Kararlıyım Blog Yazmaya :)

Eskiden çocuğumun eline kürdan batsa yazardım şimdi Meriç ilkokul üçüncü sınıfın yarısını bitirmiş, zevkleri, istekleri, üzüldükleri olan bir çocuk oldu doğru dürüst okul maceramız bile yok blogta. Ekin Bebe diye bildiğiniz bıdık tam bir dilli düdük, abladan o kadar çok şey kapıyor ki. Meriç İlkokul birinci sınıftayken (bence en zor dönem) nerdeyse Ekin de okumayı söküyordu. Hiç fena da olmazdı hani şimdiden babasıyla anlaşma yapmaya çalışıyoruz ”Ekin ilkokula başladığında sen çalıştır, hayır hayır sen çalıştır” falan diye… Düşünüyorum da tam bi kabus. Valla daha çok var demeye gelmiyor bu bebe milleti bi bakmışsın gelivermiş o daha çok var dediğin zamanlara…

Bugün evde Meriç’e hamileyken tutmaya başladığım günlüğü bulup okuyunca çok duygulandım. O zamanki hislerimi okumak, Meriç’in o hallerini hatırlamak bana blogumun da amacını hatırlattı. Hafızama inat kanıtlarım olması bunları okuyup o günleri hatırlamak çok güzel.

Meriç’in ilk günlerinde yatak odamda (Meriç orada olduğu için) yemek yediğimi biliyor musunuz? Çünkü mutfakta onu özlüyormuşum. Çok güldüm buna.

aktif olduğum tek adres instagram: sukriye.korkmaz

Sekiz (8) Oldun…

birincik

Birinci Yaş Günü

Meriç’im, Kumrim, İlk’im, beni anne yapanım, beni ben yapanım…

Bir mucizeydi senin bizi seçmen, tam ümitsizliğe kapıldığımızda, o çatlak doktorun ‘senin bebeğin olmaz kızım’ dediğinin ertesi ayında yerleşivermiştin rahmime. Allah’ın lütfuydun… Bir mucizeyi büyüttüm içimde, sen bana tutundun ben sana… Şimdi ne zaman sıkılsam, yorulsam nefesinde buluyorum dermanı. Kollarını boynuma doladığında buluyorum huzuru.

Sen öyle çok istemiştin ki bir kardeşinin olmasını, Ekin’i, ben başka bir çocuğu -ben doğursam bile- sevemem diye korkarken, güç oldun, sen yine ışık olup aydınlattın ve  gerçekten dünyanın en güzel ablası oldun. Ben de dünyanın en güzel çocuklarının annesi oldum. ikincik

İkinci Yaş Günü

  üçüncük

Üçüncü Yaş Günü

     Sekiz yaşına girdin hangi ara geçti zaman buna inanamakla geçiyor yıllar, her günü mıh gibi aklıma çakmaya çalışıyorum ama kaçıp gidiyor işte…

    Mutlulukla ışıldasın hayat yolun, hep karşına iyi insanlar çıksın, seninle ilgili en büyük gelecek planım ‘mutlu’ olman… Canım kızım… iyi ki doğdun…

dördüncük

Dördüncü Yaş Günü

beşincik2

Beşinci Yaş Günü

altıncık

Altıncı Yaş Günü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7. Yaş Günü

Yedinci Yaş Günü

Bu fotoğraflar bu yaşa kadar kutladığımız doğum günlerinden, nicelerini kutlamak nasip olsun, hep en sevdiklerimizle… hep mutlulukla ışıldasın gözlerin…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Acıkmıştır O

#blogfırtınası 5.gün

Ekin daha yeni doğmuş… Soğuk bir kış günü…

Gece Ekinimin ağlamasıyla uyandım… Her zamanki gibi fırlayarak yatağımdan kalktım odasına gittim. Yatağına ellerimi uzattım ki yatak boş… O an pencerenin açık olduğunu farkettim perde rüzgarla uçuşuyor. Ama pencerede demir parmaklıklar var. Evin içinde bir o yana bir bu yana içim yana yana koşturuyorum. Yok yok…

Arada bir ağlama sesi geliyor ama evin içinden değil sanki…

Neden sonra ben bu kadar ağlayıp çırpınırken kocamın uyuduğunu farkediyorum ‘kalk diyorum kalk Ekin yok!’ O gözlerini dahi açmadan ‘yatağın altına bak, oradadır’ diyor. Ona sinirleniyorum ama kendimi de pijama ve çıplak ayakla dışarı atıyorum. Bağırıyorum ‘kızım kızım yok’ diye beni duyan yok. Sesim çıkmıyor sanırım. Bu kez apartmandaki evlerin kapılarına vura vura aşağıya, sokağa iniyorum. Evlerden gelen homurtuları duyuyorum ama dışarı çıkan yok. Dışarıda hava öyle ürkütücü ki. Henüz aydınlanmamış, kapkara bulutlar, sis, uçan kargalar…

Korkum daha çok artıyor, o an düşündüğüm bebeğimin ne kadar aç olduğu. ‘Aç olmasa ağlamazdı’ diyorum. Bağırıyorum ‘Ekin! Ekin!’ sesim yankılanıyor gökyüzünde bana geri dönüyor… Yanımdan geçip giden bir kaç insan var ama onlarda tuhaf sanki Matrix’den gelmişler. Giyimleri saçları hareketleri bana böyle hissettiriyor.

Çaresizlikle eve dönüyorum belki eşim bulmuştur diye ümit ederek… Sonra Ekin’in sesi sanki gökyüzünden geliyor ağlıyor, o ağlıyor ben ağlıyor bir yandan da ‘acıkmıştır o’ diye sayıklıyorum ‘Acıkmıştır. Ondan ağlıyor.’

Eve gittiğimde kocamın hala uyuduğunu görüyorum… Üşüdüğümü farkedip bende yanına kıvrılıyorum. Aklımda hep kızım, içimde çaresizlik, suçluluk ve korku… usul usul ağlarken dalıyorum… Birden yine Ekin’in ağlama sesi geliyor. Koşup odasına gidiyorum orada öylece gece yatırdığım gibi uyuyor. Uyandırıyorum ‘gel bebeğim acıktın sen’ deyip kokluyorum, kokluyorum. Emziriyorum o da uyanmadan emiyor, emiyor…

Sonra bebeğimi tekrar yatağına yatırıp eşimin yanına gidiyorum. Uyandırıyorum onu güzellik uykusundan bütün gece yaşadıklarımı anlatıyorum bir yandan da ağlıyorum ve en çok da kızıyorum tabii…

Bir lohusa havadan sudan nem kapabilir bir rüya yüzünden kavga çıkarabilir…

5. günün konusu Bir rüyanızı veya kabusunuzu hikaye şeklinde yazın.

İlgili link : http://tamamenatiyorum.com/2013/11/30/blog-firtinasi/

11. Ay – Hanimiş Ağzı Hanimiş Gözü

Önceki gün kocamla bankaya gittik, işlem makbuzundaki tarihi (17.09.2013) gösterip ‘sana neyi hatırlatıyor’ diye sordum. Bu tuzak soru karşısında sanırım bütün önemli tarihler kafasında dönmüştür. Allah’tan çok da uzun sürmedi doğru cevabı bulması ne yalan söyliyeyim ondan bu performansı beklemiyordum. Bu tarihin ne mi önemi var? E Ekinimizin 1. doğum gününe 1 ay kaldığını gösteren tarih işte o.

‘Zaman bu kadar hızlı geçmese şu günlerinin tadına daha çok varsam zamanlarındayım’ hep olduğum gibi. Bilin bakalım bu aylarda heyecanla ondan ne yapmasını bekliyoruz? Evvet adım atmasını! Ayakta bir dakika duruyor yarım yamalak bi kaç adım atıyor ama ne olduğunu biz anlayamadan yapışıveriyor yere ya da bize 🙂 Hiç acelemiz yok yürümese de henüz istediği heryere emekleyerek gidiyor, misal ben tuvaletteyim bi kaç hamle de kapıya dayanıyor. Ulaşabileceği rafa, çekmeceye bi çırpıda uzanıp içindekileri döküp dağıtabiliyor. Var yani böyle kabiliyetleri Maşallah!

Dört gözle beklenen çıktığında sevinçle karşıladığımız, dört diş öylece kaldı damakları kabardı kabardı ama başka da dişi çıkmadı. 

Kelimeleri daha anlamlı daha yerinde kullanıyor kelimeleri derken, Baba ki en net söylediği kelime o. Anne (hala bana mı öyle geliyor acaba diye şüpheleniyorum) ve sanırım Meriç’te diyor. Öyle henüz benim dışındakilerin anlamadığı bi kaç kelime 🙂

Yatağını kendi odasına aldık gece uyanmaları fark etmedi ama bizim odamız genişledi çok iyi oldu.  Böyle de her mırıldandığında soluğu yanında alıyorum gece de bazen on kez bazen bir iki kez idare ediyoruz. Doğmadan üye olduğum uykusuz anneler kulübünden diğer annelerin moralini bozmamak adına sessiz sedasız ayrıldım çok şükür 🙂

Onunla en zevk aldığım oyun ‘ağzın nerde’ dediğimde ağzını kocaman açması ‘gözün nerde’ dediğimde parmağını bazen benim bazen kendini gözüne sokması 🙂 Onun en sevdiği şey de Meriç’in odasını dağıtmak,  ‘dağıtan toplar’ kuralına göre de toplamak bana düşüyor :/ Bir de mutfakta çekmeceleri rafları dağıtmak ki yine toplamak bana düşüyor. Bir de pek oynama meraklısı bizimki kapı gıcırtına sallanıyor 🙂

Önümüzdeki ay doğum gününü kutlayacağız, bir yaşına girecek olması çok heyecanlandırmasına rağmen parti olayına bakışım artık eyvah yine mi parti ah yeni bir yorgunluk  şeklinde olduğundan Meriç sayesinde de hevesimi fazlasıyla aldığımdan sakin bir  organizasyon (en az yirmi kişilik) düşünüyorum. Birlikte sağlıkla ulaştığımız nice yıllarımız ağız tadıyla kutlayacağımız bol bol partilerimiz olsun 🙂

*Parti demişken hafta sonu da Meriç’in bizim evde pijama partisi varmış, beni de davet etti de haberim oldu sağolsun anne müsait misin diyen yok listeyi de verdi bunlar yapılacak diye çok çalışmam lazım çoook 🙂

 

İnsan Sevdiğini Hiç Üzer Mi?

Kardeşle küslük ne zaman koyar insana…

Aslında kolay kolay akıldan çıkacak birşey değildir ama en çok…

* Bayramlarda herkes gelip de o küs olan kardeş gelmediğinde, istersen on kardeş ol o küs kardeş bir yumrudur boğazında, bir gözyaşı damlasıdır gözünde…

* Küs olunan kardeş ile ilgili (kendisi veya bebeleri ile ilgili) bir gelişmeden bahsederken birileri iyi yada kötü ne diyeceğini bilemediğinde…

* Küçük bebesi varsa küs olduğun yıllar boyunca büyümesini uzaktan seyretmek zorunda kaldığında…

* O herşeyden habersiz ufaklık yanına gelip sevimlilik yaptığında kaçamak sevmeye çalıştığında… (yazar burada gözyaşlarını tutamaz)

* Bu bebenin büyük ablaları varsa mesela onların evleneceğini, üniversiteyi kazandığını vs. bilgileri başkalarından öğrendiğinde…

* Kötüsü aynı köy içindeysen eğer yeğeninin yapılan nişan töreninde televizyonu son ses açmana rağmen duyduğun orkestranın sesiyle dalıp gittiğinde…

* Havai fişekler ardardına atılırken duygularını sessizliğe hapsettiğinde…

 Zordur işte daha sayamadığım çok fazla şey olduğunda…

Diğer taraftan yapılan hata öyle büyüktür ki nerdeyse senin hayatına mal olacak kadar büyüktür ve dişinle tırnağınla yaptığın emeklerin onun yüzünden uçup gitmiştir. Sen şükür ölmedim yaşıyorum, şükür aç açıkta değiliz diye düşünüp minik yeğenini hoplatmaya; büyüdüğüne inanamadığın güzel yeğeninin düğününde harmandalı oynamaya dünden hazırsındır ama…

Ama kızların affeder mi zor günlerde seni yapayalnız bırakan, senin sağlığını umursamayan, haketmediğin sözleri duymana sebep olan amcalarını?

Onlar affetse eşin affeder mi onca yıllık emeğini malını mülkünü hiç eden kayınbiraderini?

Nasıl der ki onlara ben affettim…

Ben affetsem onlar affetmez der bir bayramı daha buruk atlatır…

Velhasılkelam zordur kardeşle küslük…

Ah pepee üzüyor bu insanlar birbirini, küsüyor kardeşler birbirine… Sen üzme e mi?

Ekin ve Arkadaşları ve de Anneleri

Önceki gün sitenin parkında Ekin’den 18 gün önce doğmuş bir bebek ve annesiyle tanıştık. Ekin bir heyecanlandı bir heyecanlandı biz anneler olarak şaştık bu arkadaş canlılığına. Neyse efendim ben çaktırmadan -hiç de tüm gününü twitter’da, bloglarda geçiren, yapanlara burun kıvıran bir anneye yakışmayan bir edayla – diğer bebeği inceledim.  Kilosunu, boyunu, dişleri çıkmış mı çıkmamış mı… (Aralarında 18 gün önce olunca istemeden inceliyor insan napiim.) Sonra da karşılıklı arkası gelmeyen sorular, ne yiyor ne içiyor, aa bak şunu da yap çok iyi geliyor şeklinde klasik iki anne muhabbeti ederken oooo bi bakmışız karanlık çökmüş. Konuşamadıklarımızı konuşalım diye birbirimize gelme gitme sözü verdik. Tabi karşılıklı muhabbetimizden keyif almasak tekrar görüşmeyi düşünmezdik.

Mesela dün akşam yine parka çıktığımızda kaşılıklı bloklarda oturduğumuz Ekin ile arasında 1,5 ay bebeği olan balkonda karşılaştıkça selamlaştığımız diğer anneyle de bir daha mümkünse görüşmemeyi diledim.  Öncelikle çalışıyor olmamı acımasızca yargıladı, ‘nasıl bırakırsın ben hayatta bırakmam (ki saygı duyarım) bakıcı nasıl bakıyor iyi bakıyor mu bari? ah nerden bileceksin? ben yaptığım yemeklerden size getireyim de çocuk doğru dürüst bir şey yesin.’  Çocuklarımın isimlerine kadar eleştirmeye cüret etti. Allah’ım kabus gibiydi o konuştukça içim daraldı. Bir karşılaştırdı bir karşılaştırdı. Elbette susmadım bende verdim cevabını. Ama bu arada ağladım ağlıycam o kıvama geldim ki imdadıma Meriç yetişti ‘anne beni sallar mısın?’ ay ne demek hemen kaçtım ordan. 

Çok şükür bakıcımdan çok memnunum. Onu benim karşıma Allah çıkardı. Meriç’in okuldan arkadaşının annesi. Biz kızları okuldan almaya gittiğimizde sık sık görüşüyor, birbirimize misafir oluyorduk. Bakıcı muhabbeti yapmadan öncesinde aramızda karşılıklı bir sevgi, güven vardı. Ben okulun başlarında koca göbeğimle Meriç’i almaya gelip giderken  bana kendisi ‘bebek doğduktan sonra senin için zor olur, eğer kimsen yoksa alacak ben Meriç’i okul çıkışı eve getiririm dert etme’ demişti. Ben gerçekten çok sevinmiştim, çünkü düşünüyorduk iki adımlık yer için servis mi bulsak, babası öğle arası işten gelip okuldan Meriç’i mi alsa… Benim için adeta kurtarıcı gibi olmuştu onun teklifi. Aynı şekilde Ekin’e bakıcı ararken de. İhtiyacı olmasına rağmen eşi çalışmasını istemiyordu ben de hiç üstelememiştim ama baksa ne iyi olur diyorduk annemle. Bir kere çok vicdanlı bir insan, çocuklarımın sağlıklı beslenmeleri için benim kadar kafa yoruyor, uyku düzenine çok dikkat ediyor. Herşeyden önemlisi kızlarımı çok seviyor. Sevgisinde ne kadar samimi görebiliyorum. Kızlarım da onu seviyor. Meriç zaten gün boyu neler yaptıklarını anlatıyor. Bakıcımız kızını da bize getirdiği için iyi oluyor Meriç’te sıkılmamış oluyor.

Kendim bakmayı çok istedim ama olmadı, evdeki hesap tutmadı ama içim gerçekten rahat çok şükür. Millet de bir rahatlasa… 

Beklemek…

Beklemek hayatta en çok canımı sıkan şeylerden…

Çok bekletildim, çok krizlere girdim ama en kötüsünü geçen Pazartesi yaşadım. Babamı ameliyata götürdükleri saatten çıktığı saate kadar geçen süre bir ömür kadar uzundu. Ne oturabildim, ne odada kalabildim, içim içime sığmadı. Nasıl ki babamı ilaçlarla uyuttular orda hiçbirşey hissetmiyor bende bu dünyadan uzak ama bir dolu hisle başa çıkmaya çalışarak bekledim. En çok korkuyla… Elim kolum bağlı öylece beklemek ne zormuş Allah’ım. Sadece dua ettim, ağladım, bekledim…

İmza attırdılar ameliyat öncesi ‘okudum, anladım, kabul ediyorum’ diye. Normalde okumaktan sıkıldığım o kağıtları bu kez okudum maalesef anladım mecbur kabul ettim. Diyordu ki ameliyat sırasında olmayacak şeyler olabilir küçük bir ihtimalde olsa hasta ölebilir. Bu ihtimal hayatımız da hep var ama çok koydu bana ölüm de olabilir yazan sayfaların sonuna imza atmak. Hep güzel olanı düşündüm, iyileşip gelecek babam öyle demedi mi giderken ne zaman yalan söyledi ki sana diye kendime kızdım korkularımın galip geldiği her anda.

Beni anladığını ama odada beklemem gerektiğini söyleyen ameliyathane sekreterini ben anlamakta zorlandım. Nasıl öylece odada bekleyebilirdim ki?

Çok şükür doktor ameliyattan sonra bilgi vermek için odaya geldi de rahat bir nefes aldık. Ameliyat iyi geçmiş. Annemin ve benim bunu duyunca içimizde tuttuğumuz son gözyaşlarımız akıverdi hal böyle olunca da doktora ayrıntı falan soramadık. Sadece ‘yarın görüşürüz’ dediğinde ‘babama yarın bir de siz söyler misiniz sigarayı bıraksın’ diyebildim. Doktor gülümsedi ‘söylerim’ dedi. Babam da doktor gittikten yarım saat sonra odaya geldi. Kendinde değildi. Giderken şakalar yapıp giden adamı öyle baygın vücunda iki hortumla görünce içim tuhaf oldu garipsedim ama sonuç olarak benim aslan babam bu zorluğu da yenmişti. Nasılsa uyanacaktı. Uyandı çok şükür ve her geçen gün daha iyi oluyor. Allah beterinden korusun, onun yokluğunu bize yaşatmasın. Amin…

8.Ay – Kıpır Kıpır Bebe

Bu aylarda anlatacak çok şey oluyor hangi birini anlatsam bilemiyorum. Çok hareketli kıpır kıpır. Şöyle durayım anamın verdiği çıngırağı iki sallayayım annem de rahat etsin demiyor maşallah! Emekleme de dünya rekoru kıracak. Ben salonda bırakıp mutfağa giriyorum anında hop dibimde bitiyor. Sıralamaya da başladı hanfendi bi keyifli bi keyifli.

Güzel tepkiler veriyor, mesela kahkahalar atıyor ya da ablası elinden oyuncağını aldığında ağlıyor (başladık bakalım) Bize sesleniyor kimse anlamasa da biz anlıyoruz 🙂

Geçen ay uçakla ilk tatilimize gitmiştik bu ay da arabayla 7-8 saatlik bir yol gittik. Çok şükür yolculuğumuz iyi geçti biz evin kızları hep uyuduk. Yolculuğumuz sonunda Tekirdağ’a ulaştığımız da da oldukça hareketli günler geçirdik benim çok sevdiğim dostlarımla. Ekin Bebeğim nerdeyse gık demedi bu tempoya ama en sonunda babanne ziyaretimizde  ateşlendi. İlk ateşlenmesiydi çok yükselmedi ama suçluluk duygusu yüzünden sıkıntılı anlar geçirdim. Nerdeyse ateşlendiğini duyan gören herkes ateş düşürücü vermemi istedi bense çok yükselmediği sürece ilaç verme taraftarı değilim vermedim. Bu arada yaşadığı her huysuzluğu, değişikliği, ateşi de hala çıkartamadığı dişlere veriyoruz, bakalım ne zaman çıkacaklar. Ve çıktıklarında herşey güllk gülistanlık mı olacak.

Acaba gerçekten geç çıkan diş sağlam olur mu? Meriç 7 aylıkken çıkartmıştı ilk dişini ve maşallah 7 yaşına girdi hala onları kullanıyor tastamam 🙂 arkadaşlarının dişleri çoktan değişmeye başladı bile.

Bu ayın ilklerinden biri de ilk kez denize ayaklarını sokmuş olması. Daha fazlasını yapamadım evet korktum. Pimripikli annelik hanesine bir çizik daha 🙂

Veee en sıkıcı konudan henüz bahsetmedim, işe başlamama sayılı günler kaldı. Neyse bahsetmeyeceğim de yeterince zor bir şey benim için zırlayarak sizi de sıkmak istemem…

İşte böyle havalar da bir ısındı ki İzmir’de çekilir gibi değil, onbir kilo fazlalıkla daha zormuş sıcağa katlanmak 😦 İşe başlayınca verirsin diyorlar…

işte bu kadar büyüdüm!

 

6. Ay – Aşkımız Karşılıklı

İki çocuklu hayatımızın altıncı ayını da geride bıraktık. Ekin’i görenler ‘ne çabuk büyüdü diyor’ ve arkasından ekliyorlar ‘tabi bir de sana sormak lazım’ bende onlara katıldığımı söylüyorum gerçekten çok çabuk büyüyor bu veletler. 

Bir üç aylık olsun rahat edersin inanışı vardır ya bir de Altı aylık olduğunda yapacak olduklarıyla ilgili beklenti vardır. İlk altı ay sadece anne sütü kuralının da sonudur ve bebekli hayatın dönüm noktası olan şeylerin en önemlisi en önemlisi ek gıdaya geçiştir sanırım. Ben geçen ay başlamıştım ufak ufak tattırmaya geçen yazımda da bahsetmiştim. İyi de yaptım diye düşünüyorum hala.  

Altı aylık Ekin neler yapıyor derseniz buyrun 🙂

Sabahları kalktığında -ki en sevdiğim anları- inanılmaz keyifli, gülücükler saçan bir bebe oluyor. Bu önümüzdeki saatler için bana verdiği avans elbette. Herkesler inanır da ben bilirim. Artık öyle eskisi gibi yatmak falan yok, hep bir hareket halinde. Kucak istediği yetmiyormuş gibi yönlendiriyor. Hop o tarafa hop bu tarafa top misali yuvarlanıp gidiyoruz bütün gün.

Artık ek gıdalara iyiden iyiye başladık. Gurme Bebek‘in çok yardımı dokundu bu konuda. Bizim bebede bu konuda çok zorlamadı iştahlı gibi görünüyor ama öyle herşeyi de yemiyor. Beğendiği bir şey ise kaşığın tabakla olan mesafesinde bile sabırsızlanıyor. Ama zorlandığı bi konu var bugünlerde ek gıdanın beraberinde getirdiği bir sorun olan KAKA. Üç dört günde bir yapıyor ama nasıl derler tam yapıyor böyle kokulu kokulu. Tamam tamam uzatmıyorum 🙂

Ekin’e karşı başlayan aşkımdan bir önceki ayda bahsetmiştim bu ay anladım ki bu aşk karşılıklı. Başkasının kucağındayken gözü hep beni arıyor. Kucaklanıp sevilmeyi tamam seviyor ama benim kucağımda olması onu daha çok mutlu ediyor. Bir de Meriç’i takip etmek en sevdiği başka bir şey. Onu gördüğünde çok mutlu oluyor, ona bakarak oyalanıyor hani yataklara takılan dönen oyuncaklara bakar ya bebeler işte Ekin’de ablasına bakarak gülücükler atıyor. Kıpırdak Meriç’te kardeşinin bu ilgisinden sevgisinden çok memnun. Onlar mutlu ben mutlu.

Kısa süreli de olsa oturmaya başladı. Oturmaya başladığından beridir de yatmanın sıkıcılığını keşfetti. Biliyorum ki tutunarak da olsa yürümeye başladığında da ne yatmak ne oturmak isteyecek daha hareketli günlere az kaldı.

Epeydir dişlerini kaşıyor ama henüz çıkan bir dişimiz yok. Ne bulsa ağzına götürme eylemine de aynen devam. Sert birşeyse o bulduğu başlıyor salyaları aka aka kaşımaya. Diş kaşıyıcının yüzüne bakmıyor. Bende pırasa, havuç veriyorum. Bu aynı zamanda o sebzelere aşina olmasına ve sevmesine de yarıyormuş. (‘ben öyle duydum’)

Değişik sesler çıkarıyor. Sesinin akordunu ayarlıyormuşcasına, ince-kalın, sakin – çığlık şeklinde. Bazen muhabbet eder gibi onunla yapılan konuşmalara cevap veriyor bazen ablası bağırıyor o da bağırıyor. Bugünlerde en eğlendiğimiz şey ise kendi ninnisini kendisinin söylemesi. Bizim bıraktığımız yerden o devralıyor.

Beni çileden çıkardığı saatler tabi ki uyku öncesi saatleri oluyor. Ne uyuyor ne duruyor. Ağlıyor, huysuzluk ediyor. Uyuduğunda artık benim de pilim bitmiş oluyor. Uyku saatimiz öyle çok geç değil saat 00.00’da uykuya geçiyor. Eğer saat daha ileri gittiyse 01:00- 02:00 gibi işte o gece çoook uzun geçiyor. İşin kötüsü o saatlerde babası çok fazla oyalayamıyor çünkü bıdık beni istiyor. Hani aşkımın karşılık bulmasına sevindim ama bağımlı hale de gelmemeli insan değil mi ama? 😉 

Bahar ve Aşk

Üç Ay Bitti Mucize Yok

Ekin ile üç ayı geride bıraktık. Hani hep denir ya üç ay önemli, üç ayı geçirdikten sonra rahatlarsın diye. İşe o zamanlardayız, rahatladınız mı peki derseniz, Ekin genel olarak sakin bir bebek ama geceleri saat 22:00-02:00 civarında ağlama nöbeti tutuyor, ne yapıyorsak olmuyor. Üç ay geçti ama mesela bu nöbeti tutmaya devam ediyoruz, onu da atlatsak sorun yok 🙂

Ama yine de şikayet etmek istemiyorum, çevremde tanık olduğum, bloglardan takip ettiğim bir çok bebekte çok daha fazlasını görüp okuduğumdan halime şükrediyorum. Meriç ile kıyaslarsam Meriç bu dönemlerinde bana gündüz nefes bile aldırmıyordu dersem abartmış olmam. Ama geceleri melekler gibi uyuyordu. Her bebek farklı ve geçecek bu günler o yüzden güzelliklerinin tadını çıkarmak lazım…

Ekin’in huysuzluğunu anlattım ilk olarak aslında 2-2,5 aydır miniğimle daha da güzelleşen bir ilişkimiz var. Bol gülücükler atıp bize herşeyi unutturuyor hele aguları yok mu… Bazen sanırım birazdan konuşmaya başlayacak diyorum -ürkerek- zira buna henüz hazır değilim 🙂

Ekin ablasını izlemeye bayılıyor ben bile Meriç’i izlediğimde yorulurken Ekin hayranlıkla ablasını takip ediyor bu tabi benim yakıştırmam. Bana öyle geliyor. Meriç’te kardeşine bayılıyor, okula onu almaya Ekin ile gitmişsem sevinçten deliye dönüyor.  Arkadaşlarına, öğretmenine göstermek için çabalıyor.  

En çok duyduğum soru Meriç kardeşini kıskanıyor mu? Çok fazla hissettirmese de özellikle en yakınlarının (anne-baba, teyze, anneanne, dede) Ekin ile daha fazla ilgilenmelerine bozuluyor. Geçen teyzesi henüz hiç göremediği yeğenini Skype’de görmek için çabalarken devamlı kameranın önüne geçip bu kıskançlığını belli etti. Onun dışında gelen hediyelere falan takılmıyor aksine hoşuna gidiyor. Meriç ilginin fazlasından hiç rahatsız olmayan bir çocuk olduğu için bu tür ufak tefek kıskançlıklarını normal karşılıyoruz. 

Ekin’in boyu ve kilosu ayına göre gayet iyiymiş. Ama gaz sorunu devam ediyormuş öyle dedi doktorumuz. Ne gazmış arkadaş! 

Şu an 22 – bilmem kaç nöbetimiz başlamış bulunmakta (babayı bırakmıyorum uyuyana kadar 😉 )… 

Son olarak bu güzel ve anlamlı kandil gecesinde dualarınızın kabul olmasını dilerim

ekinkolaj