14. Hafta – ‘Kelebek’

İkili testimin diğer sonucunu da aldım testi yapan doktorun hemşiresi telefonda sonuçlarımı doktora gösterdiğini normal olduğunu söyledi. Bana da maille sonucumu gönderdi. Ancak Aylar öncesinde randevu aldığım yeni ve inşallah son doktorum olacak olan Ayşe Hanım test sonuçlarımın normal olmakla birlikte 3050’de 1 ihtimalle down sendromu olabileceğini söyledi. Risk çok değil istersem amniyosentez yapılabileceğini ama çok da önermediğini bunun da riskleri olduğunu falan söyledi. E benim de kafam bi karıştı tabi. Ama amniyosentez yaptırmaya da pek niyetli olmadığımdan ben o karmaşık cümlesinden işime geleni aldım. 

Birinci trimestri böylelikle atlatmış olmanın hafifliği içerisindeyim hafiflik mi dedim oysa ki gittikçe ağırlaşan bir vücuda sahipim artık. Dün giydiğim pantalonun düğmesini kullanamadığım gibi fermuarı da görevini yapmakta hayli zorlandı. Hafta sonu bi kaç hamile kıyafeti alabildim boşuna eskileri giymeye çalışmamam gerektiğini anlamış bulunmaktayım. 

Meriç ile bu sabah biraz sohbet ettik bebek üzerine. Kız kardeşi olsun istiyormuş. Ben Erkekte olabilir ama dedim. Sonra komşumuzun oğlunu örnek verdim onun da Meriç’ten 2 yaş büyük ablası var. ‘Başar ne kadar tatlı bir kardeş değil mi? öyle bir erkek kardeşin olsa güzel olmaz mıydı?’ dedim. O zaman gülümseyip ‘olur’ dedi. Ama adı Başar değil ‘kelebek’ olsunmuş. Onu kucağıma alıp öpmek isteyince anne bebek diye beni uyardı sonra eğilip göbeğimi öptü ben çok duygulandım tabi bu sahneden hemen ‘babası Meriç göbeğimi öptüüü” diye bağırdım. Kumrim de beni düzeltti ‘göbeğini değil bebeği öptüm’  

Şimdiden hoş şeyler yaşamaya başladık. Bazı korkularım hala olsa da biraz rahatladım. 

Bebeğim bu hafta limon büyüklüğündeymiş. Ultrasona girmenin çeşitli tehlikeleri de olsa onu orada görmek çok keyifli. İki hafta üstüste ultrasonda onu görmüş oldum. Ve daha bebek gibi geldi bana bu hafta. Uzaylı görüntüsü yavaş yavaş normal insan şekline kavuştuğundan belki de. 

Yeme de içmede sıkıntım eskisi kadar rahatsız edici boyutta olmasa da hala yiyemediğim şeyleri yiyememeye devam ediyorum. Geçen akşam misafirlerime ıslak kek yaptım uzun bir aradan sonra öyle tatlı bir şey yapmış oldum. Buna en çok ben sevindim. Yiyemesem de yapabiliyorum. 

Pis Kürdan!

Dün akşam Kumrimin eline kürdan battı. Ufacık bir çizik için dakikalarca ağladı babası da bende zor sakinleştirdik. Aslında eline aldığında ben eline batabilir dedim ama dinlemedi tabi ben faaliyet yapacağım dedi. Sonrası malum, tecrübeyle sabitledi 🙂

O hıçkıra hıçkıra ağlarken dua ettim onun için Allah başka acı göstermesin diye. Sonra parka gittik unuttu gitti… 

Fotoğraflarla Haftasonu

Hafta sonu Kardeşim geldi bu işe en çok onu deli gibi özleyen, bize her kızdığında ‘Sabişim’ diye ağlayan Kumricik sevindi. Hep birlikte annemlere köye gittik. Bu durumda annem ve babamda çok sevindi tabi. Mangalın yanında  fotoğraflarda gördüğünüz kardeşimin sardığı zeytinyağlı yaprak dolmasının çoğunu ve benim yaptığım 3 adet enginar dolmasının 2.5’unu ben yedim. Deli gibi yedim yani, napim köyde iştahım açılıyor Kısa ama güzel olduğu kadar doyurucu geçen köy tatilimizden sonra Meriç 23 Nisan coşkusunu stadyumda yaşasın diye Atatürk Stadyumuna gittik. Böyle kısa ama hareketli, yorucu ama güzel bir hafta sonu geçirdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kızıma Mektup

Meriç’ime…

 Canım Kızım…

Bu aralar sık sık bebeklik fotoğraflarını, videolarını izliyorum, gözyaşlarımı tutamıyorum.

 Büyüyorsun…

 Bu kadar çabuk büyümeni hem şaşkınlıkla izliyor hem de buna bozuluyorum açıkçası. Daha dün değil miydi karnımda tekmelerini ardı ardına savururken yaşadığım heyecan? Daha dün değil miydi agularınla tüm aileyi başına topladığın? Daha dün değil miydi emerken ısırıverdiğin ama muzip bakışlarınla acımı unutturup gülümsettiğin? Daha dün değil miydi ilk adımlarına sevinçten çığlık attığım? Daha dün değil miydi bu okula başladığın, benim bütün endişelerimi korkularımı yerle bir edip ta ilk gün el sallayıp öğretmenine koştuğun gün…

Sonra da en son gösteri fotoğraflarını ve videonu izliyorum, büyülenmiş gibi sana bakıyorum, öyle gurur duyuyorum ki sanki göğüs kafesim çatlayacak. Gözyaşlarımı yine tutamıyorum…

Seni her şeyinle öyle çok seviyorum ki, sevecenliğini, duygusallığını, meraklılığını, minicik kalbinde yeşerttiğin kocaman sevgilerini ama en çok ‘beni sevmeni’ öyle çok seviyorum ki.

Daha da büyüyeceksin o zaman da şu yaşlarını çok ama çok özleyeceğim, biliyorum. İnşallah güzel bir geleceğin olacak. Şu an Polis olmak istiyorsun daha geçenlerde kuaför ondan önce de aşçı olmaya karar vermiştin oysa… Önemli değil canım kızım sen ne olursan ol yeter ki çok ‘mutlu ol’…

Şimdilerde beni her ne kadar kahramanın gibi görsen de ben seninle büyüyorum aslında seninle birlikte öyle çok şey öğreniyorum ki… Senden önce yaşadığım ne varsa sana ulaşmak içinmiş, sanaymış benim yolculuğum… Şimdi beraber yürüdüğümüz bu yolda senin varlığın bana güç veriyor, yarınlara dair umut veriyor ve sıcacık bir gülümsemenle dünyam ışıldıyor…

Senin sayende anneliği doya doya yaşıyor ve dünyadaki her şeye sahipmişim gibi hissediyorum. Uyandığım her yeni günde seni bana verdiği için Allah’a binlerce kez şükrediyorum…

Seni her zaman seven, düşünen bir annen olduğunu bilerek yaşaman umuduyla, sağlıklı, mutlu ve uzun bir hayat diliyorum canım kızım…

                                                                                                                    

  Annen

(Okulumuzun Anneler Günü için benden istediği mektup…)

Her aşk biter mi?

Bir gün senden vazgeçeceğim aklıma bile gelmezdi. 

Senin kokuna öyle tutkundum ki karşı koyamadığım tek kokuydu… Ve sen bunun öyle farkındaydın ki…  Senden ne zaman vazgeçecek olsam kokunla baştan çıkıyordun beni. 

Öyle ki bağımlılığım olmuştun benim belki 15 yıldır. Dile kolay… Hele güne seninle başlamak yok mu, seni ellerimde tutmak kokunu içime çekmek ve hiç bir şeylere değişemeyeceğim tadını almak… Başbaşa iken yerin başka, dostlarımla paylaştığımda bir başka. Seni her türlü sevdim ben… Öyle çok hatrın var ki bende…

Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Vazgeçtiğime ben bile inanamıyorum. Dostlarım da bu durumu yadırgıyor hissediyorum bu şekilde bitmesini anlamlandıramıyorlar. Sanki muhabbetlerimiz yarım kalıyor, kocaman boşluk var aramızda…

Ama gerçeği söylemem gerekirse o bayıldığım kokuna bile tahammülüm yok artık. Belki zamanla geçer ha? Ara versek ilişkimize mesela 7 ay falan  görüşmesek belki eskisinden daha güzel olur o zaman her şey.

Sen şimdi tüm cazibenle karşımda dursan da… Lütfen alın şu Kahve Fincanını gözümün önünden burnumun dibinden hemennnn!  

 😉


Kırmızı Şalvar Davası

Bizim oralarda bir söz var Annem çok kullanırdı, ”kızın varsa kırmızı şalvarını çıkar” diye. Şalvarı bilirsiniz köylerde giyilen bir giysi, kırmızısı da süslüsü oluyor sanırım. Yani şöyle demek istiyor, kızın (çocuğun) varsa süslü püslü gezmek senin neyine, kendine değil çocuğuna al süslü, renkli şeyleri. Ben annem bu sözü her söylediğinde ne demek istiyor ki diye düşünürdüm herkesin şalvarı kendine değil mi 🙂

Kızımın hayatımıza girmesiyle birlikte annemi bir çok konuda daha iyi anladığım gibi bu sözünü de anlamış bulunmaktayım. Şöyle ki hani benim şu hiç hazzetmediğim kocaman alışveriş merkezleri var ya dün akşam onlardan birine gittik. Mağazalar göz kamaştırıcı güzellikte, olabildiğince albenili, davetkar dizayn edilmiş. Haliyle hepsine bir girip bakmak istiyor kadın kişisi. Ancak gelin görün ki benim dönüp dolaştığım yer hep çocuk mağazaları, reyonları oluyor. Evet çok çekiciler, minimini pek sevimliler falan da benim de giyinmeye, süslenmeye hakkım yok mu?

Bendeniz bu durumu akşam LCW’nin hamile bölümünü görüp dalmak istediğimde görevlinin de ”kapatıyoruz” demesiyle ve bir de birkaç sabahtır gardıropumun önünde farkettim. Hala hamile kıyafeti alabilmiş değilim ve artık kıyafetlerimi giymekte zorlanıyorum. Sonraki alışverişimizde kararlıyım sadece kendime alışveriş yapacağım. Kırmızı şalvarımı çıkarmıcam ben anne 🙂

Meriç’in minik ağzında bu ara şöyle bir şiir dolaşıyor ”Yemeyip de yediren, giymeyip de giydiren, her an bizi düşünen, canım annem gül annem”  Canım kızım benim ama neden giymeyecekmişim 🙂

simli kartpostallar…

Bugün tesadüf eseri simli kartpostal gördüm. Birden ışık hızıyla çoook eskilere gittim. Ben hep değer verdiklerimi mutlu etmeyi en azından hatırladığımı belli etmeyi seven biri oldum. Şimdilerde bende maalesef eskisi gibi mektup yazıp, kartpostal göndermiyorum. Yaşadığımız zamanın getirdiği başka şeylerden faydalanıyorum telefon, mesaj, mail gibi…

Oysa ne güzeldi postayla gelen kartpostal daha samimiydi, sanki gönderenin sıcaklığını taşırdı el yazısı. Şimdi kullandığımız elektronik hiç bir paylaşım o kartpostalların sıcaklığını, samimiyetini vermiyor ne yazık ki…

Yılbaşı değil, bayram değil ama bu kartlar sizin için 🙂 

13. Hafta – Merhaba uzaylı! ben annen

Önceki hafta bahsetmiştim, ikili test için hastaneye gittiğimi ama doktorun bunun için bir kaç gün erken olduğunu söylediğini. O birkaç gün geçince tekrar gittik hastaneye. Ultrasonda bebeğin ense kalınlığı ve boy ölçümü yapıldı ve sonuçları normal çıktı. Buna çok sevindim ama en çok sevindiren biraz da heyecanlandıran bebeğimi dört boyutlu ultrasonda izlemek oldu. Bebeğim Uzaylıya benziyordu ve kıpır kıpırdı. Bu görüntü sanırım bu hafta sonuna kadar değişip gözleri normal yerlerine inecek. Kan sonuçlarım da bu hafta sonuna doğru çıkacak.

Cinsiyeti dışardan bakıldığında kolaylıkla belli olur ama ultrasonda öğrenmek için erkendir diyor Alper Mumcu sitesinde. Ben de nedense merak etmiyorum henüz tek duam sağlıkla kavuşabilmek ona. Acaba hamilelik dönemi endişelerim nedeniyle mi bebeğime konsantre olamıyorum? aslında cinsiyetini, kaşını gözünü merak etmem mi normal olanı?

Göbeğim artık belli oluyor, hele akşamları yemekten sonra (akşamları daha çok yiyorum) öyle çok şişiyorum ki eşim yememe engel olmaya çalışıyor, çok kilolu bir hamile olmamı istemiyor ben de istemiyorum ama napayım engel de olamıyorum. Hala tatlı yiyemiyorum, hala sıvı özellikle sıcak şeyler içemiyorum ve hala işyerinde çıkan yemekler cezbetmiyor. En kötüsü hamile kalmadan önce bayıldığım ve hamileyken daha çok yiyeceğim dediğim balığı yiyemiyor oluşum 😦

İşe evden bişiler getiriyorum ya da corn flakes, nesfit çeşitleriyle besleniyorum. En gözde yemeğim her türlü salata ve zeytinyağlı enginar. Mesela bu sabah kalkıp hem yemeğini hem de dolmasını yaptım. Dolmasını sadece kendim için yaptım eşim öyle kendisini oyalayan şeyler yemeyi sevmez, uğraşmaz tek tek yapraklarıyla, Meriç’te bayılmaz, ben ise bayılırım her türlü. O yüzden her türlü yaptım 🙂

  İşte fotoğraftaki gibi bir şey içimdeki 🙂

İffet – Dizi İlleti

Geçen akşam Kayınvalidemle oturduk İffet dizisini izledik, daha doğrusu o takip ettiği için ben ona eşlik ettim.  İlk defa izlediğim bu diziyi tek bölümde çözme başarısını gösterdiğim için kendimle gurur duydum duyulmayacak gibi değil ki. Amanın ne bermuda aşk üçgeni, çok bilinmeyenli aşk labirenti adeta.

Şimdi İffet kızımız dizinin esas kızı, esas oğlan da Cemil. İffet kenar mahalle güzeli, Cemil ile İffet eskiden sevgiliyken, Cemil İffet’e tecavüz ediyor ve İffet hamile kalıyor. Durumu öğrenen İffet’in babası onu döverken İffet bebeğini düşürüyor. Sonra bu Cemil gidiyor başka kız kalmamış gibi İffet’in mahalleden en yakın arkadaşıyla evleniyor, tabi aynı şey bu yakın arkadaş için de geçerli sanki başka adam kalmadı. Neyse o da hamile kalıyor ve bunlar da ayrılıyorlar. Ali ihsan da dizimizin zengin karizmatik karakteri İffet’i malikanesinde işe alıyor (babasının baskısından kurtarmak içinmiş) orada hizmetçilik yaparken  İffet Ali İhsan ile evleniyor ve evin hanımı oluveriyor.  Evdeki Ali İhsanın kızı, kız kardeşi diğer hizmetçileri bu durumu hazmedemiyor tabi, türlü dolaplar çeviriyorlar. Aaa nerdeyse unutuyordum bu arada Ali İhsan’ın kızı da dünya da başka adam kalmamış gibi Cemil’le evleniyor ve Babasıyla dolayısıyla Ciciannesi ve kocasının eski sevgilisi olan İffet ile aynı evde yaşamaya başlıyorlar. Eee bu arada eski aşıklar (İffet ile Cemil) gizli gizli ilişkilerine kaldıkları yerden devam ediyorlar. Gizli gizli desem de evdeki herkes aşk yaşadıklarını biliyor aslında.

Ali İhsan’da sütten çıkmış ak kaşık değilmiş meğer işyerindeki bir hatunla birlikteliği varmış onun da. Bu hatun evli olduğunu bile bile onunla beraber oluyor. Aman durun bu kadar da değil hani mahalleden en yakın arkadaşı vardı ya İffet’in o da Cemille olan evliliğinden hamile kalmış ama Cemil bunu bırakınca hamileliliğini gizleyip başka biriyle evlenmiş başka biri dediğime bakmayın yahu yabancı değil o da, yine başka adam kalmamış gibi Ali İhsan’ın erkek kardeşiyle evlenmiş o da. 

Dizilerin hemen hemen çoğunda işlenen fakir kız- zengin oğlan yada tam tersi aşk ilişkilerinden artık sıkılmadık mı? Ya bu yok artık dedirten tesadüfler zincirinden. Ben çok sıkıldım! 

İzlerken de içim şişmişti şimdi yazarken de aynı şekilde. Kayınvalidem dizinin kimi yerlerinde üzülüyor falan ben de düşünüyorum komşusunun başına falan gelse bu türden ilişkiler saçmalığı ne düşünürdü acaba diye? İyi bir komşuluk ilişkileri olmayacağı kesin de.

Ben izlemiyorum bu tür dizileri iyi ki de izlemiyorum aman nasıl rahatım. Kayınvalideme de ”Anne yapma etme bak çeşitli hastalıklarınız var bu diziler iyi gelmez sizin sağlığınıza, kurtulun bu İffet illetinden” dedim. Sağlam adamı bile hasta eder yahu yalan mı? İnşallah gelin sözü dinler de izlemez bi daha 🙂

Ben neler izliyorum: akşamları yoğun geçiyor aslında yemeğimizi yiyip dolaşmaya çıkıyoruz Meriç bisiklete biniyor biz de peşinden yürüyoruz. Sonra eve gelip, Meriç’in banyosuydu, ertesi gün çantasıydı hazırlarken zaman geçiyor. Yemeği, bulaşığı saymıyorum onlar en birinci vazifem. Sonra izleyecek halim kaldıysa ve o gün günlerden Seksenler, Yalan Dünya veya Behzat Ç. günü ise ve uyuyakalmazsam izliyorum. Malum bu ara uykuyla aram pek tatlı 😉  

Sağlıkla kalalım…

Geçtiğimiz hafta sonu için çok güzel planlarımız vardı, Alaçatı’daki ot festivalini kaçırınca bari oradaki uçurtma festivalini kaçırmayalım demiştik. Fotoğraf makinamı da alacak hem ailecek eğlenecek hem de fotoğraf çekecektim. Ve tabi sizlerle paylaşacaktım…

Ben ne kadar plan yapmadan duramasam da bazen öyle şeyler oluyor ki planlar altüst olabiliyor. Hayat işte insan ne kadar bilse de bunu, planlamadan düşünmeden hayal etmeden de duramıyor ki… Biz tahmin ettiğiniz gibi Alaçatı’ya gidemedik. Perşembe akşam üzeri Eşimin babasının kalp krizi(3.kez) geçirdiği haberini alır almaz Meriç’i okuldan alıp bir kaç parça eşyayı çantamıza yerleştirip Edirne’ye gitmek için yola düştük. Bu kez atlatamazsa diye çok korktuk. Çok şükür babamız bu krizi de atlattı. Kendine geldiğinde bizleri özellikle Meriç’i görünce çok mutlu oldu. Allah anne babalarımızı başımızdan eksik etmesin… Amin…

Babamızın iyi olduğunu görüp emin olduktan sonra Edirne’de gezme fırsatımız bile oldu. Çok hazırlıksız gitmiştim kıyafet olarak bile öyle alakasız  şeyler almışım ki telaşla, bu telaş için de fotoğraf makinamı almak kısa süreli aklıma gelse de geldiği gibi gitti, sırası mı kızım deyip vazgeçtim. Ve sonra çok pişman oldum, Edirne fotoğraf meraklıları için nimet sayılacak güzellikte bir şehir… Anlat anlat bitmez. Giderken ki telaşımız dönüşte sevince dönüşünce küçük küçük ama harika tablolara karşı verdiğimiz molalar sayesinde ”keşke fotoğraf makinamı alsaydım deyip durdum” neymiş: makinam olmadan asla!

Daha önce Edirne’mi yazmıştım…