Okullu Ekin

Okullu Ekin

Ekin bebem büyüdü de okullu oldu… Hala bebeklik videolarına bakıp güldüğümüz bebek şimdi sabah kendiliğinden uyanıp ‘anne okuluma gidicem’ diyor. Ne garip…

Bazı ilkleri Meriç’imle yaşadığımdan o kadar etkilenmezmişim gibi hissediyordum ama her çocuk ayrı bir birey ayrı bir deneyim.

Okula başlamadan önce okulun ne kadar güzel bir yer olduğuyla ilgili çok konuştuk o da arada bir heyecanlandı gitmek için hevesli davrandı biz sevindik, arada bir ‘ben okula gitmek istemiyorum büyüyünce giderim’ dedi korktuk. Okula başlayınca ilk iki gün çok ağladı sabah kalktığında ‘okula gitmicem’ diyerek uyandı biz ne yapacağımızı bilemedik ama kararımızdan da taviz vermedik. Gittiği okula güvenim de tam olunca öğretmenlerinin ve kurucusunun da yardımlarıyla Ekin okula iki gün sonra isteyerek severek ve hatta koşarak gitti. Çok şükür…

Ekin daha bir rahat, daha bir keyfine düşkün, daha bi istedikleri olsun isteyen, pek kendinden ödün vermeyen çocuk. Ama tutturan zır zır ağlayan şımarık bir çocuk da değil. Bilmem anlatabildim mi? 😊 O yüzden zor olur diye düşündüğüm okul hayatı gayet güzel gidiyor. ‘Anne ödevim var’ ‘Anne bugün ne günü’ dediğinde seviniyorum çünkü sorumluluklarının far8kında olması isteyerek bunları yapması bence çok güzel.

Geçenlerde okulda çok sevdiği öğretmeni ve arkadaşlarıyla doğum gününü kutladık. Bu da bir ilk oldu. Ekin’in okulda ilk doğum günü kutlaması… Artık o tam 4 yaşında…

Tabi o yine prenses… Meriç’te görmediğim bir şey daha işte süse püse düşkünlük bi prenses edaları falan… Evde sokakta gezmede hep bir tütü giyme isteği… Aynaya bakıp ‘güzel olmayı seviyorum’ diyen bi kızın annesiyim. Biz de kabullendik o bir prenses bizim prensesimiz…

Bi yandan da bu da büyüdü be diyorum büyümesini seviyorum ama bebeklik halleri de ne güzeldi özlüyorum…

Yeni bi bebek lazım bize şimdi 😉

20161017_154932

img_20161020_102536

Kültür Turu

Geçen hafta sonu uzun bir aradan sonra sinemaya gittik yine bir çocuk filmine tabi ki. Ekin doğduktan sonra ben Meriç’in sinema keyfine pek eşlik edemedim. Babasıyla ve arkadaşlarıyla gitti benimle de bi iki kez gitmiştir belki. Kendi yaşıma uygun sinemaya ise ne zaman gittim hiç hatırlamıyorum. Bu kez Meriç’te ben de beraber gitmeyi çok istedik. Sonra acaba Ekin’i de mi alsak, yok yok almayalım, sinema da sıkılır kesin, ağlar pişman eder bizi derken neticede Ekin’i de aldık yanımıza. Destek kuvvet babayı kapıda hazır ettik tabi 😊

Filmin ismi ‘İyi Bir Dinazor’. Film nasıldı derseniz bir çocuk filmi için fazla bi duygusal geldi bana. Filmin en duygulandığım sahnesinde Meriç’e döndüm baktım ki o da ağlamak üzere. Belki ona kıyamadığımdan o kadar duygusal olmasına gerek var mıydı bilemedim. Ama genel olarak ben ve kızlar çok beğendik. Ekin mi? O da çok beğendi. Ne ağladı ne zırladı güzel güzel izledi. İlk sinema deneyimi hiçte korktuğumuz gibi olmadı.

Hafta içi iki gün izin aldım kızlarımla tatilde keyifli zaman geçirelim istedim. Ama bir yandan da araştırdım. İzmir’de harika müzeler var. Rota falan çizdim. Ama Meriç’in rotası farklıydı haliyle onun istediği oldu. Ege Üniversitesi kampusünün içinde yer alan Tabiat Müzesine gittik. Meriç daha önce okul gezisinde gitmişti ama müze bu tekrar tekrar gidilebilir. Neyse gitmeden evde bi hazırlık bi telaş ama en telaşlımız Ekin. Neden mi yana döne makas ve kırmızı kurdele arıyor çünkü. Makası eline almış:
-Anne makası buldum,
-Ekin makası ne yapacaksın?
-Anne müzeye gidiyoruz ya. Müzenin kapısına kırmızı kurdele uzatacağız sonra onu makasla keseceğiz.
(Allah Allah bi açılıştan falan bahsediyor galiba.)
-Ekin sen nerde gördün bunu peki?
-Anne Kuzucuk ve arkadaşları müze yaptılar ya orda kırmızı kurdeleyi makasla kestiler ya!
-!!!*?^+%&
Çizgi filmden bahsediyor, müze olayı kafasında böyle kalmış demek.

Meriç’ten de bi kuple gelsin o zaman…

Artık resimsiz kitaplar okuyor kendisi. Geçen akşam bana döndü ve dedi ki:
-Anne sen hep diyordun ya büyüyünce senin de resimsiz kitapların olacak, o zaman hayalinde canlanacak resimler diye,
-Evet kızım.
-Ben hep sanıyordum ki ben büyüdükçe kitaplarımın içindeki resimler kaybolacak…
!!!*+?%&

Kararlıyım Blog Yazmaya :)

Eskiden çocuğumun eline kürdan batsa yazardım şimdi Meriç ilkokul üçüncü sınıfın yarısını bitirmiş, zevkleri, istekleri, üzüldükleri olan bir çocuk oldu doğru dürüst okul maceramız bile yok blogta. Ekin Bebe diye bildiğiniz bıdık tam bir dilli düdük, abladan o kadar çok şey kapıyor ki. Meriç İlkokul birinci sınıftayken (bence en zor dönem) nerdeyse Ekin de okumayı söküyordu. Hiç fena da olmazdı hani şimdiden babasıyla anlaşma yapmaya çalışıyoruz ”Ekin ilkokula başladığında sen çalıştır, hayır hayır sen çalıştır” falan diye… Düşünüyorum da tam bi kabus. Valla daha çok var demeye gelmiyor bu bebe milleti bi bakmışsın gelivermiş o daha çok var dediğin zamanlara…

Bugün evde Meriç’e hamileyken tutmaya başladığım günlüğü bulup okuyunca çok duygulandım. O zamanki hislerimi okumak, Meriç’in o hallerini hatırlamak bana blogumun da amacını hatırlattı. Hafızama inat kanıtlarım olması bunları okuyup o günleri hatırlamak çok güzel.

Meriç’in ilk günlerinde yatak odamda (Meriç orada olduğu için) yemek yediğimi biliyor musunuz? Çünkü mutfakta onu özlüyormuşum. Çok güldüm buna.

aktif olduğum tek adres instagram: sukriye.korkmaz

Senenin En Güzel Zamanları Bunlar

Senede birkaç günü beraber geçirmek için özlem biriktirdik, hasret biriktirdik… Sonra ‘senenin hangi zamanı buluşalım’ diye konuşmaya başlayınca heyecan sardı içimizi. Ev sahibi olmak ayrı heyecan, planı yapan bendim bu sefer… O birkaç günü unutulmaz kılmak, bir yılın acısını en güzel şekilde çıkartmak istiyoruz hepimiz.

Planı yaparken daha çok önceden bizim keşfettiğimiz en güzel yerleri onlarla beraber gezmek oralara dostluğumuzun izini bırakmak istiyorum… Onlarsız yarım gezmişiz gibi tamamlamak istiyorum hatıraları…

Gündüzleri gezerek çocuklarımızı eşlerimizi de katarak eğlenip gezerken geceleri de onlar uyurken kendimize ayırdık tüm zamanı sabaha az kala uyuduk hiç istemeyerek, hiç doyamayarak birbirimize…

Her şeyden konuştuk, çocuklardan, eşlerden, üniversite yıllarımızdan… Bitmesin istedik ama kum saatinin kumları gibi geçiyordu hain zaman…

Yine nasıl geçti anlamadık, yine tadı damağımızda kaldı… Bir sonraki buluşmayı özlemle bekliyorum şimdiden…
30 Nisan gecesi gelen misafirlerimle 1 Mayıs Cuma günü Nazarköy’e gittik. Daha önce yazmıştım burayı pek bi değişiklik yok en önemli değişiklik kapanan birçok boncuk atölyesi… Önceki yazımı okumak için bir tık buraya

2 Mayıs Cumartesi günü en çok gitmek istediğim Urla Enginar Festivaline maalesef gidemedim. Nedeni aşırı kalabalıktan sıkılan kocalar ve aşırı kalabalıkta baş etmekte zorlanacağımız bebelerimiz. Urla’nın içine girdik festival alanını gördük ve kaçtık… Ama Balıklıova – Mordoğan – Karaburun turu yaptık. Daha önce gitmiştim yazmıştım bir şeyler isterseniz burayı bi tıklayın.

3 Mayıs için de planlarım olmasına rağmen dostlarım o gün öğleden sonra dönecekleri için evde zaman geçirmeyi tercih ettik.

En çok fotoğraf makinemi kullandığım zamanlar bunlar…

Bekle ki geçsin şimdi bir sene…

Üniversite arkadaşlarımla daha önceki geleneksel buluşmalarımızdan diğer yazılar…

1- https://sukriyekorkmaz.wordpress.com/2011/12/21/dostluk-guzel-sey/

2- https://sukriyekorkmaz.wordpress.com/2012/06/19/dostluk-guzel-sey-2/

3- https://sukriyekorkmaz.wordpress.com/2012/06/19/dostluk-guzel-sey-2/

 

 

 

Sevgi Kelebeği Ekin

Bir tuvalet sohbeti sırasında;

 Ekin: Anne beni çeviyo mucun?

Anne: Evet kızım seni çok seviyorum.

Ekin: Anne Meriç’i çeviyo mucun?

Anne: Evet kızım ablanı çok seviyorum.

Ekin: Anne babamı çeviyo mucun?

Anne: Evet kızım babanı çok seviyorum.

Ekin: Anne Ela’yı çeviyo mucun?

….. tuvaletin uzunluğuna göre uzayan bir sohbet bu J

 

***

 

Ekin anneyi kızdırmıştır hem de zevkle, şimdi hasar tespit zamanıdır.

 

Ekin: Anne kıjdın mı banaaaa?

Anne: Evet kızdım!

Ekin: (dudağını büzüştürerek)Anne kıjmaaa ben çeni çoook çeviyom…

 

 *****

Ablasının kalemini, oyuncağını alan Ekin’e;

Meriç: Ekin kalemimi – veya oyuncağımı- verir misin?

Ekin: Hayır bu benim!

Meriç: Hayır benim verir misin?!

Ekin: (suratını gayet şirinleştirerek) Meriç kıjma, ben çeni çok çeviyom.

 

Böyle bi sevgi kelebeği bu aralar 🙂

 Resim 1557_filtered

Ekin ile İki Yıl

Ekin’im…

Sen gelmeden önce çok kitap okudum. Artık kendimi daha deneyimli hissediyordum bebek bakımı konusunda ama olsun, hiç uyku problemi yaşamayalım, hiç emzirme, yemek sorunumuz olmasın istedim. Öncelikle daha rahat bir anne olmaya kararlıydım bu kez. İşte hamile olduğumu öğrenmem, kalp atışlarını duymamla Tracy, Ferber, mahallenin mutlu bebeği vb. uzmanların kapılarını tıklamış anlattıkları yöntemleri harmanlamış ama artık iyice kafası karışmış bir anneydim.

Bu yüzden gardımı aldım bekliyorum diyemedim, daha çok endişeliydim ve endişelendiğim tek şey de uyku problemi, yemek problemi vs. değildi. İki çocuklu hayatın bize yaşatacaklarına dair endişelerim vardı. Tabi ki biricik ablanın tepkilerini, aranızın nasıl olacağını da dert ediyordum. Açıkçası ablanı öyle çok seviyordum ki seni de onu sevdiğim kadar sevebilecek miydim hiç bilmiyordum bunu da merak ediyordum.

Ve sonra sen geldin, nasıl güzel bir bebektin daha ilk bakışta sevilmeyecek gibi değildin hani, o an aşık oldum, hayran kaldım, seni o an çok sevdim çok, ablanı sevdiğim kadar hem de…

Ne uyku problemi ne emzirme, ne o ne bu. Hırçın bir nehirden sonra dalgasız bir denizde keyifte gibiydim adeta. Ya ben baya tecrübelenmiştim ya da sen gerçekten sorunsuz bir bebektin. İki yaşını bitirmeden yaz başında yine çeşitli uzman görüşleri, blogcu annelerin görüşlerini harmanlayıp iyi bir Tuvalet Eğitimi vermeye niyetlenmişken, sen açıkça ‘ben daha hazır değilim’ mesajını verince (hani şu eline kakanı aldığın) bırakmıştım bende. Yaz sonunda tekrar denediğimizde ise şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde beze veda ettik. Yine bütün yöntemler elimizde patladı.

Boyun ve kilondan pek belli olmasa da konuşmanı duyan daha büyük olduğunu sanır. Her şeyi anlıyor, cevap veriyorsun, şarkılar söylüyorsun… Müziğe bayılıyorsun, sen kulağını vermiş müzik dinlerken rahatsız edilmekten hiç hoşlanmıyorsun… Bir de ablanla kardeş kavgalarınız var ki evlere şenlik 🙂

Ablan bu ara çok meşgul, sana doğum günü partisi hazırlıyor, ihtiyaç listesi, davetli listesi, davetiyeler…Belki arada kızıyor falan ama o da seni çok seviyor merak etme.

Ekin’im canım kızım, iyi ki doğdun, iyi ki bizimlesin, hep birlikte nice mutlu yıllarımız olsun… Seni çok seviyoruz…Annen – Baban – Ablan…

EKİN5EKİN1K

Benim Sanal Dünyam

Sanal alemle ilk münasebetim (sanırım 2004 yılıydı) canım dostum Nigar sayesinde bir mail adresi alarak başladı. Onunla mektuplaşmak çok güzeldi eminim mailleşmekte güzel olacaktı. Zaten son zamanlarda postaneydi, puldu zor gelmeye başlamıştı.  Sonrasında MSN muhabbeti çıktı o daha da eğlenceliydi özellikle benim gibi telefonla uzun uzun konuşmaktan hoşlanmayan masa başı çalışan biri için MSN harika bir olaydı.

Yine bu aralarda fotoğraf tutkum beni çeşitli fotoğraf siteleriyle tanıştırdı. Fotokritik, EFC, Pozitifstil gibi siteler sayesinde ortak tutkusu, hobisi, aşkı fotoğraf olan binlerce kişiyle aynı ortamda olmak inanılmaz keyifliydi. Fotoğraf yükleyip yorumları beklemek, çok sevdiğin fotoğrafçıdan olumsuz da olsa yorum almak, ama en güzeli olumlu yorum almak bana çok iyi geliyordu. Ve tabi diğer fotoğrafçıların galerilerinde gezinmek, yaptıkları yorumları okumak da bir o kadar ufkumu genişletiyordu. Fotoğrafın buluşturduğu sanaldan gerçeğe dönüşen çok güzel dostluklarım oldu bu sayede. Bazılarıyla hiç görüşmedik ama kendimi çok yakın hissettiğim kişiler oldular.

Sonra efendim yıllardan 2007 ben Meriç’e hamileyim Facebook diye bir şey girdi hayatımıza. İlkokul arkadaşını bile bulabiliyormuşsun dediler. Sanal alem zaten ondan sonra iki döneme ayrıldı Facebook’tan önce Facebook’tan sonra…

Tanıdığım eşim dostumu eklediğim gibi tanımadığım yüzlerce fotoğrafçı arkadaşım da listemdeydi. Çok garipti. Yine önceleri Fotokritik’in uzantısı gibi kullanmaya başladık kendimizce çektiğimiz sanatsal fotoğraflarımızı paylaştık daha çok. Sonra Mevlana, Hayyam, Özdemir Asaf gibi ünlü şair düşünür ve yazarların sözlerini, şiirlerini paylaştık. Amman ne güzeldi. Beğene beğene geldik bugünlere… Şimdi gittiğimiz yerleri, yaptığımız kekleri, çocuğumuzun ay ay fotoğraflarını çoğunu tanımadığımız insanlara açtığımız bi acaip mecra oldu.

Sonra çoluk çocuğa da karışınca blog dünyasının kapılarını araladım Bu kız uyumuyor ne yapsam? Çok uyudu özledim. Kakasını tuvalete yapıyor ama çişini tutamıyor gibi paylaşımlarımı rahatça yapabildiğim blogger anneler ile tanıştım ve onlar vazgeçilmezim oldular. Bir gün bende hayatımı bu blogta toplamaya karar verdim. Tarihe not düşmelik anılarım oldu. Yazmak en güzeliydi.  

Günlerden bir gün Twitter diye bir kuş geldi gagaladı camımızı eksik kalmadık çok şükür buyur ettik kendisini sanal hayatımıza. Hatta kendisini o kadar sevdim ki ben Facebook’umu dondurdum bir süre. Laf sokmalık, bilgi almalık, bilgi vermelik güzel bir platformdu twitter. Hem kendi kendine konuşuyormuşsun gibi ama yüzlerce kişi duyuyor seni vay be! Ama tarihe geçen Gezi Olayı ile en Twitter daha bi değer kazandı benim için. Zaten ondan sonra Twitter sadece laylaylom yeri olmaktan öteye gitti… 

Ve şimdilik en son olarak -en azından benim için- Akıllı telefon hayatımıza girince İnstagram diye başka bir oluşumun içinde buldum kendimi. İnanılmaz bir serüven orası. Herkes zengin, herkes okuyor, herkes geziyor, herkesin bahçeli ve kocaman salonlu evi var. Çocuklarına çok çok acaip aktiviteler yaptırıyorlar sanırım hem zenginler hem en hakiki üstün zekalı çocuklar yetiştiriyorlar. Bana başlarda zenginlerin hayatını dikizliyormuş hissi gelse de meraktan mıdır nedendir kopamadığım bir mekan oldu. Genelde yine twitter, facebook’tan edindiğim arkadaşlarım var ama meğer hepsi zenginmiş, en güzel yerlerde tatil yapar, her gece başka alemlere dalarlarmış arkadaşlarım. İnstagram tozpembe, soap opera… Bak bak iç geçir 😉 Ve inanmazsın herkes kahve tiryakisi… O fincanlar ah o fincanlar… (benim de var he ) 

İnstagram’da bir de ünlüler falan da var gerçi heryerde varlar da işte burada da aktifler senin benim gibi ‘spordayım’, ‘yemekteyim’ falan gibi paylaşım yapıyorlar (peh sanki onlar uzayda yaşıyordu saçma oldu) gerçi baksan benim arkadaşlarımın paylaşımlarının da ondan kalır yanı yok ya neyse. O ünlü bir fotoğraf paylaşıyor hooop haydi herkes orada hayranlığını yazan mı, çamur atan mı ararsın, ayyy çok güzelmiş bunu nerden aldın Demet Abla! diyen mi? girişimci ruhların reklamlarını mı bulmazsın çok çok acaip. Hadi bu ünlü sana cevap verdi ‘Milanadon aldım o çantayı’ dediiii eee napıcan gidip alacan mı? Ay ne bileyim belki alırsın.

Sevmiyorsan ne işin var her platformda kapat hesaplarını bak işine de diyebilirsiniz de sevmiyorum diyen mi oldu? Seviyorum bizim ailenin paylaşımcı ruhu da benim, sizi de seviyorum hem 😉

 Ana girişimci – Hülya Çobanoğlu Cinsçiçekci’nin o güzel instagram yazısından sonra kendi sanal alemimin kronolojisine bir bakayım dedim işte bende durum bu 🙂

ingt

Yeni Bir Dönem – Ekin 19 Aylık

dostlar20kEkin Bebe için yeni bir dönüm noktası sayılabilecek bir günün sabahına uyandım. Her dönüm noktası gibi heyecanlı, telaşlı, endişeli bi sürü duygu yine birbirine geçmiş durumda. En çok da boşluk var kocaman…

Ekin Bebeyi emzirmeyi bıraktım. Hafta sonu annemlere giderken yine tüm yolculuğu emerek geçirmeyi istedi. Neden çünkü yolculuk yapmayı sevmiyor. Her kırmızı ışıkta durduğumuzda ‘geldikkkk’ diyor. Baktı ki gelmemiş yumuluyor. Önce emzirdim ama yarım saat kadar sonra yeter dedim. Karar verdim yol boyu bir daha emzirmemeye. Çok zorladı, ağladı etti ı ıh emzirmedim. Anneme gittiğimde de anlattım yolda yaşadıklarımı. O da ‘kes artık yeter emdiği’ dedi. Ben de zaten daha önce de yazdığım gibi bu konuda git gel yaşıyordum. Annemin de desteğini alınca ‘tamam bitecek burda bu iş’ dedim. Bu gibi konularda (memeden kesmek, tuvalet eğitimi gibi) en önemli adım ‘kararlı olmak’ kesinlikle.

O akşam son kez doya doya emzirdim. Hep emerek uyuyordu bebeğim.  Sabah uyandığında hemen atladı kucağıma ’emici emici’ dedi her zaman ki gibi. Önceden bi kaç çizik attım kalemle ve ‘pis olmuşşş’ dedim. Eliyle şöyle bir silmeyi denedi sonra hemen döndü gitti. Ben şaşkın, ben garip…

O gün bir kez daha yaklaştı ama sonra ’emici gittiii’ dedi. Ben de onayladım. Bir daha gün boyu yaklaşmadı. Akşam uyku saati geldiğinde kucağıma geldi sokuldu ama emme çabası göstermedi. Uykuya geçmesi hemen olmasa da beklediğimizden daha sancısız oldu. Sabah kalktığında biraz mahsunluk vardı yüzünde, annemlerde olduğumuz için kediydi , köpekti oyaladık, kahvaltısını yaptırdık. Yine bir daha aramadı. Akşamları daha çok garipsiyor sanırım ve ben de öyle, ya da bana garip geldiğinden ona da garip geldiğini düşünüyorum. ‘Annem ve eşim sen daha çok zorlanıyorsun’ dediler hatta. Duygusal bir boşluk yaşıyorum ve ben daha çok onun ne yaşadığını merak ediyorum. Umarım kolay atlatır bu boşluğu 😦

İştahının artacağını düşünerek teselli buluyorum. Yoksa hafta sonları ve akşamları yemek yemeyi reddedip sürekli emmek istiyordu.  

Bugün üçüncü gün… Sabah uyandı yine her zamanki gibi ‘anneeaaa’ diye seslendi. Yanına gittim onu iltifatlara öpücüklere boğdum ve Ekincik ‘mama mama’ diyerek tempo tuttu. Bıdık kabullenmiş bile, ’emici’ demedi… Bakıcı teyzesine anlattığımda ‘kimseye söylemeyelim bu kadar kolay olduğunu’ dedi.

Ama yazmasam olmazdı… Bir dönem daha bitti… Hüzünlü… Tuhaf…

Bıdı bıdı Üzerine (Ekin 17 Aylık)

Resim 089Ekin ile bizim iletişimimiz daha o karnımdayken başlamıştı. Doğduktan sonra da aynı güzellikte devam etti çok şükür. Şimdi on yedi aylık oldu ve bazı kelimeleri gayet güzel, çoğunu da komik söylüyor. Söyleyebildiklerinden fazlasını anlatıyor. Bir de onun anlatıp bizim hiç anlamadıklarımız var ki biz onlara ‘bıdı bıdı’ diyoruz. Telefonda bıraksak saatlerce dedesiyle konuşur. Dedesi konuştukça o konuşuyor ama ne konuşuyorlar bilen yok. Kesin olan bir şey var ki ikisi de bu muhabbetten müthiş keyif alıyor.

Bu yazıyı da tarihe not olsun diye yazıyorum, konuştuğu kelimelerden aklımda kalanlar:

– Anne ve hatta bazen Anneeeeaaa şeklinde oluyor özellikle geceleri 😉

– Baba

– Hangisini önce söyledi konusu tartışmalıdır bizim evde ama bu benim blogum o yüzden önce ‘anne’ dedi deme hakkım var 🙂

– Meyic = Meriç

– Aba = Abla

– Annanne

– Dede

– Baanne = Babaanne

– Tece = Teyze

– Amca = Emmi (bu bize en tuhaf geleni)

– Acooo = Acıyor

– Eya = Ela

– Ecca = Esra

– Abis = Abi

– Çu = Su

– Ça = Çay

– Mande = Mandalina

– Buc = Muz

– Tuc = Kuş

– Bebic = Bebek

– Muun

– Atta = gezmeye gitmek

– Otu = Otur (Emmek istediğinde bana bu şekilde buyuruyor)

Kesmek ya da Kesmemek…

Hamilelik bebekle kurulan mucizevi bağın ilk başlangıcıdır. Ben her iki hamileliğimde de bu bağın gücüne çok inandım. Kendinden geçip senin içinde gelişip büyüyen canlı için yaşıyorsun. Onunla kurduğun duygusal bağ o zaman yerleşiyor yüreğine. Kendini bu yüzden babadan daha şanslı görüyorsun. Garibim baba kişisi ancak hastane odasında kucağına aldığında o mucizevi duyguyu yaşıyor. Tekmelerde falan bir heyecan yapıyor yapmasına ama o kadar!

Hamileliklerimi çok özlüyorum ben işte bu yüzden. Bebeğimin içimde büyüyüp gelişmesi hem daha güvenli geldiğinden, hem de bencilce ama nereye gidersem gideyim, ne yersem yiyeyim hep benimle olduğundan…

Ama hamilelik döneminde yaşadığım o yoğun ve ikimize özel duygu akışını doğumdan sonra iki çocuğumda emzirirken de yaşadım çok şükür… Bence o da mucizevi bir şey. Hem anne – çocuk ilişkisi açısından en güzel his, hem de çok sağlıklı. Onları emzirirken hastalıklara karşı en iyi şekilde koruduğumu, hem de en sağlıklı şekilde beslediğimi düşünerek kendimle gurur duydum. Emzirmek istemeyen ya da sütü gelmeyen anneler için çok üzülüyorum.

Meriç’i iki yıla yakın emzirdim. Onun bırakmaya niyeti yoktu iştahsız bir bebekti ve emmek en sevdiği şeydi. Sadece geceleri emiyordu ve ben de kıyamamıştım o zamana kadar. Ama emme süresi uzadıkça yemek yemesine engel oldukça ‘artık yeter’ deyip kesivermiştik. O zaman iki gün annemde kaldı benden ayrı. İlk ayrılığımızdı, çok zor geçmişti.

Şimdi Ekin ile aynı dönemlerdeyiz. 16 aylık oldu çalıştığım için akşamları ve hafta sonları emiyor ama ne emmek. Tatlı niyetine, atıştırmalık niyetine. Bazen yemek niyetine de emiyor o zaman üzülüyorum, o da çok iştahlı değil emdiği zaman çok az yemek yiyor.  Artık doyurucu bir özelliği olmadığı için kesmek istesem de o bağı koparmak çok hüzünlü geliyor… Bir dönemin bitişi demek bu aynı zamanda… Bağımsız birey olma yolunda önemli bir adım…

Ekin eğer benimleyse emerek uykuya dalıyor uykuya dalma süresi  büyüdükçe uzuyor da uzuyor. Bu yüzden geceleri bana artık zor gelmeye başladı açıkcası. Ekin Bebenin bırakacağı yok o kesin de bakalım ben ne zaman hazır olacağım, bu kez nasıl bir yol izleyeceğim bıraktırmak için. Bu aralar bu konuya yoğunlaştım, araştırıp okuyorum. Genelde edindiğim bilgi korkutarak kesilmemesi yönünde. O zaman da daha uzun bir süreç gerekiyor sanki. Annemin aklına uyup Meriç emmesin diye bantlamıştık. Daha kötüsü kendimden iki gün uzak tutarak ayırmıştım. Çok şükür kalıcı bir travma falan yaşamadı, unuttu gitti.

Bu arada okuyorum da hiç bu işin anne yönünü anlatan bir yazı bulamıyorum. Benim yaşayacağım boşluk ne olacak 😉

Anlatıyorum hatta abartıyorum falan ama ileride başıma gelecekleri düşünürsek belki en kolay dönem, daha iki yaş sendromu var bunun, tuvalet eğitimi, kreşe başlama…

Amannn sağlıklı olsunlar da, geçip gidiyor işte bu zamanlar…