11. Ay – Hanimiş Ağzı Hanimiş Gözü

Önceki gün kocamla bankaya gittik, işlem makbuzundaki tarihi (17.09.2013) gösterip ‘sana neyi hatırlatıyor’ diye sordum. Bu tuzak soru karşısında sanırım bütün önemli tarihler kafasında dönmüştür. Allah’tan çok da uzun sürmedi doğru cevabı bulması ne yalan söyliyeyim ondan bu performansı beklemiyordum. Bu tarihin ne mi önemi var? E Ekinimizin 1. doğum gününe 1 ay kaldığını gösteren tarih işte o.

‘Zaman bu kadar hızlı geçmese şu günlerinin tadına daha çok varsam zamanlarındayım’ hep olduğum gibi. Bilin bakalım bu aylarda heyecanla ondan ne yapmasını bekliyoruz? Evvet adım atmasını! Ayakta bir dakika duruyor yarım yamalak bi kaç adım atıyor ama ne olduğunu biz anlayamadan yapışıveriyor yere ya da bize 🙂 Hiç acelemiz yok yürümese de henüz istediği heryere emekleyerek gidiyor, misal ben tuvaletteyim bi kaç hamle de kapıya dayanıyor. Ulaşabileceği rafa, çekmeceye bi çırpıda uzanıp içindekileri döküp dağıtabiliyor. Var yani böyle kabiliyetleri Maşallah!

Dört gözle beklenen çıktığında sevinçle karşıladığımız, dört diş öylece kaldı damakları kabardı kabardı ama başka da dişi çıkmadı. 

Kelimeleri daha anlamlı daha yerinde kullanıyor kelimeleri derken, Baba ki en net söylediği kelime o. Anne (hala bana mı öyle geliyor acaba diye şüpheleniyorum) ve sanırım Meriç’te diyor. Öyle henüz benim dışındakilerin anlamadığı bi kaç kelime 🙂

Yatağını kendi odasına aldık gece uyanmaları fark etmedi ama bizim odamız genişledi çok iyi oldu.  Böyle de her mırıldandığında soluğu yanında alıyorum gece de bazen on kez bazen bir iki kez idare ediyoruz. Doğmadan üye olduğum uykusuz anneler kulübünden diğer annelerin moralini bozmamak adına sessiz sedasız ayrıldım çok şükür 🙂

Onunla en zevk aldığım oyun ‘ağzın nerde’ dediğimde ağzını kocaman açması ‘gözün nerde’ dediğimde parmağını bazen benim bazen kendini gözüne sokması 🙂 Onun en sevdiği şey de Meriç’in odasını dağıtmak,  ‘dağıtan toplar’ kuralına göre de toplamak bana düşüyor :/ Bir de mutfakta çekmeceleri rafları dağıtmak ki yine toplamak bana düşüyor. Bir de pek oynama meraklısı bizimki kapı gıcırtına sallanıyor 🙂

Önümüzdeki ay doğum gününü kutlayacağız, bir yaşına girecek olması çok heyecanlandırmasına rağmen parti olayına bakışım artık eyvah yine mi parti ah yeni bir yorgunluk  şeklinde olduğundan Meriç sayesinde de hevesimi fazlasıyla aldığımdan sakin bir  organizasyon (en az yirmi kişilik) düşünüyorum. Birlikte sağlıkla ulaştığımız nice yıllarımız ağız tadıyla kutlayacağımız bol bol partilerimiz olsun 🙂

*Parti demişken hafta sonu da Meriç’in bizim evde pijama partisi varmış, beni de davet etti de haberim oldu sağolsun anne müsait misin diyen yok listeyi de verdi bunlar yapılacak diye çok çalışmam lazım çoook 🙂

 

Yeni Stres Mevzuu – Çocuğum İlkokula Başlayacak

Küçükken ben her Eylül geldiğinde hüzünlenirdim. O zamanlar ‘okul açılacak yine ya’ diyeydi bu hüznüm daha çok. Büyüdüm büyüdüm Eylül’ü hala sevemedim okul yoktu artık ama yaz bitiyor diye hüzünleniyordum bu kez de.

Ama bu 2013 Eylül’ü başka bir anlam taşıyor bende. Her yeni gelişme de bir stres yaşanır ya. Ek gıda, tuvalete alıştırma, yatağını ayırma, anaokulu seçme, anaokuluna alışma gibi dönemlerin stresini Kumrimle çoktaaan geride bırakıp, yeni bir dönem yeni bir strese yelken açıyoruz. Çocuğum İlkokula Başlayacak Stresi (adını da ben koyuverdim)

Meriç bu yıl gerçekten okullu olacak. Arada Meriç’e moral vermek amacıyla muhabbet açıyorum ”aman da benim kızım okullu mu olacakmış, okuma yazma mı öğrenecekmiş” diyorum mesela hiç oralı değil. Bir yandan kendi heyecanımı bastırarak ”heyecanlı mısın?” diye soruyorum. ”Hayır değilim. Ben okula gitmek istemiyorum.” diyor o an saçlarımın prize takılmış gibi diken diken olduğunu hissediyorum. Ekliyor Kumricik ”hem o okulun ufacık parkı var.” Durumun ciddiyetinden bihaber, hala oyun da oyun 😦

– Okuma yazma öğrenmeyi çok istiyordun ya işte İlkokula başladığında öğretmenin öğretecek ve sen de kendi kitaplarını kendin okuyabileceksin diyorum en sevecen sesimle.

– Ben okuma yazma öğrenmek istemiyorum diyor en uyuz sesiyle.

– Artık büyüyorsun ne güzel (Meriç’e söylenecek en son söz oysa ki)

– Ben büyümek istemiyorum, keşke ben bebek olsaydım, Ekin abla olsaydı…

– Kerem abi gibi sende ödev yapacaksın, ben de yanında olacağım (yalannnn Babasına çoktan sattım ödev işini)

– Ben ödev yapmak istemiyorum diyor yine aynı sinir bozucu ses tonuyla.

– Kızım sıkılmadın mı kaç yıldır oyun okuluna (anaokulu) gidiyorsun. Artık gerçek okullu olacaksın işte. Herkes gidiyor bizde gittik, hem de çok isteyerek gittik. Okumayı öğrendiğimde öğretmenim kırmızı kurdele takmıştı, çok mutlu olmuştum falan filan…

– Ben evimizi seviyorum, parkımızı seviyorum okula gitmek istemiyorum diyor 😦

– Zaten eve erken geleceksin, sıkılmaya zamanın olmaz.

– Heyyy! öğleye kadar mı? (eh sonunda sevinecek bişi buldu)

– Hayır ikiye kadar.

– Yağmurun da mı? Belizin de mi? onlar da ikide çıkarsa yine oynarız, ağaca çıkarız, onu yaparız bunu yaparız bıdı bıdı…

– Kışın soğukta eskisi kadar parka çıkamazsın, onlar da çıkamaz zaten diyorum açtığım konunun gidişatından hoşnutsuz…

– Pöffff kışı sevmiyorum diyor  (ah bende bende)

Anaokuluna ilk başlayacağı zamanı hatırlıyorum da ne kadar kolay olmuştu. İlk günden alışıvermişti o minik elleriyle öğretmeninin elini tutup koridorda uzaklaşırken arkalarından bakakalmıştım. Gözümden yaşlar süzülürken bir gerçeği de anlamıştım ki asıl bana zordu bu yeni dönem.

İlkokul ise farklı, ciddi bir kurum neticede. İlkokul 1’de önemli bir dönem. Bir de değiştirdiler herşeyi ‘T harfi’, ‘te’ diye okunmaz ‘tı’ (hatta tıh gibi bişi çıkıyor) diye okunurmuş. Geçen yıl komşumuzun kızından öğrendim. Annesi de ‘tı, bı’ derken sallanan dişleri çabucak döküldü dedi. 🙂

El yazısı dersimiz vardı bizim hiç sevmezdim şimdi ise bütün dersler el yazısıyla.

Şimdi ona olduğu kadar bana da zor olduğunu düşünüyorum. Bunu düşündükçe stresim katlanıyor. Meriç Okumaya, yazmaya bu aralar hiç heves etmeyen aklı fikri oyunda bir kız çocuğu olduğu için Ödev yapmaktan çabucak sıkılacağını düşündüğüm için benim daha çok gözümde büyüyor. Kumri bir oyun oynamaktan, koşmaktan, zıplamaktan, yüzmekten bıkmadı. Yine de evrene olumlu mesaj göndermek istiyorum:  İlkokul çok güzel, başarıyla geçecek diyerek.  🙂

Çocuğum İlkokula Başlayacak Stresi’nin ne kadarını paylaşabildim bilmiyorum ama yazınca bir parça rahatladım. Umarım kolay atlatırız bu süreci ve bir dahaki İlkokul yazımın giriş cümlesi şöyle olur ‘Amannn amma abartmışım yahu, kızım, okuluna hemen alıştı, öğretmeni çok iyi, Kumri de okumaya, yazmaya, ödev yapmaya çok hevesli.

*Dipnot: Bu arada Evrene olumlu mesaj göndermek deyimini ilk kez bir cümle içinde kullandım şaşkınım :/ oysa saçma bulmuşumdur. Dua etmek bence daha mantıklı 🙂