Burnumun direği…

Öperken kokusunu içine çektiysen, özlerken burnunun direği sızlar…
 
Kumrinin gösterisi sonrası tatil planımız vardı ama bir kaç hafta ertelemek zorunda kaldık. Kumri’ye de daha önce gösteriden sonra artık okula gitmeyeceksin demiş bulunduğumuz için ve tabi o da buna çok sevindiği için okula da gönderemeyince anneanne’ye bıraktık pazar günü. 
 
Aklım da kalbimde orada onunla kaldı. Akşamları eve koşa koşa gitmiyorum bu ara hani ayaklarım geri geri gidiyor derler ya öyle, her gün evden uzaklaşmak için bahaneler buluyorum. Geziyorum, alışveriş yapıyorum ama yeri ne yapsam dolmuyor. Dün akşam eşimin pişirdiği şahane tas kebabını yerken, ”şimdi nolurdu o da yanımızda olsaydı, ne yapardı acaba bıdı bıdı’ derken eşim demesin mi sen yemeğini yemiyor diye kriz geçirirken o da yemiycem diye ağlardı. Evet aynen öyle olurdu ama işte olsundu…
 
Ufacık şey nasıl doldurmuş hayatımızı, sesi evimizin heryerinde çınlıyor, görüntüsü koltukların üstlerinde, odasında, duvarlardaki izlerinde heryerde ama her yerde. Yürüyüş bahanesiyle çıktığımızda sanki parktan bize sesleniyor ‘Anne bak, altıncıya kadar gelebildim’, zıpzıpın ordan geçerken eşimle birbirimize bakıp kızımızı hayal ediyoruz zıplarken. Tabi ben gözyaşlarımı tutamıyorum. Başka bir yolu olmalıydı deyip duruyorum. Artık bilmem kaçıncı defa Anneannesini aradığımızda anneanne çıldırmak üzereydi ‘hayır Meriç ile herşey çok güzel, sorunumuz yok, eğleniyor, sizi özleyip ağladığı falan yok da seninle başedemedim bir türlü ona üzülüyorum’ diyor bana. 
 
Eve döndüğümüzde odasına gidiyorum öyle derli toplu duruşu içime dokunuyor. Orada olmasını arzuluyorum, ‘anne dağıtmıyorum aklıma bir fikir geldi, proje yapıyorum’ deyişi geliyor aklıma boğazım düğüm düğüm oluyor. Evde yapacak çok işim var halbuki ama kolum kanadım tutmuyor iki gündür. Kitap okuyorum bende, evde kitap okumak çok lüks bir şey benim için ama güzel de. Açıkcası özlemişim işte bu keyfi.
Arkadaşlarım bugünlerin tadını çıkar seneye iki çocukla bugünleri çok arayacaksın deseler de ve haklı olsalar da ben Kumrimle herşeye varım.
 
Cumartesiyi iple çekiyorum, özlemle hasretle bekliyorum. 
 
Pazar günü önce deniz keyfi yaptı Kumricik ve çok mutluydu 🙂
 
 
 
Offf gel tatil gellll!!!
bu da geçen seneden Burnumun İnce Sızısı demiştim…
not : Benim de  facebook sayfam var artık beklerim tanınmış kişi demiştim (ne diyeceğimi bilemediğimden) ayıp olmasın elaleme 😉

22. Hafta – Geçiyor zaman hızla hızla

22. haftayı geride bıraktığım bugünlerde, ne çabuk geçiyor bu haftalar demekten kendimi alamadığımı farkediyorum yine. Ne zaman bebeğimi hissetmek istesem sağolsun bebiş kırmayıp basıyor tekmeyi 🙂 sanırım sürekli hareket halinde o ama ben başka şeylerle ilgilenirken çok da farkına varamıyorum. Ailecek tekmelerin tadını çıkarıyoruz. Evdeki tüm eller göbişimde. Bu haftalarda seslere de tepki veriyormuş, müzik dinlemekten, onunla konuşulmasından memnun olup hoş tepkiler veriyormuş ki gerçekten öyle elimi göbeğimin üstüne koyduğumda bile aramızdaki bağı öyle güzel hissediyorum – hissediyoruz ki dünyalara bedel. Başlıca sorunuma gelince uyuma pozisyonum gördüğünüz gibi hipertiroidimle yaşamaya alışmış gibiyim.

Bu arada iş yerimizde yeni hamile bir arkadaşımda da hipertiroidi çıktı çok üzüldüm onun için bolca deneyimlerimi paylaşıyorum kendisiyle. Aslında benim gibi bir örneği olması onun için iyi oldu. En azından benim hastalığı öğrendiğim ilk günlerdeki şaşkınlığımı, çaresizliğimi hatırlayınca öyle olduğunu düşünüyorum. Bu arada iş yerindeki gebişlerin sayısı da gitgide artıyor, bereketli bir döneme girdik bakalım hayırlısı.

Şu ultrason denilen şeye geçen haftalarda normal kontroldü anamoli taramasıydı derken sık girince alışmış olmalıyım ki anne kişisinin her hafta göresi geliyor bebişini yahu 🙂

Göz kapakları olsa da bunları çok daha ileri haftalarda kullanmaya başlıcak olan bebişimin kaş tüyleri de çıkmış 500 gr civarlarındaymış. Bunları da Kaan Kocatepe sitesinde anlatıyor.

Gebiş notlarım:

* Gebiş olmanın güzel tarafı insanların gebişlere duyduğu saygı, onları kollayıp ayrıcalık tanımak gibi hoş şeyler. Mesela hiç dolmuşta otobüste ayakta bırakılmadım. Hele ki bir gün gençler oralı olmayınca yaşlı bir amca yer vermeye kalktı ki resmen gözlerim doldu.

* Hangi ortamda olursam olayım tanımadığım biri bile olsa hele ki kadın ise yanımdaki konuşacak konu sıkıntısı çekilmemesi, ortada kocaman göbiş işte konuş konuşabildiğin kadar.

* Gebeyken çeşitli doğum hikayelerini dinleme şansına sahip olursun biz kadınlar bayılırız doğum hikayelerimizi anlatmaya, hatta abartarak anlatmaya.

* ‘Bunlar iyi günlerin’ lafını duymayan gebiş de yoktur diye düşünüyorum. Hatta doğrudur da ama ne gerek var di mi hamile kişisinin moralini bozmaya.

* Bir diğer moral bozucu durum iki numaranın da kız olduğunu öğrenen kişilerin verdiği tepki ‘hımm olsun’, ‘hadi ya erkek olsa iyiydi’ vs. 

* Hele hele sitemizin parkında çocuklarımız dolayısıyla tanıştığım bir hatun kaç aylık olduğunu öğrendiği halde 8 aylık falangösteriyorsun, ben doğum izninde olduğunu düşündüm gibi şeyler saçmalaması moralimi bozmasa da oldukça şaşırttı. Zira ben geçen hamileliğimle karşılaştırdığımda şu anki kilolarımdan memnunum.

 

9. Yıldönümü hediyesi Kumri’den

Yine koltuklarımızın bol bol kabardığı, gururdan göğüs kafesimin çatladığı müthiş bir gösteri oldu. Siz de biliyorsunuz artık gecenin yıldızı benim Kumrimdi bu belki benim kızım olduğu için öyleydi belki ben Kumrime bakmaktan diğer çocukları farketmediğim için böyleydi bilemiyorum ama benim biricik kızım pırıl pırıl parlıyordu.

Bu kez daha özel bir geceydi, çünkü dün aynı zamanda canım eşimle evliliğimizin 9. yıl dönümüydü. Başbaşa kutlamalar falan çocuksuz dönemlere ait lükslerimizden olsa da orda anne baba olarak bulunmakta oldukça keyifli, gururlu aynı zamanda duygulu bir şeydi. 9 yıl nasıl geçti sorusunun cevabı orada sahnedeydi ve bize tüm hüneriyle Hint dansı yapıyor, şarkılar söylüyor, taklalar atıyordu.

Bu kez gösterimize bizde misafir çağırdık Anneanne ve dede de bizimle bu gururu paylaştılar gözlerimiz sık sık ıslandı. Alkışlamaktan ellerimiz patladı. Öyle anlar oldu ki sahneye atlamamak için kendimi zor tuttum 🙂

Bu kez kocaman göbeğimin de etkisiyle çok hareketli değildim öyle yakınlara gidip fotoğraf çekemedim oturduğum yerden sadece 😦 Ama siz de ışıtısından kızımı farkedersiniz belki 🙂

Nice başarılarında yanında olabilmek dualarımla, teşekkür ederim canım kızım…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.


Dostluk Güzel Şey – 2

Gelenekselleştirmeye çalıştırdığımız dostlar buluşmamızın bu sene ki ayağı İzmir’de yapıldı yani heyecanlı ve mutlu ev sahibi bu kez bendim. 

Hep özlemini duyduğum canım dostlarım dağları denizleri aşıp bize geldiler bende bir kaç günlüğüne her şeyden uzaklaşıp adeta bambaşka bir alemde yaşadım onlarla. 14 sene olmuş mezun olalı ama dostluğumuz hep aynı tazelikte. Birbirimizin yanında kendimizi hala o arkadaşlığımızın ilk başladığı zamanlardaki kadar genç hissediyoruz. Ama sonra da bakıyoruz ki hepimizin (Emine hariç) kucağında bir bebe. Olsun bu halimizde oldukça şenlikli. Çok sevdiğim dostumun bebesini kendi bebem kadar seviyorum ona bakınca annesinin çocuk gözlerini görüyorum. Onun bir parçası nasıl sevilmez ki. Yeğen sevgisi de böyle birşey olmalı…

Muhabbetlerimiz, çocuklarımızdan, yaşadıklarımızdan, hayallerimizden daha çok aradaki görüşemediğimiz zamanı kapatma ihtiyacımızdan. Hep konuşsunlar dinleyeyim istiyorum. Hamileyim diye beni geç saatlere kadar tutmak istemediklerinden, dinlenmemi istediklerinden gecenin ilerleyen saatlerinde yatağa gönderdiklerinde ‘siz de yatın artık ama’ diyerek yatağa gitsem de aklım onların muhabbetlerinde kaldı. 

İzmir maalesef çok sıcaktı. Deniz kenarı bir yerlere gidebilirdik ama onlar zaten dönüşte deniz tatili yapacaklardı yani denize doyacaklardı bizde kızlarla kocaları ve çocukları Konak Pier’de bırakıp kısa bir Konak – Kemeraltı turu yaptık. Sıcağa ve çocukların zırlamasına daha fazla katlanamayan kocaların telefonuyla alışveriş maceramıza nokta koyup okul zamanlarımızda onlara hasretle bahsettiğim Tire’ye ve köyüme gittik. Onlarla Tire’de olmak sanki bir boşluğu doldurdu benim için, sevdayla bağlandığım şehirde dostlarımlaydım…

Pazartesi sabahı ayrılık zamanıydı ben işe geldim onlar da yola çıktılar yine tadı damağımda kalan bir dostlar buluşmasıydı, yine zaman nasıl geçti de ayrılık anı geliverdi anlamadım aylarca bekle bekle göz açıp kapayana dek geçip gitsin… Gitmeden seneye İnşallah Tekirdağ’da (Tülaycığımda) buluşma planı yaptık, yapacaklarımıza dair hayaller kurduk. Ayrılığımıza dair üzüntümüzün yerini bu hayallere bırakıp vedalaştık… 

Geçen yıl Nigimde buluşmuştuk, Nigimin buluşma öncesi parmaklarından dökülen güzel yazısı da burada

Nigar, Tülay, Emine ve sizin çocuklarınız ve sizin kocalarınız ne iyi yaptınız geldiniz bir sene idare eder mi bilmiyorum ama müthiş güzel bir enerji verdiniz bana yine gelin 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burçin…

Şirketimizde işe yeni başlayan fotoğraf çekilmeye pek hevesli olduğunu görüp de çok sevindiğim hatta daha önce bir kaç fotoğrafçıya da modellik yaptığını öğrendiğim Burçin ile İzotaş’ta (İzmir Şehirlerarası Otobüs Terminali) fotoğraf çekimi yaptık tamamen eğlencelik 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

21. Hafta – Anamoli taraması

Geçen hafta içerisinde Doktor randevum vardı. Doktorumu seviyorum, sevecen, ilgili halden anlayan bir kadın. Ama bazen kafamı karıştırıcı şeyler söylüyor ki ben uykusuz, stresli, sancılı günler geçiriyorum.

Üstelik bu hamileliğimde sakin bir gebiş olmayı hayal ederken öyle de olacağına inanırken düşündüğüm gibi gitmedi. (Allah beterinden korusun.) Hipertiroidi ile mücadelemi biliyorsunuz, canım herşeyi yemek isterken, bebeğime faydası olsun diye yemem gereken bir sürü şey varken kendime engel olmak çok zor iyot kısıtlı diyet beni bu anlamda zorluyor. Ama ona da alışacağız. Üstüne bu hafta gittiğim doktor kontrolünde doktorum benden ‘detaylı ultrason’ istedi. İlk hamileliğimde istenmemişti. Daha önce bahsetmiştim, ikili ve üçlü tarama sonuçlarım normal çıkmıştı. Doktorum kesin birşey söylemek için eğer istersem amniyosentez bıdı bıdı… demişti. Ben de hiç düşünmemiştim, o da kendince risk almak istemiyor. Neyse bu kez de doktorum ‘İkili ve üçlü test sonuçların normal ama bir detaylı ultrason (anamoli taraması) çektirsen iyi olur.’ dedi. O da bu haftalarda çekiliyormuş. 

Beni yine bir telaştır aldı haliyle ‘Yaptırsam mı? sonuç ne çıkacak? olumsuz bir şey olursa ne yaparım?’ gibi sorularla yine kendime eziyet edip durdum. Arkadaşlarımla konuştum kimisi aman ihmal etme çektir ya da boşver hiç çektirme’ dedi. Netice de dün Anamoli Taramamı yaptırdım. Çoook şükür bunu da atlattık sevgili okur, sonuçlar normal çıktı. Bebişim daha doğmadan bir sürü teste tabi tutuldu bu haksızlık ama değil mi? Ben onu detaylı gördüğüme çok sevindim. Ultrasonumu çeken doktor çok iyiydi tek tek anlattı, gösterdi, benim gözümden süzülen mutluluk gözyaşlarına bile ortak oldu. Bebişimin profil görüntüsünü almak isterken bebeğimin elleriyle yüzünü kapatması ise şahaneydi. Bugün de tetanoz aşısı oldum. 

Bu hafta büyüme hızı biraz yavaşlayacakmış, kalp kasının güçlendiği hafta da bu haftaymış. Genel olarak ben kendimi rahat hissediyorum. Henüz ellerimde, ayaklarımda şişme vücudumda çatlak oluşmadı. İlk hamileliğimde çok şişlik olmuştu ama çatlak o zaman da oluşmamıştı.  Şimdiye kadar altı kilo almış olmam da bana göre gayet iyi bu altı kiloyu ilk hamileliğimde ilk üç ayda almıştım dersem siz de bana hak verirsiniz 🙂 

Artık hafta sonu gelecek olan üniversiteden arkadaşlarımla geçireceğim keyifli zamanlara odaklanabilir hatta şimdi yapacak olduğum ikramların listesini oluşturabilirim 🙂

Parkların Psikolojik Açılımı

Ben çocuk yetiştirmek üzerine evet çok okuyorum, aklıma takılan bir şey olduğunda hemen google’a, olmadı takip ettiğim çeşitli anne bloglarına soruyorum falan ama marifetin  okuduklarımı uygulayabilmek olduğunu da biliyorum… Ne zor şey öğrendiklerimi hayata geçirebilmek. 

Kumriyle en rahat dönemim onu anne sütü ile beslediğim dönemdi. Ne zaman ki ek gıdaya geçmem gerekti ben çuvallamaya o zaman başladım. Kumrinin memeyi bırakıp yeni tatlara yelken açmaya hiç niyeti yoktu çok zorlandım bu süreçte. Ancak işe başladığımda (sekiz aylıkken) başladı çeşitli şeyler yemeye, ya da yememeye. O zaman bu zamandır iştahsız bir çocuk. Ne yaptımsa olmadı. Yöntemlerin biri mesela aç bırakın diyordu aç bıraktım bana mısın demedi de tam tersi canıma minnet dedi. Hal böyle olunca ben o zaman bu zamandır yemek saatlerinde asabi bir anneyim. Mesela yeni keyfimiz olan balkonda yemek yemek en çok eşim için işkence haline gelmeye başladı.

Bu konuda gerçekten her türlü yardıma ve öneriye açığım.

Bir süre de yatağını ayırmakla ilgili sorun yaşamıştık. Ama o zaman anlamıştım ki sorun onda değil bende, meğer yatağını ayırmaya ben hazır değilmişim öyle alışmışım ki onun kokusuna, ona dokunmaya asıl bana zor gelmiş bu yatakları ayırma işi, neyse ki hallettik 🙂

Bunların dışında biz Kumriyle çok iyi anlaşan anne kızlardanız. Bir kere o  uyumludur misafirliğe gittiğimde acaba yaramazlık yapar mı döker mi kırar mı? diye dert etmeme gerek kalmaz çünkü ona güvenirim ya da arkadaşlarıyla bıraktığımda acaba arkadaşına zarar verir mi diye hiç düşünmem bilirim ki yapmaz. Gezmeye gidiyorsak onun yaşına göre kimse yoksa da eğlenecek bir şeyler bulur. Elbette çocuktur çocukluğunu yapacaktır yapar da ama sonuç olarak bizi yada çevresindekileri üzecek şeyler olmaz bunlar.

Bazen özellikle parkta karşılaştığım anneler beni şaşkınlığa sürüklüyor. Mesela geçen gün zıp zıp denen şeylerde zıplıyor Kumriyle bir çocuk, diğer çocuğun annesi zamanın dolduğunu öyle güzel söylüyor ki tatlı tatlı, Çocuğuna ‘çok başarılısın, seninle gurur duyuyorum, harika zıpladın, şimdi zaman dolduğu için oradan çıkman gerekiyor’ gibi cümleleri ardı ardına sıralıyor kadıncağız. Çocuk oralı değil tüm inadıyla ‘hayır gelmicemmm’ annesi yine aynı sakinlikte konuşuyor derken bu muhabbet fazlaca uzamaya başladı. Anne diğer yüzünü gösterdi ki ben bakakaldım. Nasıl bir bağırma, nasıl tehditler… Şöyle bir silkenlendim Kumri’ye ‘hadi gidiyoruz’ dedim. O da hemen geldi sanacaksınız yok yok o : ‘beş dakika daha’ dedi, ben de ‘tamam ama bu son’ dedim. Son oldu.

Geçen akşam da arkadaşım parkta çocukları eğlendirdikten sonra eve yakın olan bir cafeye gidip çay içelim teklifinde bulundu. Çok hoşuma giden bu teklifi kabul edip, çoluk çocuk gittik. Arkadaşın çocuğu bildiğin yaramaz. Hep ilgi merkezi olsun istiyor. Mesela diğer arkadaşının meyve suyu kutusunu eğip bükmeye çalışıyor, döküyor saçıyor. İşin kötüsü hemen yanımızdaki havuzda yüzen ördekleri sakince izleyen Kumri ve arkadaşını havuza doğru itmeye kadar gitti, işte o noktada benim sinirler bi zıpladı yani bildiğin zarar vermeye çalışıyor. Ama arkadaşım hala sakin görünmeye çalışıyor ‘bu davranışın arkadaşına zarar  verebilir, bu şekilde davranmamalıyız değil mi oğlum’ diyor. Belki doğrusu bu şekilde konuşmaktır ama bence bir şeyler biryerlerde öncesinde yanlış yapılmış. Ben Çocuk Psikolojisi Uzmanı değilim aynı şeyi Kumri yapsa orada sakinliğimi koruyamazdım. 

Benim Kumrime davranışım doğrudur yanlıştır bilmiyorum ama bir düzenimiz var ben onu tanıyorum o beni tanıyor beni nasıl sinirlendireceğini iyi biliyor eğer sinirlendirmek isterse beceriyor ama beni nasıl mutlu edeceğini de biliyor. Ben de aynı şekilde onu neyin mutlu edeceğini neyin üzeceğini biliyorum. Yeri geliyor benim de ona uzun uzun anlatmam gereken şeyler olabiliyor, yeri geliyor bağırıyorum da bu bağırmalar sonra bana pişmanlık olarak dönse de elimde olmuyor.

Park gözlem sonuçlarımdan öğrendiklerime gelince; tutarsız davranmak çocuğun bocalamasına neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edememesine neden oluyor. Bir de çocuğun her davranışını onaylamak, her istediğini yapmak, sürekli peşinden koşarak müdahale etmek, sürekli pohpohlamak da bir o kadar sosyalleşmesini engelliyor.

Minik bir not: Bir de diğer çocuğun kendi çocuğuna zarar vereceğini hissettiğin zaman aslan kesilen annelerden biri olarak karşı tarafa nasıl davranacağını kestirememe sorunu var netice de o da çocuk 🙂

20. Hafta – Minik Tekmelerle Yolun Yarısı

Yolun yarısını geride bıraktığıma, 20 koca haftanın geçtiğine inanamıyorum. Başkasının gebelikleri sanki bu kadar hızlı geçmiyor da benim ki fazla hızlı geçiyor gibi. Bazı sıkıntılarım olsa da onun giderek artan minik tekmeleri, ”ben buradayım anne” dercesine kendini hissettirmesi sıkıntılarımı unutturuyor, gülümsetiyor durduk yere.

Geçen hafta içerisinde istediği tahlillerle Endokrinoloji Doktoruma gittim, değerlerim biraz yükselmiş ama hala da normalin altında. Yine de ilaç vermedi. Diyete devam dedi. Bu arada Hipertiroidiyi hamileliğin tetiklediği de anlaşıldı bu kez çünkü ben hamilelik öncesi çeşitli kan testlerini yaptırmış olduğumu hatırladım doktora onları da gösterdim. Değerlerim normal aralıklarda olsa da biraz düşük değere yakınmış.

Kasıklarımdaki ağrılar nispeten azalmış olsa da devam etti bu haftada da. Her diş fırçalamam da diş eti kanaması yaşamam da başka bu haftalara özgü doğal sonuçlarmış. Bir de ara ara ortaya çıkan çarpıntım var. Hipertiroidi’nin de etkisiyle olabileceği hamilelikte de olabiliyormuş. 

 Takip ettiğim Hamilelik sitelerini yazmış mıydım hatırlayamadım,  ha bu arada yeri gelmişken acaip hafıza sorunu yaşıyorum çoğu zaman bu yüzden komik duruma düşüyorum. Çoğu hamilenin ilk başvurduğu kaynaklar olduğunu düşündüğüm Gebelik.org, mumcu.com‘u, babycenter‘i bir de bazı blogları takip ediyorum. Bloglarda genelde alışveriş olayına daha çok odaklanılıyor ben bir don bile almadım bebeğime ve henüz düşünmüyorum da. Annem bazen o yatak bu mobilya dese de onu durduruyorum. 

Zamanı gelecek elbet alışveriş benim de en sevdiğim kısmı…

Baba kokusu…

Bugün ne güzel başladı Kumri okula gitmedi bizimle birlikte işyerine geldi. Çünkü çoook özlediğimiz dedesi ve anneannesi bizi ziyarete geldiler. Kumri de okulu kırdı 🙂

O değil de babamı iki aydır görmüyordum. Artık gözümde tütüyordu… Telefonla her gün konuşuyor bile olsak, ona sarılmayı kokusunu çok özlemişim. Bugün içim kıpır kıpırdı. Babam gelecek diye. Kavuşma anımızda ki ben bunu bekliyordum gözyaşlarım sel oldu aktı adeta. Doğru dürüst bi hoşgeliniz bile diyemedim. Özlemim, sevgim, hasretim gözyaşı olup akmış babacığımın omuzlarına. Bi baktım ki o da benim gibi hemen akıtmış o boncuk gözlerinden sicim gibi yaşlarını. Çok duygusaldır o demiştim daha önce. Ben de babamın kızıyım işte belli.

Meriç’i alıp bizim eve gideceklerdi ama ben biraz daha kalsınlar yanımda diye elimden geleni yaptım. Akşama didişmeye de başlayabiliriz ama şu an akşam olsa da ona daha çok sarılıp kokusunu doya doya içime çeksem diye bekliyorum. 

Zebra Kek

Hafta sonu ne zamandır aklımda olan daha çok görüntüsü ile beni cezbeden Zebra Kek’i yaptım. Tarifi hangi yemek içmek sitesinden aldığımı hatırlamıyorum benim yemek tarifleri klasörümden diyeyim de havam olsun 🙂 her ne kadar milyon tane sitenin tariflerinden oluşan bir klasör olsa da.

Zebra Kek

Malzemeler : 

4 adet yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
2 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
2 yemek kaşığı kakao

Yapılışı : Yumurta ve şekeri beyazlayana kadar çırpın. Daha sonra süt, sıvıyağ, un, kabartma tozu ve vanilyayı ekleyerek karıştırmaya devam edin. Kek hamurunu oluşturun. Hazırladığınız hamuru iki eşit parçaya bölün ve ayırdığınız hamurlardan birine kakaoyu ekleyin. Yaklaşık 22-23cm çapındaki yağlanmış yuvarlak tepsinin tam ortasına hamurlardan sırayla 3 er yemek kaşığını dökün(yani 3 yemek kaşığı kakaolu, 3 yemek kaşığı vanilyalı). Bu işlemi yaparken ara vermeyinve yayılmasını beklemeyin siz koydukça kendisi yayılacaktır.  Daha önceden ısıtılmış fırında 160 derecede keki pişirin.

Ben biraz acele edip kakaolu ve sade hamuru iki eşit parçaya bölmek için uğraşmadım göz kararı yaptım ama tutturamadım. Sade kısmı ortada geniş yer tuttu bu yüzden, siz eşit ayırın 🙂 Ben de ortasına fotoğraftaki gibi şekil yaptım eşim ve benim baş harflerimizle 🙂 Tadı da bizim ev halkı tarafından beğenildi ben de azıcık tadına bakabildim malum o da yasaklı listesinde.

(altta da yeni bir zebra kek denemesi fotoğrafımı ekledim bu kez daha ölçülü, daha sanatsal icra ettim :))