Alaçatı Ot Festivali

Alaçatı Ot Festivali

ot1k

Egeli olmak demek çoğu kimsenin tanımadığı bilmediği otları, sebzeleri bilip bayıla bayıla yemek demektir. Ve bence sebze ve ot, et ile karışmamalıdır. Bir kere, et ettir, ot ottur ve öyle de kalmalıdır. Bazı istisnalar vardır bununla ilgili benim de yakıştırdığım. Mesela arapsaçı kuzu etiyle bir arada olabilir, kereviz ve enginar da etle fena olmuyor. Ama o kadar. Kıymayı dolmanın sarmanın, böreğin içinde hiç sevmem mesela. Kıymaysa köftedir o, et ise de ızgara, kavurma…

Geçtiğimiz hafta sonu Alaçatı’da 6.’sı düzenlenen Ot Festivaline gittik. Ot ve ottan yapılmış yemeklerin cennetine düştüm, otlu el açması börekler, sarmalar, enginarın türlü türlü lezzetleri, kabaklı kekler, havuçlu muffinler ve daha neler neler…

Canımın çektiklerinden aldım yedim ama yiyemediklerimde aklım kaldı. Bende bazılarını fotoğrafladım.

Yalnız bu otlar sadece Ege’de sevilmiyormuş, çünkü Ege dışından çok fazla ziyaretçisi vardı Festivalin. Habercilerin, yemek gurmelerinin, TV programcılarının katılımı yüksekti. Bu bakımdan sosyetik bir festival de diyebiliriz. Bu ilgi konumu itibariyle gösterilmiş olabilir. Malum yazları sosyetenin, şehir dışından gelenlerin gözdesi Alaçatı. Mis gibi denizi, rüzgârı, otantik sokakları ile de bu ilgiyi hak ediyor.

Bu sayede uzun bir aradan sonra Fotoğraf makinemle fotoğraf çekme imkânı buldum daha doğrusu imkânları zorladım demeliyim. Sağolsun eşim üzerimdeki yükün çoğunu almış da olsa iki çocukla fotoğrafçılık çok zor. Hava şartları yüzünden bi mont giydirdik bi çıkardık yelekle bıraktık arada yelekle sıcakladılar onu çıkardık falan derken ellerimizde bi yığın mont, çanta ile dolaştık kalabalık Alaçatı sokaklarında. E acıkanı, susayanı, tuvaleti geleni derken düşünün artık halimi. Aşağıda çekebildiğim fotoğrafları sunuyorum izlerken bu zor şartları göz önünde bulundurun diye anlattım 😉

ot33k  ot2k ot3k ot4k ot5k ot6k ot7k ot8k  ot10k ot11k ot12k ot13k ot14k  ot19k ot20k ot22k ot23k ot24k   ot29k ot30k ot31k ot32k

Ekmek Sevgiydi

Ekmek neydi? Ekmek iyilikti, dostluktu, ekmek emekti…

Son zamanlarda uykularımda bile doğal yaşam, organik havuç, köy ekmeği, köy tavuğu diye sayıklar oldum ben de çoğu yurdum annesi ve bireyi gibi. Sonum Canan Karatay’a benzeyecek ondan korkuyorum.

Allah’tan köyden geldim de çok da hayal değil benim için doğalına ulaşmak. Aldığımızın gerçekten köy yumurtası olup olmadığı endişesinden yakın zamanda kurtulduk. Artık köyde kocaman bir kümesimiz var hem de gerçekten özgürce dolaşan, annemin bahçeye ektiği şeyleri yiyip yiyip yumurtlayan tavuklarımız var. Hafta sonları gittiğimizde doldurup geliyoruz. Oh içim rahat! Çiğ süt olayında hala gelgitlerim var sadece yoğurt yapmakta kullanıyorum ve evet artık onları da kendi ineklerimizin sütünden yapıyorum.

Bir de ekmek olayı var ki en çok kafamı kurcalayanlardandı o da. Beyaz normal ekmeğe özellikle çocuklu hayata geçtikten sonra elim gitmiyordu zaten, tam tahıllı, çavdarlı, rüşeymli vs. inanılmaz çeşit var, onlar da ne kadar doğal, ne kadar gerçek bilmeden ve mecburen alıyorduk. Köyde artık annem de eskisi kadar ekmek yapmıyor, yaptığında ise o evi saran mis koku beni benden alıp çocukluğuma götürüyor. O zamanlar ekmeği yaptığı un bile kendi buğdayımızdandı. Çocukluğumda – nerdeyse iple çektiğimiz- ender zamanlarda ‘Pazar ekmeği’ (biz öyle derdik) alınırdı eve. Hep bir kıymet bilmezlik işte. 🙂

Şimdilerde çeşitli tarifler bakıyorum evde ekmek yapımıyla ilgili. Kuru mayalı bir tarif vermişti arkadaşım, o tarifi değişik unlarla deneyip lezzetli, mis kokulu ekmekler yaptım. Sonra ise daha da doğalının arayışı içine girdim, annemin yaptığı bizim oraların ekmekleri nohut mayasıyla oluyor, tadı çok güzel ama ekşi maya daha cazip geldi, çok duyuyorum bloglarda falan o yüzden ekşi mayalı tariflere bakarken buldum kendimi. Ekşi mayayı yapmak o kadar zor olmamalı derken arkadaşım Nuray bana ‘ben sana köyden getiririm ekşi maya’ dedi. İşte o zaman heyecanlı bir bekleyişe girdim. Ve sonra beklenen an geldiiii. Yaptım çok güzel, yemeye, bakmaya kıyamadığım ekmeklerim oldu.

Ekşi mayalı ekmek şimdiye kadar yaptığım ekmeklerin yanında öncelikle daha gerçek. Kabuğu, rengi, kokusu nasıl desem, anlatılmaz yaşanır ki bu. Kokusu hala burnumda 🙂

Dün gece yine ekşi mayalı ekmek yapıyorum, bunun için ön hazırlık olan mayayı, unu, suyu az bir miktar karıştırıp ürgürmesini hazırladım. Sabah da işte hamurun içine karıştıracağım yoğuracağım falan ben de nasıl bir heyecan cereyan ettiyse sabaha karşı 4.30’da uyandım. Geçtim hamurun başına… Abarttığımı düşünebil  irsiniz ama durum bu.

İnanılmaz haz veriyor bana böyle şeyler. Aileme iyilik yaptığımı düşünüyorum, vicdanım biraz daha rahat, ayrıca sanki büyük bir iş başarmışçasına gururlanıyorum kendimle. İyi hissettiriyor uykusuzluk falan sorun olmuyor o zaman da. Eve yayılan o koku sevginin, iyiliğin, emeğin kokusu bence… Hep sürsün istiyorum…

10259803_789392304477923_2086103658279696695_n11054409_817351325015354_2401550921859449815_n11046948_817351341682019_1662747564533603473_n

Affettim…

Unutmalı mı? Unutmamalı mı? Affetmeli mi? Affetmemeli mi?

Bize yapılan kötülükleri diyorum unutmalı mı, unutmamalı mı? Yazmalı mı bir kenara, aman sende deyip geçmeli mi? Bizi üzen insanları, haksızlık yapanları affetmeli mi?

Unutmak istemediğim güzellikler, iyilikler olduğu gibi kötülükler de var bana yapılan, hak etmediğime inanmadığım. ‘Unutma bunu’ diyorum kendime ‘unutma!’ Sanki ne yapacaksam, ne karşısına geçip hakaret edebilirim ne de iki yumruk sallayıp ağzını burnunu dağıtabilirim. Sadece bir ağırlık olup kalıyor işte, gönül yorgunluğu oluyor ancak.

Bazen ister istemez unutuyoruz, öyle şeyler yaşıyoruz ki öyle darbeler alıyoruz hayatta, kısa bir süre önce geçmez dediğimiz acıları un ufak ediveren… İyi ki unutmak diye bir şey var yoksa zaten çekilmez bu hayat…

Bazen kolay olmuyor bizi yaralayanları, bize zarar verenleri affedebilmek. Ben kısa bir süre önce geçmişimden bir yük gibi bir yara gibi ruhumda taşıdığım bazı insanlara özgürlüklerini verdim, yani koyverdim gitti… Affettim, buna kendimde şaşırarak. Ve bunca zaman boş yere içimde bir yerde onların ağırlığını taşımış olduğuma üzülerek bunun farkına vararak affettim. Sadece kendime eziyet etmişim, gereksiz taşımışım içimde, attım rahatladım, hafifledim, dinlendim… Bu iyilik en çok benim için en az da affettiklerim için… Onlar da kendilerini affedebilir umarım.

Haydi selametle…

hatçe13