Kartsız da Yaşanıyor Azizim

Bu yazıyı yazmak için biraz bekledim. Çünkü bu konuda pek kendime güvenmiyordum. Ama kredi kartlı yaşantımda kredi kartıma inanılmaz güveniyormuşum. Bunu şimdi daha iyi anladım. Nasıl anladım. Dur anlatayım.

Geçenlerde arkadaşım aradı dedi ki: ‘Biz AVM’ye gidiyoruz hadi siz de gelin çocukları sinemaya bırakır biz de bir şeyler içeriz’ dedi. Olur olur dedik. Oğlunun da doğum günüymüş minik bi kutlama yapacakmışız. Biz yola koyulduk iki bebeyle. Önce doğum günü çocuğuna hediye almak için AVM’de bulunan oyuncakçıya gittik. (Haklısınız iki bebeyle oyuncakçıya gitmek bir delilikti.) Allah’tan ben bebelere girmeden önce sadece arkadaşına hediye alacağımızı belirttim. Tamam dediler. Ama gözlerinde değişik bi ışık yandı ikisinin de. Bunlar oyuncakçı da deli danalar gibi koşturup ellerinde her defasında ebatları küçülen başka bi oyuncakla karşıma geldiler. Hayır dedim ben. KARARLI olmak biz annelere öğretilen ilk ve çok önemli kural. Ama sonra o gözlerdeki masum ifadeye dayanamadım minik minik bişiler onlara da aldım kasaya gittim. Ellerim cüzdanda kredi kartı ararken sordu kasiyer nakit mi kredi kartı mı? Aaa kartım yok ki benim. Hemen etiketlerine tekrar baktım. (Görüyor musun kredi kartım olsaydı bilinçsiz bir alışveriş olacaktı.) Minik şeylerin uçuk fiyatına sinir olarak ödemeyi yaptım çıktım. 

Oradan çıkınca -ki daha ilk duraktı sinemaya gidene kadar neler görecektik- bebeleri karşıma dizdim. Bakın dedim elimde kalan para bu sinemaya yetip yetmeyeceğini bile bilmiyorum. O yüzden benden artık bir şey istemezseniz sevinirim. (Açık konuşmak da kurallarda vardı sanırım) Benimkiler bir anlayışlı ki sormayın. Meriç ‘anne seni zor durumda bırakmak istemezdim’ dedi. Nasıl dayanır anne şimdi buna yavrum benim. 

Sinema kısmına gittik ama ben başka bir boyuta geçtim durmadan toplama bölme vs. hiç sevmediğim matematik işlemleri dönüyor kafamda. Bir yandan dua ediyorum şurdan rezil olmadan çıkayım diye. Cinemaximum ne kadar pahalı ne kadar kazık bir yermiş meğer milyon kez gittiğim halde asıl kartım olmadan gittiğimde anladım. Ben hesabımı bitiremeden geldi arkadaşlar. Ben onlara durumu çaktırmadan Ekin’i sinemaya bırakmama hesabını yapmıştım (e iki kişi iki ile çarpmak demek hiç uğraşamam). Derken işyerinden bi arkadaşı görmeyeyim mi? Kesin dedim Allah gönderdi o bir melek (Beki’nin ruhu şad olsun🤗) Selamlaştık falan ama ben bi türlü ‘ya çok zor durumdayım bana biraz borç verir misin yarın veririm?’ diyemiyorum. Melek de olsa çekiniyor insan demek. Ayrıldık onunla da. Hay dedim kredi kartımı parçalayan ellerim kopaydı. (bu arada o gün yanımda olan,karşılaştığım arkadaşlarımın yaşadığım sıkıntıyı paylaşsam yardımcı olacaklarından şüphem yok ben istemedim.Alınmasınlar 😉) 

Bu kredi kartsız ilk yaşadığım zorluktu. Sonraki zorluğu online alışveriş sitelerinde yaşadım. Neyse ki oralarda alışveriş sepetini doldurup almadan çıkmaya alışmıştım. Kimseye rezil de olmuyorsun siteyle senin aranda. Aaa site sonra mail gönderiyor o başka “beni sepetinde unuttun” diyor. Bence utandırmak için yapıyor ya da hatırlatıyor gerçekten aklından çıkmasın falan istiyor. (rüyama giriyor be markafoni yapma böyle şeyler)

Şimdi kapıda ödeme yapan hesaplar yeni gözdem 😄 Bir de eşimin kredi kartını mecbur kalınca kullanıyorum valla,  misal aliexpress kapıda ödeme kabul etmiyor ne yapayım. 

Ama gittiğim mağaza da hangi kart diye sormuyorlar mı? Nakit alışverişin hiç faydası yok çoğu yerde, peşin fiyatına 60 taksit yapıyor adam. (Matematiğim tavan bu aralar) Çıkıyorum gözlerim yaşlı… (şaka ya ağlamıyorum gözüme toz kaçtı)

Zorlukları olmasına rağmen hesabını kitabını bilerek yaşamak da güzel bir farkındalık bence 🤔

Kimseye kartının kıymetini bil onu benim için de öp kokla diyemediğim gibi kes parçala onu da demiyorum bunlar benim deneyimlerim. 

fotograf kredi kartlarımı parçaladığım günkü instagram paylaşımımdan… 

Okullu Ekin

Okullu Ekin

Ekin bebem büyüdü de okullu oldu… Hala bebeklik videolarına bakıp güldüğümüz bebek şimdi sabah kendiliğinden uyanıp ‘anne okuluma gidicem’ diyor. Ne garip…

Bazı ilkleri Meriç’imle yaşadığımdan o kadar etkilenmezmişim gibi hissediyordum ama her çocuk ayrı bir birey ayrı bir deneyim.

Okula başlamadan önce okulun ne kadar güzel bir yer olduğuyla ilgili çok konuştuk o da arada bir heyecanlandı gitmek için hevesli davrandı biz sevindik, arada bir ‘ben okula gitmek istemiyorum büyüyünce giderim’ dedi korktuk. Okula başlayınca ilk iki gün çok ağladı sabah kalktığında ‘okula gitmicem’ diyerek uyandı biz ne yapacağımızı bilemedik ama kararımızdan da taviz vermedik. Gittiği okula güvenim de tam olunca öğretmenlerinin ve kurucusunun da yardımlarıyla Ekin okula iki gün sonra isteyerek severek ve hatta koşarak gitti. Çok şükür…

Ekin daha bir rahat, daha bir keyfine düşkün, daha bi istedikleri olsun isteyen, pek kendinden ödün vermeyen çocuk. Ama tutturan zır zır ağlayan şımarık bir çocuk da değil. Bilmem anlatabildim mi? 😊 O yüzden zor olur diye düşündüğüm okul hayatı gayet güzel gidiyor. ‘Anne ödevim var’ ‘Anne bugün ne günü’ dediğinde seviniyorum çünkü sorumluluklarının far8kında olması isteyerek bunları yapması bence çok güzel.

Geçenlerde okulda çok sevdiği öğretmeni ve arkadaşlarıyla doğum gününü kutladık. Bu da bir ilk oldu. Ekin’in okulda ilk doğum günü kutlaması… Artık o tam 4 yaşında…

Tabi o yine prenses… Meriç’te görmediğim bir şey daha işte süse püse düşkünlük bi prenses edaları falan… Evde sokakta gezmede hep bir tütü giyme isteği… Aynaya bakıp ‘güzel olmayı seviyorum’ diyen bi kızın annesiyim. Biz de kabullendik o bir prenses bizim prensesimiz…

Bi yandan da bu da büyüdü be diyorum büyümesini seviyorum ama bebeklik halleri de ne güzeldi özlüyorum…

Yeni bi bebek lazım bize şimdi 😉

20161017_154932

img_20161020_102536

Güvenmek – Güvenmemek

Güvensiz bir dünyada özgüvenli çocuklar yetiştirme derdindeyiz.

Sabah okula gidecek çocuğumu ben uyandırmaya kıyamazken okulda öğretmenin ya da başkasının sözlü ya da fiziksel şiddetine uğrayabileceği düşüncesi beynimi yiyor. Zaten Eğitim Sistemine güvenmiyorum.

Çocuğuma sağlıklı şeyler yedireyim içireyim diye çabalarken parkta uzatılan çikolata veya şeker canımı sıkıyor. Yok, sana değil teyze o paketin üzerinde yazanlara ve yazmayanlara güvenmiyorum. (sana da neden güveneyim gerçi)

Özgüvenli çocuğum yürüme mesafesindeki okuluna kendisi gitmek istediğinde beynimde şimşekler çakıyor. Tabi ki sana güveniyorum yavrum ama yolda karşına çıkabilecek insanlara güvenmiyorum.

Ohh hayat güzel hava güzel çimlere yalınayak bassın çocuklar derken ya kendini bilmezin biri kırdığı şişeyi yerlere saçtıysa diye vazgeçip salamıyorum. Deniz mevsimi gelmiş hadi cumburlop suya diye sevinirken bebeler yine insanların, fabrikaların denizi nasıl kirlettiğini görünce hevesim kursağımda kalakalıyorum. Doğaya güvenimi yitirmek istemiyorum 😦

E ne kaldı kim kaldı güvenilecek. He doğru özgüvenli yetiştirdim ben onu kendine güvensin.

Not: Aslında çok önceden yazmıştım bu yazıyı o zaman okuduğum haberlerin de etkisiyle. Daha acımasızdı, hafifletilmiştir…
12783900_442160572641548_2034800918_n

İlk İmza

İlk İmza

14 Şubat’ta Meriç ilk Merkezi sınavına girdi (BİLSEM). Sınavın sonucuna odaklanıp da kaç puan alacak diye bir heyecan yapmadık ama bir ‘ilk’ olduğu için heyecanlandık. Meriç’te hiç heyecanlı değildi sadece meraklıydı biraz.

Sınavı bırakıp ağlayarak annesine koşan çocuklar vardı. Ne yazık, çocukların hayatın koşturmacasına bu kadar erken katılmaları. Buna hep üzülmüşümdür ama cevap aynı ‘ne yapalım sistem böyle’.

Meriç sınavı ağlayıp bana koşmadı ama erkenden çıktı. Sanırım yarım saat falan sürdü. Olsun. Sisteme olan bağlılığımızı yerine getirmiştik sonuçta.

Sorular çok kolaymış, bu kadar olacağını tahmin etmiyormuş, normalde çok zor sınavmış anlattı durdu. Peki sorulardan cevaplardan, kodlamadan ziyade sınavda en çok etkilendiği kısım neymiş biliyor musunuz? İlk kez resmi bir yere imza atmış olması. Çok heyecanlanmış bunu yaparken. Ama çok güzel atmış. Gözleri parlıyordu anlatırken.

Aynı anda benim de gözlerim doluyordu… İlk imza…

Not: Daha önce telefonumdan göndermeye çalıştığım ama yazım hatalarını sonradan Özgün’ün uyarısıyla farkederek yazdığım yazımı uzun aradan sonra düzenleyebiliyorum 😦 Sınav sonucu geldi  (kazanamadı) sonra başka sınavlara girdi falan…12729657_1672295223040403_1837172945_n(1)

Kültür Turu

Geçen hafta sonu uzun bir aradan sonra sinemaya gittik yine bir çocuk filmine tabi ki. Ekin doğduktan sonra ben Meriç’in sinema keyfine pek eşlik edemedim. Babasıyla ve arkadaşlarıyla gitti benimle de bi iki kez gitmiştir belki. Kendi yaşıma uygun sinemaya ise ne zaman gittim hiç hatırlamıyorum. Bu kez Meriç’te ben de beraber gitmeyi çok istedik. Sonra acaba Ekin’i de mi alsak, yok yok almayalım, sinema da sıkılır kesin, ağlar pişman eder bizi derken neticede Ekin’i de aldık yanımıza. Destek kuvvet babayı kapıda hazır ettik tabi 😊

Filmin ismi ‘İyi Bir Dinazor’. Film nasıldı derseniz bir çocuk filmi için fazla bi duygusal geldi bana. Filmin en duygulandığım sahnesinde Meriç’e döndüm baktım ki o da ağlamak üzere. Belki ona kıyamadığımdan o kadar duygusal olmasına gerek var mıydı bilemedim. Ama genel olarak ben ve kızlar çok beğendik. Ekin mi? O da çok beğendi. Ne ağladı ne zırladı güzel güzel izledi. İlk sinema deneyimi hiçte korktuğumuz gibi olmadı.

Hafta içi iki gün izin aldım kızlarımla tatilde keyifli zaman geçirelim istedim. Ama bir yandan da araştırdım. İzmir’de harika müzeler var. Rota falan çizdim. Ama Meriç’in rotası farklıydı haliyle onun istediği oldu. Ege Üniversitesi kampusünün içinde yer alan Tabiat Müzesine gittik. Meriç daha önce okul gezisinde gitmişti ama müze bu tekrar tekrar gidilebilir. Neyse gitmeden evde bi hazırlık bi telaş ama en telaşlımız Ekin. Neden mi yana döne makas ve kırmızı kurdele arıyor çünkü. Makası eline almış:
-Anne makası buldum,
-Ekin makası ne yapacaksın?
-Anne müzeye gidiyoruz ya. Müzenin kapısına kırmızı kurdele uzatacağız sonra onu makasla keseceğiz.
(Allah Allah bi açılıştan falan bahsediyor galiba.)
-Ekin sen nerde gördün bunu peki?
-Anne Kuzucuk ve arkadaşları müze yaptılar ya orda kırmızı kurdeleyi makasla kestiler ya!
-!!!*?^+%&
Çizgi filmden bahsediyor, müze olayı kafasında böyle kalmış demek.

Meriç’ten de bi kuple gelsin o zaman…

Artık resimsiz kitaplar okuyor kendisi. Geçen akşam bana döndü ve dedi ki:
-Anne sen hep diyordun ya büyüyünce senin de resimsiz kitapların olacak, o zaman hayalinde canlanacak resimler diye,
-Evet kızım.
-Ben hep sanıyordum ki ben büyüdükçe kitaplarımın içindeki resimler kaybolacak…
!!!*+?%&

Kararlıyım Blog Yazmaya :)

Eskiden çocuğumun eline kürdan batsa yazardım şimdi Meriç ilkokul üçüncü sınıfın yarısını bitirmiş, zevkleri, istekleri, üzüldükleri olan bir çocuk oldu doğru dürüst okul maceramız bile yok blogta. Ekin Bebe diye bildiğiniz bıdık tam bir dilli düdük, abladan o kadar çok şey kapıyor ki. Meriç İlkokul birinci sınıftayken (bence en zor dönem) nerdeyse Ekin de okumayı söküyordu. Hiç fena da olmazdı hani şimdiden babasıyla anlaşma yapmaya çalışıyoruz ”Ekin ilkokula başladığında sen çalıştır, hayır hayır sen çalıştır” falan diye… Düşünüyorum da tam bi kabus. Valla daha çok var demeye gelmiyor bu bebe milleti bi bakmışsın gelivermiş o daha çok var dediğin zamanlara…

Bugün evde Meriç’e hamileyken tutmaya başladığım günlüğü bulup okuyunca çok duygulandım. O zamanki hislerimi okumak, Meriç’in o hallerini hatırlamak bana blogumun da amacını hatırlattı. Hafızama inat kanıtlarım olması bunları okuyup o günleri hatırlamak çok güzel.

Meriç’in ilk günlerinde yatak odamda (Meriç orada olduğu için) yemek yediğimi biliyor musunuz? Çünkü mutfakta onu özlüyormuşum. Çok güldüm buna.

aktif olduğum tek adres instagram: sukriye.korkmaz

Senenin En Güzel Zamanları Bunlar

Senede birkaç günü beraber geçirmek için özlem biriktirdik, hasret biriktirdik… Sonra ‘senenin hangi zamanı buluşalım’ diye konuşmaya başlayınca heyecan sardı içimizi. Ev sahibi olmak ayrı heyecan, planı yapan bendim bu sefer… O birkaç günü unutulmaz kılmak, bir yılın acısını en güzel şekilde çıkartmak istiyoruz hepimiz.

Planı yaparken daha çok önceden bizim keşfettiğimiz en güzel yerleri onlarla beraber gezmek oralara dostluğumuzun izini bırakmak istiyorum… Onlarsız yarım gezmişiz gibi tamamlamak istiyorum hatıraları…

Gündüzleri gezerek çocuklarımızı eşlerimizi de katarak eğlenip gezerken geceleri de onlar uyurken kendimize ayırdık tüm zamanı sabaha az kala uyuduk hiç istemeyerek, hiç doyamayarak birbirimize…

Her şeyden konuştuk, çocuklardan, eşlerden, üniversite yıllarımızdan… Bitmesin istedik ama kum saatinin kumları gibi geçiyordu hain zaman…

Yine nasıl geçti anlamadık, yine tadı damağımızda kaldı… Bir sonraki buluşmayı özlemle bekliyorum şimdiden…
30 Nisan gecesi gelen misafirlerimle 1 Mayıs Cuma günü Nazarköy’e gittik. Daha önce yazmıştım burayı pek bi değişiklik yok en önemli değişiklik kapanan birçok boncuk atölyesi… Önceki yazımı okumak için bir tık buraya

2 Mayıs Cumartesi günü en çok gitmek istediğim Urla Enginar Festivaline maalesef gidemedim. Nedeni aşırı kalabalıktan sıkılan kocalar ve aşırı kalabalıkta baş etmekte zorlanacağımız bebelerimiz. Urla’nın içine girdik festival alanını gördük ve kaçtık… Ama Balıklıova – Mordoğan – Karaburun turu yaptık. Daha önce gitmiştim yazmıştım bir şeyler isterseniz burayı bi tıklayın.

3 Mayıs için de planlarım olmasına rağmen dostlarım o gün öğleden sonra dönecekleri için evde zaman geçirmeyi tercih ettik.

En çok fotoğraf makinemi kullandığım zamanlar bunlar…

Bekle ki geçsin şimdi bir sene…

Üniversite arkadaşlarımla daha önceki geleneksel buluşmalarımızdan diğer yazılar…

1- https://sukriyekorkmaz.wordpress.com/2011/12/21/dostluk-guzel-sey/

2- https://sukriyekorkmaz.wordpress.com/2012/06/19/dostluk-guzel-sey-2/

3- https://sukriyekorkmaz.wordpress.com/2012/06/19/dostluk-guzel-sey-2/

 

 

 

Çocuk Hakkı – Çocuk Haklı

Sürekli ‘daha dün gibi’ dediğimi fark ettim, peki neydi benim zamanla alıp veremediğim…

 Yeni yıl gelmişcesine süslenmiş yine sokaklar, alışveriş merkezleri, ben zamanı durdurmaya, yavaşlatmaya çalıştıkça bu yeniye olan heyecanı anlamıyorum.

 Son zamanlarda bloguma da giremiyorum, iş yerinde wordpress sakıncalı siteler arasına girdi, evde malum iki bebe ile ilhamın gelmesini beklemek hayli olasılıksız.

 Geçen Facebook sayfamda Çocuk Hakları Günü dolayısıyla paylaştığım yazı çok düşündürdü beni ‘Çocuğun en temel hakkı, çocuk olma hakkıdır’ yazıyordu. Meriç’i düşündüm, zaten sık sık düşünüyorum, onun gibi hayalperest, oyun oynarken kendini kaybeden bir çocuğu saatlerce ödev yapmaya mahkum etmenin haksızlık olduğunu düşündüm. Haksızlık evet ama bir yandan da buna mecbur hatta bunun yanında çok şeye daha da mecbur yine maalesef.

 Bu yıl İngilizce kursuna başladı, geçen yıl da başlamıştı da bırakmıştık sıkılınca, bu yıl ‘alsa iyi olur’ dedi sınıf öğretmeni ‘İngilizce önemli’. E bana göre de Matematik dersi önemli. İnternetten eğlenceli matematik testleri falan alıyorum, eğlenceli olursa sıkılmayacak sanki. Meriç sıkıntıya gelemeyen bir çocuk, geniş zamanları seven, geniş oyun zamanı, geniş yemek zamanı, geniş kitap okuma, geniş resim yapma… Bunlara zaman kalsın diye de sıkıştırılmış ödev zamanı ayarlıyor kendince. Nasıl mı? Yazısı okunmayacak kadar kötü oluyor mesela biran önce bitsin telaşıyla, isteksizliğiyle yaptığı için. Problemlerin çözümleri de öyle alakasız sonuçlar. Ben sinirden deliye dönmüşken de ‘ben daha önemliyim, ödev değil’ deyiveriyor. ‘Tabi ki’ diyorum ‘sen önemlisin’.

 Düşünüyorum daha minnacık, kıyamıyorum ama ‘sen her şeyden önemlisin boş ver kızım ödevini yapmayıver bugünde’ de diyemiyorum. Çünkü tutarsız davranmış olacağım bu kez de. Arkadaşlar anlatıyor kendi çocuklarını, okuldan gelir gelmez ödevinin başına geçen de var Meriç gibi yapan da ödevinin başına geçip mutsuz olan yani, aklı oyunda kalan… Kıyaslamıyorum ki kimseyle onu. O apayrı bir kişilik, bazen sinir harbi de yaşasak onun o kendine münhasır kişiliğine de hayal dünyasına da hayranım ki ben. Keşke diyorum hayat onun istediği gibi olsa. Mesela hayvanları çok seviyor ‘hayvan bakıcısı’ olacağım diyor, ‘veteriner ol’ diyorum, hayvan bakıcısı olmakta kararlı, o hayvanları sevgisiyle iyileştirecekmiş. Bunun için okumaya gerek yokmuş. Paranın pulun ehemmiyetinin olmadığı ne güzel yaşlar… 

 Çocuklarımızın çocuk olma hakkını maalesef erkenden kendi ellerimizle alıyoruz. Çocuklar ilkokuldan itibaren o sınav senin bu sınav da senin bir yarışın, koşturmacanın içinde buluveriyorlar kendilerini. Açıkcası ara ara tökezlediğim bu koşturmacanın içine, zamanın, sistemin acımasız çarkına çocuklarımı da katmak istemezdim. Çocuk çocuk olmalı derken çok ciddiyim ama bu çarkın dışına nasıl çıkılır bilmiyorum. Erkin Koray örneği var evet ama o da pişmanmış kızını okula göndermediğine baksanıza.

 

Akşam olsun da kızlarıma kavuşayım diye beklerken bu ödevler, sınavlar bize fazla geliyor…

 meriç

 

Ekin ile İki Yıl

Ekin’im…

Sen gelmeden önce çok kitap okudum. Artık kendimi daha deneyimli hissediyordum bebek bakımı konusunda ama olsun, hiç uyku problemi yaşamayalım, hiç emzirme, yemek sorunumuz olmasın istedim. Öncelikle daha rahat bir anne olmaya kararlıydım bu kez. İşte hamile olduğumu öğrenmem, kalp atışlarını duymamla Tracy, Ferber, mahallenin mutlu bebeği vb. uzmanların kapılarını tıklamış anlattıkları yöntemleri harmanlamış ama artık iyice kafası karışmış bir anneydim.

Bu yüzden gardımı aldım bekliyorum diyemedim, daha çok endişeliydim ve endişelendiğim tek şey de uyku problemi, yemek problemi vs. değildi. İki çocuklu hayatın bize yaşatacaklarına dair endişelerim vardı. Tabi ki biricik ablanın tepkilerini, aranızın nasıl olacağını da dert ediyordum. Açıkçası ablanı öyle çok seviyordum ki seni de onu sevdiğim kadar sevebilecek miydim hiç bilmiyordum bunu da merak ediyordum.

Ve sonra sen geldin, nasıl güzel bir bebektin daha ilk bakışta sevilmeyecek gibi değildin hani, o an aşık oldum, hayran kaldım, seni o an çok sevdim çok, ablanı sevdiğim kadar hem de…

Ne uyku problemi ne emzirme, ne o ne bu. Hırçın bir nehirden sonra dalgasız bir denizde keyifte gibiydim adeta. Ya ben baya tecrübelenmiştim ya da sen gerçekten sorunsuz bir bebektin. İki yaşını bitirmeden yaz başında yine çeşitli uzman görüşleri, blogcu annelerin görüşlerini harmanlayıp iyi bir Tuvalet Eğitimi vermeye niyetlenmişken, sen açıkça ‘ben daha hazır değilim’ mesajını verince (hani şu eline kakanı aldığın) bırakmıştım bende. Yaz sonunda tekrar denediğimizde ise şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde beze veda ettik. Yine bütün yöntemler elimizde patladı.

Boyun ve kilondan pek belli olmasa da konuşmanı duyan daha büyük olduğunu sanır. Her şeyi anlıyor, cevap veriyorsun, şarkılar söylüyorsun… Müziğe bayılıyorsun, sen kulağını vermiş müzik dinlerken rahatsız edilmekten hiç hoşlanmıyorsun… Bir de ablanla kardeş kavgalarınız var ki evlere şenlik 🙂

Ablan bu ara çok meşgul, sana doğum günü partisi hazırlıyor, ihtiyaç listesi, davetli listesi, davetiyeler…Belki arada kızıyor falan ama o da seni çok seviyor merak etme.

Ekin’im canım kızım, iyi ki doğdun, iyi ki bizimlesin, hep birlikte nice mutlu yıllarımız olsun… Seni çok seviyoruz…Annen – Baban – Ablan…

EKİN5EKİN1K

Kırdı zincirlerini

Çocuklar büyüdükçe içimizdeki uzman annelik nakavt oluyor. Olmadık yerlerden çıkıyor sorular, sorunlar… Bizim evdeki büyük çocuk Meriç bugünlerde hep bir isyan modunda. ‘Alttan al’ diyorlar bana ‘zıtlaşma’, ‘e iyi tamam’ dedik bi kere.

Geçen akşamlardan birinde tutturdu arkadaşında kalacakmış. Baya bi şaşırdım henüz böyle bir isteğe hazırlıklı değildim haliyle. Ben bu isteğimi 16 yaşında falan dile getirmiştim aileme sanırım. Şimdi bu da neyin nesi? Bi de öyle kararlıydım ki ben daha o bebeykenden beri ‘kesinlikle böyle bir şeye izin vermem’ derdim. Hah yala şimdi o tükürdüğünü. Çocuk 8 yaş bunalımı var da ona mı girdi, yoksa bu da bi çeşit ergenlik mi anlamadım ama zorlamıyor dersem yalan olur.

Sürekli arkadaşlarıyla macera peşinde, ‘yalnız salmam bahçeye’ diye de ben beylik lafı ettiydim zamanında bak onu yalayalı çok oldu. Sitenin bahçesinde arkadaşlarıyla akşama kadar. Tamam siteden dışarı çıkmıyor, gözümüzün önünde sayılır ama ben yanında değilim işte. Nasıl yanında olayım hiç eve girmiyor ki velet.

Neyse kaldı arkadaşında bi mutlu bi mutlu… Sanki başı göğe erdi. Kırdı zincirlerini hanfendi… Ben de bi gece uykusuz kalmışım çok mu?

Bakalım daha nelerle karşılaşacağız… Olsun sağlıklı olsunlar da… 😉