İlk İmza

İlk İmza

14 Şubat’ta Meriç ilk Merkezi sınavına girdi (BİLSEM). Sınavın sonucuna odaklanıp da kaç puan alacak diye bir heyecan yapmadık ama bir ‘ilk’ olduğu için heyecanlandık. Meriç’te hiç heyecanlı değildi sadece meraklıydı biraz.

Sınavı bırakıp ağlayarak annesine koşan çocuklar vardı. Ne yazık, çocukların hayatın koşturmacasına bu kadar erken katılmaları. Buna hep üzülmüşümdür ama cevap aynı ‘ne yapalım sistem böyle’.

Meriç sınavı ağlayıp bana koşmadı ama erkenden çıktı. Sanırım yarım saat falan sürdü. Olsun. Sisteme olan bağlılığımızı yerine getirmiştik sonuçta.

Sorular çok kolaymış, bu kadar olacağını tahmin etmiyormuş, normalde çok zor sınavmış anlattı durdu. Peki sorulardan cevaplardan, kodlamadan ziyade sınavda en çok etkilendiği kısım neymiş biliyor musunuz? İlk kez resmi bir yere imza atmış olması. Çok heyecanlanmış bunu yaparken. Ama çok güzel atmış. Gözleri parlıyordu anlatırken.

Aynı anda benim de gözlerim doluyordu… İlk imza…

Not: Daha önce telefonumdan göndermeye çalıştığım ama yazım hatalarını sonradan Özgün’ün uyarısıyla farkederek yazdığım yazımı uzun aradan sonra düzenleyebiliyorum 😦 Sınav sonucu geldi  (kazanamadı) sonra başka sınavlara girdi falan…12729657_1672295223040403_1837172945_n(1)

Kararlıyım Blog Yazmaya :)

Eskiden çocuğumun eline kürdan batsa yazardım şimdi Meriç ilkokul üçüncü sınıfın yarısını bitirmiş, zevkleri, istekleri, üzüldükleri olan bir çocuk oldu doğru dürüst okul maceramız bile yok blogta. Ekin Bebe diye bildiğiniz bıdık tam bir dilli düdük, abladan o kadar çok şey kapıyor ki. Meriç İlkokul birinci sınıftayken (bence en zor dönem) nerdeyse Ekin de okumayı söküyordu. Hiç fena da olmazdı hani şimdiden babasıyla anlaşma yapmaya çalışıyoruz ”Ekin ilkokula başladığında sen çalıştır, hayır hayır sen çalıştır” falan diye… Düşünüyorum da tam bi kabus. Valla daha çok var demeye gelmiyor bu bebe milleti bi bakmışsın gelivermiş o daha çok var dediğin zamanlara…

Bugün evde Meriç’e hamileyken tutmaya başladığım günlüğü bulup okuyunca çok duygulandım. O zamanki hislerimi okumak, Meriç’in o hallerini hatırlamak bana blogumun da amacını hatırlattı. Hafızama inat kanıtlarım olması bunları okuyup o günleri hatırlamak çok güzel.

Meriç’in ilk günlerinde yatak odamda (Meriç orada olduğu için) yemek yediğimi biliyor musunuz? Çünkü mutfakta onu özlüyormuşum. Çok güldüm buna.

aktif olduğum tek adres instagram: sukriye.korkmaz

Karşı Balkon…

İlk ahşap pencere pervazları söküldü, mutfak dolapları yenilendi, sonra balkon demirleri boyandı… Ama sardunyalar, amcanın gözü gibi baktığı sardunyalar, onlar orda kaldı… Kurumaya mahkûm bırakıldılar… Ah içim sızladı baktıkça onlara…

Bi kaç hafta sonra ise hiç olmadığı kadar şenlikliydi balkon. Meriç’in arkadaşıymış taşınanlar, bizim ki mutlu.

Benim aklım ise balkonun eski sahibi olan amcada… Ne acı ismini bile bilmiyorum. Karşı bloktaki amca… Uyumadığında balkonda oturur-du saatlerce, sigarasını içer-di, parkta oynayan çocukları izler-di. Bazen onlara şeker atardı ama o gıcık olduğum şekerci amcalar gibi değildi o… Yalnızdı, yalnızlığını paylaşıyordu… En güzel en saf çocuklar paylaşırdı. Bazen onlara çıkışırdı tam balkonunun altındaki leylak ağacını hırpaladıklarında. Çok sevdiği rahmetli eşiyle dikmişler…

Ne ilginç o balkondaki sardunyalar gibi aklıma yerleşmiş amcanın görüntüsü, orada gözümün alıştığı bir detayın yokluğu sanki beni asıl üzen.