Sekiz (8) Oldun…

birincik

Birinci Yaş Günü

Meriç’im, Kumrim, İlk’im, beni anne yapanım, beni ben yapanım…

Bir mucizeydi senin bizi seçmen, tam ümitsizliğe kapıldığımızda, o çatlak doktorun ‘senin bebeğin olmaz kızım’ dediğinin ertesi ayında yerleşivermiştin rahmime. Allah’ın lütfuydun… Bir mucizeyi büyüttüm içimde, sen bana tutundun ben sana… Şimdi ne zaman sıkılsam, yorulsam nefesinde buluyorum dermanı. Kollarını boynuma doladığında buluyorum huzuru.

Sen öyle çok istemiştin ki bir kardeşinin olmasını, Ekin’i, ben başka bir çocuğu -ben doğursam bile- sevemem diye korkarken, güç oldun, sen yine ışık olup aydınlattın ve  gerçekten dünyanın en güzel ablası oldun. Ben de dünyanın en güzel çocuklarının annesi oldum. ikincik

İkinci Yaş Günü

  üçüncük

Üçüncü Yaş Günü

     Sekiz yaşına girdin hangi ara geçti zaman buna inanamakla geçiyor yıllar, her günü mıh gibi aklıma çakmaya çalışıyorum ama kaçıp gidiyor işte…

    Mutlulukla ışıldasın hayat yolun, hep karşına iyi insanlar çıksın, seninle ilgili en büyük gelecek planım ‘mutlu’ olman… Canım kızım… iyi ki doğdun…

dördüncük

Dördüncü Yaş Günü

beşincik2

Beşinci Yaş Günü

altıncık

Altıncı Yaş Günü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7. Yaş Günü

Yedinci Yaş Günü

Bu fotoğraflar bu yaşa kadar kutladığımız doğum günlerinden, nicelerini kutlamak nasip olsun, hep en sevdiklerimizle… hep mutlulukla ışıldasın gözlerin…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kardeş Şart Değil Belki Ama Candır

Bu sabah Meriç’in beslenmesi için Elmayı dilimleyip koydum, bi parçasını da Ekin’e verdim. Diğer elini uzattı ‘Meliç’ dedi… Meriç’e de götürecekmiş elma. Şaşırdım ama daha çok duygulandım. Ufacık boyu var yaptığı şeye bak.

Sonra aklıma eskilerden bir anı geldi. Ben Ortaokuldayım, kardeşim İlkokulda. Okullarımız farklı yerlerde, öğle yemeği saatinde beslenmemi çıkardım yemek için, o da ne? Kardeşimin beslenmesi de benim çantamda kalmış, vermeyi unutmuşum. Nasıl üzüldüm, nasıl suçluluk hissettim ve kendime kızdım hala dün gibi hatırlıyorum. Hatta ağladığımı da hatırlıyorum. Gidip ulaştırmamın imkanı yok, çocuk aç kaldı benim yüzümden. Ama ben de aç kaldım yemedim, yiyemedim o sandviçi.

Küçüklüğümüzde çok iyi anlaştığımız söylenemezdi hatta annem hep kedi köpek benzetmesi yapardı aramızdaki ilişki için. Ama bu vicdansız olmamı gerektirmiyordu tabi. Kardeştik biz netice de.

Büyüdükçe aramızdaki  bağ güzelleşti. Üniversite de en çok hissettim onu ne kadar çok sevdiğimi. Annemi babamı nasıl seviyorsam, özlüyorsam öyleydi… Belki hep öyleydi ama birarada olunca farkedemiyorduk didişmekten.

Şimdi en yakın arkadaşım, dostum, kanım, canım… Uzakta olsak sesini duymadan geçirdiğim bi günüm yok. Sesinin bi tınısından anlıyorum üzgün mü, sinirli mi, mutlu mu… Bu aralar üzgün benim canım kardeşim. Minicik Ela’mız biraz rahatsız. Çok önemli bir şey değil, İnşallah geçecek ama evlat işte. Onun halsiz duruşu, iştahsızlığı, tam geçti derken ateşlenivermesi nasıl bütün annelerin kabusuysa Kardeşim için de öyle. Tabi o orada öyle üzgünken ben nasıl mutlu olabilirim. Teyze yüreği de anne yüreğinden farklı değilmiş. Nasıl ki yavrularımın hastalığında kalbim yerinden çıkacak gibi oluyorsa, Ela’cığımın hastalığında da aynı şekilde.  Bir an önce iyileşsin diye dua ediyorum.

Birlikte atıyor biricik kardeşimle kalbimiz… Hep de öyle olacak umarım. Kardeş şart demiyorum, elbette herkesin kendi kararı ama kardeş candır. Dilerim kızlarım da bunu erken farkeder ve birbirlerini hiç kırmazlar…

elam3