Sosyetik Fotoğrafçı!

Samsun’un en sosyetik dergisine Fotoğraflarımla misafir oldum. Derginin adı Samsun Haber Hayat. Adından da anlaşılacağı gibi Samsun’da yayınlanan bir dergi. Tamam başlıkta biraz abartı yapmış olabilirim yani sosyetik fotoğrafçı falan olmadım, sosyete fotoğrafçısı hiç olmadım ama bu güzel dergide özgeçmişime ve 7 (yedi) adet fotoğrafıma yer verdiler. Daha önce de İzmir’in popüler bir dergisinde (İzmir Life) fotoğraflarım yer almıştı. (öhöm öhöm :))

Benim için hoş bir anı oldu. Vesile olduğu için canım arkadaşım Serar’a teşekkür ederek sizlerle de paylaşmak istedim.

İşte o fotoğraflar… Kapakta fotoğrafımı göremeyince bozulmadım değil 😉

samsunhaberhayathaberhayathaberhayat3haberhayat2

Doğal Öksürük Şurubu Tarifi

İlaçlarla aram hiç iyi olmadı. Çok kötü grip olduğumda baktım ölüyorum ancak o zaman bir ağrı kesici, kas gevşetici almayı düşünürüm. Ama bunun karşılığında bitki ve çaylarından faydalandığım da söylenemez. Yine mecbur kaldığımda içerim.

Ama konu çocuklar olduğunda çoğu anne gibi benim de doğallık takıntım nükseder. Çocuklar için ilaç kullanmak daha zor gelir bana. Doktor her antibiyotik, öksürük şurubu verdiğinde ve benim bunu çocuğuma içirmem gerektiğinde bir vicdan azabı sarar her yanımı. İçiriyorum ama acaba kötülük mü yapıyorum muhasebesinden yakamı kurtaramam. Hal böyle olunca çocuklarım için doğal olanı araştırmak bulmak, kullanmak da en birinci vazifem oluyor.  

Okulların açılmasıyla evde tehlike çanları çalmaya başladı. Meriç’e önlem olarak her sabah ıhlamur içiriyorum, ceviz yediriyorum ve İpek Hanımın Çiftliğinden aldığım pekmezden içiriyorum. Ve şimdi soğuk kış günleri ve getirmesi muhtemel öksürük için doğal bir şurup hazırladım. Çok umutluyum kendisinden. Zencefil, bal ve limon zaten muteşem kış çayı değil midir? İşte bu da şurubu 🙂

Küçük bir kavanoza, yıkanmış limonları dilimleyip ağzına kadar doldurun. Sonra zencefili rendeleyip kavanoza ekleyin (bir dahakini taze zencefille yapacağım çünkü kuru zencefili rendelemek çok zor.) En üste balı kavanozda hiç boşluk kalmayana kadar dökün.

Desktop

Kavanozun ağzını kapatıp buzdolabında saklayın. Aslında dolapta bir ay bekledikten sonra içirmek gerekiyor ama eğer acilse hemen de kullanabilirsiniz.

Kullanımı da basit isterseniz kaşıkla verin, isterseniz şuruptan bir kaşık alıp fincana koyun üzerine sıcak su ekleyip verin.

Bebelere afiyet şifa olsun.

Hastalanmadan geçirdikleri bir kış olsun…

Tütü Yapılışı

tütü5

Kızınıza doğum gününde tütü giydirmek istiyor ama bir kez giyeceği bu şey’e bir sürü para ödemek istemiyor musunuz? O halde buyrun en basitinden bir tütü yapımı 🙂

Açıkçası başta cetveli iğneyi ipliği almıştım ama sonra öyle çok da ölçüp biçmeden kafama göre yaptım. Siz de çocuğunuzun boyuna göre istediğiniz gibi  boyunu ve belinin genişliğine göre de ilmek sayısını ayarlayabilirsiniz.

 

 

Fotoğraflarla anlatımı:

tütü

önce uzunluğunu ayarlayarak kestim. Sonra bir havlu kağıdın çevresine 2 cm eninde bir lastikle kurdele doladım. İkiye katladığım tülden şeritleri Fotoğraftaki gibi lastik ve kurdeleye ilmek attım. Bu şekilde bütün şeritleri bitirdim. Sonra belki siz de atmaz kızınızın odasının lambasına asarsınız. Ben yaptım Kızım çok beğendi 🙂

bknz: en alttaki fotoğraf 😉

 

 

 

 

 

 

 

tütü1tütü3

tütü4e doğum günü bitince tütüyü atmadım tabi kızımın odasının lambasını süsledim :)

12. Ay – Nice Mutlu Yıllara Ekin

Ekin’im doğalı tam bir yıl oldu… O yokken eksik gibi değildik ama o hayatımıza gireli sanki daha çok aile gibi olduk. Daha gürültülü, daha koşturmalı, daha detaycı, daha curcuna, daha şenlikli, daha çok anne, daha çok baba ama ilk kez abla ne bileyim bir sürü şey olduk işte bir yıl da. Bir süre elimizi eteğimizi çektik gezmelerimizden, hastalıkların biri bitti biri geldi, o götürdü diğeri getirdi. Uykusuz kaldık tam rahata erdik dediğimiz zamanda, elimizde derece sabahladık. Yeni mama tarifleri girdi hayatımıza. 

Her şey bir yana ‘denge’ merkezi oldu hayatımızın. Mesela bebeyi sevmek sımsıkı sarılmak doya doya öpüp koklamak için sabahladığımız geceleri bekledik. Abla kardeşini her ne kadar çok sevse de öyle bize hissettirmeden başka başka yanılgılara düşmesin istedik. Onu çok ama çok sevdiğimizi hissettirdik hep.

Ya şimdi bu bebe kalkmış ablasını kıskanıyor. İkisini de kucağıma aldığım bir gün ablasını ittirdi kucağımdan. İşte o yüzden herşeyden önce dengesi değişti yaşantımızın 🙂

Hep mutlu anıları olsun, mutlu anılar biriktirsinler…

İyi ki doğdun Ekin, İyi ki girdin hayatımıza… Nice yıllara sağlıkla, mutlulukla…

fotoğrafların devamı ve daha fazlası için lütfen tıklayın ve beğenin 😉

nnnnzzz ekin1 ekin2 ekin3 nnn nnnnzz

Dostlarım, Hayatımın Renkleri

Ne ilginç arkadaşlarım, dostlarım var benim. Ya da şöyle demeliydim ne ilginç arkadaşlıklarım dostluklarım var benim. Birbirine hiç benzemeyen, bana az biraz benzeyen… Herbiriyle ayrı ayrı dostluğu arkadaşlığı paylaşmaktan keyif aldığım… Hayatımda oldukları için şükrettiğim kıymetli insanlarım.

Öyle çok dostum arkadaşım da yok aslında. Ama bir yerlerde frekans tuttuysa, sevdimse dostum arkadaşım dedimse benden ömürlük bir dost olur, kolay kolay bırakmam yakasını. Hayatımızda çoook değişiklik olur, o gider bu gelir. Araya mesafeler girer, zaman girer ama dostluk bitmez. Dostumun arayacak zamanı, gelmeye dermanı yoksa ne yapar eder ben giderim. Ama bırakmam. (Organize işleri benden sorulur çoğu zaman bu yüzden.) Bazen yıllar geçer görüşemeyiz ama muhabbetimizin sıcaklığı hiç değişmez, kaldığımız yerden devam ederiz.

İşte böylesi nadir insan topluluğunu aynı evin içinde düşünemiyorum çoğu zaman. Birbirleri için ‘nasıl anlaşıyorsun onunla’, ‘bu düşüncede biriyle görüşmene şaşırdım’ gibi cümleleri duymam kaçınılmaz çünkü. Ben de katılıyorum onlara. Hem onunla hem ötekiyle nasıl dost olmayı başarabilmişim hem de canım kadar sevmişim. Dostluğun bir kalıbı yok demek ki. O benim kalbime göre şekil alıyor ben de onun kalbine 😉

Hepsi ayrı bir tat ayrı bir renk benim hayatımda olmasalar eksik kalacağım.   Bazen sadece sesine hüznümü yasladığım, mutluluğuna kalpten sevindiğim yol arkadaşlarım…

Biliyorum onlar birbirlerini tanısalar sevmeyecekler ama ben hepsini ayrı ayrı çok seviyorum, seveceğim… 

Gündemimiz Ödev

Ne zaman beni sıkıntıya sürükleyen şey olsa tepkim ‘yorganı kafama çekip derin bir uykuya dalayım şu zorlu zamanlar geçtiğinde uyanır kaldığım yerden devam ederim’ şeklinde oluyor.

Meriç’in okulu başladı akabinde ödevler başladı aldı mı beni bir sıkıntı. Biliyorum geçecek bu zamanlar ama elimde değil ona da bana da (ödevini babası ile yaptığı halde) işkence olan bu zamanların biran önce bitmesini hayatımızın normale dönmesini bekliyorum. Böyle sıkıntılı zamanlarda bloga yazsam belki kendimi daha iyi hissedeceğim ama o da gelmiyor içimden. Kaplumbağa gibi çekiliveriyorum kabuğumun içine. Ne garip bir insanım yahu 🙂

İlk hafta Meriç için hayat güzeldi. Yeni okul, yeni arkadaşlar tatlı bir öğretmen laylaylom…

İkinci hafta Meriç isyan bayrağını çekiverdi. Öğretmeni ödev vermeye başladı çünkü.

Ben: Meriç ödevini yaptın mı?

Meriç: Evet abuk subuk birşeyler çizdim işte

Ben: Abuk subuk?

Meriç: Evet beni okuldan atsınlar diye.

Ben: Neden okuldan atsınlar kızım yeni başladın,

Meriç: Bıktım artık boyama yapmaktan, çizgi birleştirmekten atsınlar beni okuldan!

Ben: Evet ama ne güzel yeni arkadaşların var, öğretmenin çok tatlı biri, yakında okuma yazmayı öğreneceksin…

Meriç: 1 saat ders azıcık teneffüs yapıyoruz, oyun oynayamıyoruz ki, öğretmenim de hiç iyi falan değil o kadar ödev mi verilir küçücük çocuğa????

Üçüncü hafta biraz daha iyiydi. Yook yine bayıla bayıla ödev yapmadı da en azından henüz atsınlar beni okuldan demedi. Ama ‘ben bugün okula gitmiyeceğim’ dedi mesela.  Ödev yaparken ara verip kardeşini, beni, babasını öpesi, sarılası geliyor, müzik dinleyesi, su içesi geliyor. Çişi geliyor. Ama en çok da aklına milyon tane fikir geliyor. Ödev yaparken zihni açılıyor çocuun ama hiç birinin dersle ödevle ilgisi yok. Baba telefonla nasıl konuşuyoruz? Anne keşke köpeğimiz kedimiz olsa ben ona yuva yapardım… Ekin sana sarıldığı gibi bana sarılmıyor çünkü sen emzirdiğin için seni daha çok seviyor bıdı bıdı…

Dördüncü hafta da okul kıyafeti mi serbest kıyafet mi anketi sonucu veliler tarafından okul kıyafeti olsun dendi (ben de dahilim bu velilere). Dolayısıyla bu hafta okul kıyafetini giydi ilk kez aman bizim ki bir mutlu bir mutlu pazar akşamı neredeyse okul kıyafetiyle yatacaktı. Sabah giydi ama utancından aşağı inemedi bir süre o başka. Önce anlam veremedim ama sonra benim gibi o da büyüdüğünü daha çok hissetti sanırım bu kıyafetlerle ve bu yeni durumu (büyümesi) karşısında başkalarının içine çıkıvermekte zorlandı diye düşündüm. Şimdi okullu bir çocuk olmuştu işte :/

Bu hafta cici okul kıyafetleriyle gayet sevinçli başlamıştı ama dün bakıcı teyzesine çok bozuk atmış ‘ben ödevlerimi annemle babamla yapıcam senle değil!’ demiş. Biz gündüz yapsın akşam rahat edelim istiyoruz ama velet bunu bize çok görüyor. Geçecek bugünler biliyorum kızım o gün geldiğinde kendiliğinden geçecek ödevinin başına söylenmeden söyletmeden yapacak ödevini de 🙂

Blogcu Anne’den: ”ÖDEV: (1) Okul çağındaki çocukların anneleriyle aralarına nifak tohumu ekmek için türetilmiş nalet olası şey. (2) Bir çeşit işkence aracı.”