlendikten sonra da sanırım bir sonbahar günü  Fethiye dönüşü saptık Akyaka Sapağından işte o gün eşim de hayran kaldı. Hep bir ara gidelim dedik de yol üstü uğranan bir yerden öte plan yapmadık üzerine. Bu yıl ise ilk kez plansız bir tatil yaptık. (Aslında Antalya – Adrasan planımız vardı da o kadar yolu göze alamadığımdan iptal oldu) Bu kez önceden ne yer ne güzergah belirledik. Akyaka’ya gidelim mi gidelim dedik sadece. (Aramızda kalsın ama aslında plan yapmayan sadece eşimdi. Ben Akyaka’da nereler gezilmeli, ne tür turlara katılmalı, civarda nerelere gidilir nerelerde kalınır gibi çalışmalarımı el altından yürüttüm. Plansız çıkmam arkadaş!)

Akyaka yolunda yine hummalı bir çalışma, yine zorlu virajlar olsa da ödülümüz olan Akyaka manzarası ile şenlendik. O sapaktan içeri girince kendimi dış dünyadan soyutladım. Suratımda kocaman bir gülümseme yanımda biricik canım ailem ve Akyaka vardı… Deniz’e çok yakın olan yerlerde yer bulamadık, Azmak Deresine yakın olsun o zaman dedik ve de manzarasıyla çok sevdiğimiz bir apart bulduk. Tatilde yemek ile uğraşmak sıkıcı gelse de nedense orada bana o bile zor gelmedi. Kahvaltıları ben diğer öğünleri ise eşimle anlaşmalı olarak beraber hazırladık. Bazen de kendimizi ödüllendirip hatta yasak delip dışarıda balık yedik.

Erken saatlerde kalkan ben olduğum için önce fotoğraf makinamı alıp dere boyunca hem yürüyüş yaptım hem fotoğraf çektim, geldiğimde hala uyuyan çekirdek aileme kahvaltı hazırladım. Kahvaltı sonrası ben ve kızım Azmak boyunca ilerleyip kah muhabbet edip gülüşerek, kah kedilerle, kazlarla oynaşarak kah mavi kapak toplayarak deniz kenarındaki yerimizi aldık. Benim denize girme sürem on dakikayı buluyorsa Meriç’in suyla kaynaşması on saniyeyi geçmiyordu her defasında. Bu arada ne doktorumu aradım ne bilene danıştım denizi öyle çok seviyorum ki zaten bir dolu yasağım var bari denizin tadını çıkarayım diyerek attım kendimi denizlere… Bebeğimin zevkten taklalar attığını hissettim, Kumrim zaten bir su kuşu değmeyin keyfimize. Ama zaten sık sık acıkan bir hamiş olarak deniz de iyice acıktırdığından, yanımda getirdiğim meyvelerde kesmediğinde, üstelikte güneşin tepeye çıktığı zamanlarda en büyük sorunum aparta gidebilmek için Meriç’i denizden çıkmaya ikna etmek oldu. Biraz daha biraz dahalarımız bitmek bilmedi.

Bu yıl Kumrinin aslında kolluksuz yüzmesini istedik çok da güzel yüzdüğü halde kolluksuz yüzemeyeceği gibi bir endişe yaşadığından biz de kolluklarının havasını indirdik. Yani bir yerde sadece psikolojik destek oldu onların varlığı. Bu arada bunu da bir bilene danışmadım siz bana bakmayın 🙂

Öğle arası gittiğimiz apartımızda kocacığımın ellerinden çıkma yemeğimizi yiyerek bir güzel dinlendik  zorla denizden çıkardığım Kumrinin uykunun kollarına kendini bırakması pek de zaman almadı haliyle.  Benim gündüz uyuma gibi bir zevkim hiç olmadı hamileyken de bu değişmedi ben bu araları kitap okuyarak geçirdim. Öğleden sonra saat 16- 16:30 gibi de tekrar denize koştuk, bu kez babamızla.

Tatilimizin son iki gününde çok sevdiğimiz çocuklu arkadaşlarımız da bize katıldı. Buna en çok Meriç sevindi.  Sevdiği arkadaşlarıyla denizde, kumda oynamak onu daha da mutlu etti.

Akşam olduğunda salına salına (yorgunluktan) aparta doğru yol aldık. Ama her gün önce Azmak kenarında serinleyip, ayaklarımızı dereye soktuk, birbirimizi ıslatma oyunları oynadık, derenin buz gibi suyunda yüzenleri içimiz titreyerek izledik. Bizim grupta o kadar cesaretlisi çıkmadı arkadaşımızın ayağı kayıp düşen oğlundan başka 🙂

Akşam aparta girdikten sonra yemek yemek dışında dışarı çıktığımız olmadı Kumri zaten 21:00 gibi uyuyor ya da yorgunluktan bayılıyor demeliyim. Sadece bir akşam Marmaris’e gittik. Hem Amcaoğlumu görmek hem de biraz da Marmaris havası solumak için ama yorgunluktan bayılacaktık neredeyse hatta Kumri bayıldı oturduğumuz yerde uyudu, babası ve amca oğlum onu kucakta taşımak zorunda kaldılar. Ben ve kocam Marmaris’in gürültülü, kalabalık ortamına yabancı kaldık, kendi memleketimizde yabancı gibi hissederken turistler sanki ezelden oralıymış gibi tadını çıkarıyorlardı, dansın, içkinin, mekanların… Amcaoğlum yaşının da etkisiyle bizi o bar bu bar gezdirmek istese de biz artık bir dur dedik. Gerçekleri itiraf ettik. Kalabalığın, gürültünün bizim için yorucu olduğunu mümkünse sakin bir yerde oturmak istediğimizi söyledik. Çok mümkün olmadıysa da nispeten sakin sahilde bir yerde oturduk. Amcaoğluna biz huzur da huzur dedikçe siz de takmışsınız huzura dedi.  E o genç tabi kanı kaynıyor 🙂 Neyse Akyaka’ya döndükte huzuru tekrar bulduk.

Bir haftacık ama anlata anlata bitiremediğim tatilimin sonraki bölümünde çıktığımız tekne turları civar yerlerde gidip gördüğümüz yerlerle ilgili izlenimlerim olacak sıkılmadıysanız devamı yarın 🙂

24. Hafta – İlk Hediyeler

24. Hafta bebeğim için bir dönüm noktasıymış yani çok önemli bir haftaymış. Amerika’da bu haftadaki bebek kanuni hak ve özgürlüklerine sahip ayrı bir birey olarak  görülürmüş. Türkiye’de ise bu hakkı bebek 26. haftada kazanırmış. Bu haftanın en önemli tarafı erken doğum sonucu bu haftada doğan bebeklerin yaşatılma şansının tam donanımlı merkezlerce yüksek olması. Çok şaşırtıcı. Nerdeyse tüm organları fonksiyonel olarak görevlerini yapabiliyor olsalar da bu hafta da doğan bebeklerin, işitme, görme ve zihinsel durumlarının belki de yaşamları boyu kontrol altında tutulması gerekebilirmiş. 

Bazen sabırsız hamileler olabilsekte en sağlıklısı zamanında gelen bebek. Allah zamanında sağlıkla kucağımızı almayı nasip etsin. Okuduğum kitapta (Mahallenin En Mutlu Bebeği) Harvey Karp bebeklerin normal zamanlarında doğdukları halde bile 3 ay erken doğduklarını söylüyor hatta doğumdan sonraki üç aylık döneme 4. üç aylık dönem diyor, buna bir de erken doğum eklenirse vay annenin haline. O 4. üç aylık dönemde rahim şartlarını sağlamaya çalışmak sıkıntıları azaltırmış. 

Bana gelince bu haftayı çok şükür iyi geçirdim. En belirgin sıkıntım diş eti kanamalarımdı ve devam ediyor. Bunun dışında normal bel ağrıları vs.

Gebelik.org’ta Doktor Kağan Kocatepe Bebeğin düşünerek mantıklı tepkiler vermeye başladığını söylüyor, çok komik geldi bana. 

Bu haftanın benim için başka bir önemi de kardeşime kavuştum o kavuşma anında önce kocaman göbeğimi gördü tabi ve şok oldu. Ne sandın kızım 6 aylık olduk dedim de birden kendi kendime 6 ay mıııı diye de hayret ettim. Kardeşim minik yeğenine cicili bicili şeker mi şeker kıyafetler almış onların içinde bebeğimi hayal edince çok duygulandım. Bebeğim ilk hediyelerini de teyzesinden almış oldu.

Meriç’e hamileliğim sırasında, doğumumda, doğumum sonrasında hep yanımda olan biricik kardeşim bu kez çok uzaklarda olacak. Yokluğunu hep hissediyordum ama telefonla az da olsa özlemimi dindirebiliyordum. Doğum süreci ise birçok açıdan (psikolojik, fizyolojik) çok farklı onun varlığına en çok ihtiyaç duyduğum zaman o. Öyleymiş daha doğrusu, bir kez daha anladım ki insanın kız kardeşi gibisi yok. İnşallah benim kızlarımda birbirlerini bu kadar çok sever ve hep birbirlerine destek olurlar… Offf bak yine ağlayacağım…    

23. Hafta – İlk alışveriş

Geldik bir haftanın daha sonuna. Artık acaba alışveriş işini sallamakla hata mı yaptım diye sorgulamaya başladım. Malum bir liste hazırlanacak, yapılacaklar, alınacaklar belirlenecek, oda düzeni oluşturulacak, Meriç’ten kalan neler var hem gözden hem elden geçirilecek, alışveriş için gezilecek… hafiften bir tutuşma durumu yaşadım. Bunun üzerine internetten Harvey Karp’ın Mahallenin En Mutlu Bebeği ve Tracy Hogg’un Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler isimli kitaplarını sipariş ettim. Bu kitapları bana tanıtan sevgili blog yazarı annelere ne kadar teşekkür etsem azdır. Önce Mahallenin En Mutlu Bebeğinden başladım,  gerek anlatımı gerekse örneklendirmeleri, çok da hoşuma gitti. Umarım öğrendiklerimi sabırla uygulayabilirim ve de dua ediyorum ki kolik bir bebeğim olmasın…

Alışveriş işine iki kitapla giriş yapıp, çok şeker renklerde örgü yünleri alarak geliştirdim. Annem de beni çok başarılı buldu alışveriş hususunda 🙂

Bu hafta da kendimi genel olarak iyi hissetmekle birlikte troid için verdiğim kan tahlili sonuçlarım da çok şükür normal değerler arasında çıktı. Bu güzel bir gelişmeydi bizim için doktorum sonuçlar çok iyi dese de iyot kısıtlı diyete de devam dedi. Yine de eşimin bunu bir dondurmayla (yasaklı listeden) ödüllendirmek istemesini sevinçle karşıladım. 

Bebeğimin de keyfi yerinde gözüküyor inşallah sağlığı da yerindedir. Dr. Alper Mumcu ‘bu haftada bebeğin akciğer içinde yer alan damar yapıları olgunlaşır. Hemen hemen bütün organları artık fonksiyonel olarak görev yapabilmektedir’ diyor.