19. hafta – Garip, Grip Haller

Ah hipertiroidi, ahhh grip, ah ülkem gündemi… Beni hamilelik değil ama siz yordunuz. 

Ağır bir grip geçiriyorum. Bu senenin en ağır gribini hemde. Hamileyken daha bir telaş ediyor insan, kendinden geçme hali var ya hani önce bebeğini düşünme. Annelik o anne karnına düştüğü anda başlayan bir şey. Sürekli bir koruma güdüsü, neden daha iyi bakamadım suçluluğu bıdı bıdı bıdı… Yoksa altı üstü grip geçicek gidicek işte.

Hipertiroidi ile yaşamak zor şeymiş. Hayatı boyunca diyet nedir bilmeyen ben için o yasak bu yasak herşey yasak. Özellikle kalsiyum alamadığım için çok üzülüyorum. Kalsiyum sandoz aldım bakalım faydası olur inşallah. E bebeğimin de benden alacağı gıdalara ihtiyacı var offf…  Biliyorum biliyorum bu da geçecek…

Bu hafta kas ağrıları, hafif baş dönmesi gibi etkilerini hissettim hamileliğin. Normal olduğunu öğrenince rahatladım tabi. Ama yatarken hiç rahat değilim. Yastığı nereme koyacağımı, ne tarafa yatacağımı bilemiyorum. Şu uzuuun yastıklardan alsam mı diyorum. Annemin çeyizim için yaptığı güzelim işli, dantelli çift kişilik uzun yastıklar taş gibi olduğundan kullanımı zor nitekim.  

Bu kadar şikayet yeter mi? 🙂

Peki gelelim herşeye bedel minik tekmelere. Bu sabah ilk kez babası da hissetti. Aman ne keyifliydi. Herşeyi unuttum o anı yaşarken. Göbeğimin alt kısmında hissediyorum ama sanırım bu da normal bu hafta için.

Bebeğim normal bir bebek görünümündeymiş bu hafta.  Hemde koca bir domates büyüklüğüne ulaşmış.  Çok fazla hareket ediyor olmasına rağmen yalnızca şiddetli olanlarını hissedebiliyormuşum. Bir de hanfendinin uyku düzeni başlamış içeride. O uyku düzeni olayını oradan çıktığında gayet düzenli isterim ona göre 🙂

Hamiş notu: Lütfen hamilelere hasta muamelesi yapılmasın 🙂

Kadın aklımla…

Kendimi tutayım diyorum olmuyor arkadaş.

Uzun zaman benim ve benim gibi binlerce annenin uykularını kaçıran 4+4+4 eğitim sistemi değişikliği ile şaşkına döndük. Minicik yavrularımızı o sıralarda düşünemedik. Çünkü onların yeri orası değildi oyun çocuğuydu onlar. Bu kadar erken yaşta başlayacakları okul hayatından çabucak sıkılacaklardı. Büyük tuvaletini yaptığında hala bize seslenen kızım gibi 30-35 (en iyi ihtimalle) öğrenciyle bir öğretmen nasıl ilgilenebilirdi, yetebilirdi. İşin kötüsü hiç bir öğretmen arkadaşım da daha iyi olacak bu yeni eğitim sistemi demedi. Görüştüğüm bir il milli eğitim müdürü de aynı şekilde ‘göndermeyin’ dedi. Eee eğitimciler göndermeyin derken ille de bu kanunun çıkarılmasının oldu bittiye getirilmesinin gereği neydi???

Şimdi de sezeryan ve kürtaj kanununu çıkaracaklarmış. Neymiş sezeryanla ikiden fazla doğum yapılamazmış, neden ülke nüfusunun büyümesine engel olunuyormuş. Kürtaj 4 haftalık hamilelikten sonra yasaklanacakmış falan filan.

Ben Allah’a inancı olan biriyim. Kürtaja hiç bir zaman sıcak bakmadım. Arkadaşım kürtaj olacağını söylediğinde içim cız etti ‘yapma’ dedim. Ama onun kendince sebepleri vardı, onun bedeniydi, kararıydı saygı duydum. Bu ülkede neler yaşanmıyor. Gazetelerde televizyonlarda kadınlar cinsel şiddete maruz kalıyor. Şimdi ailesinden birinin çocuğunu doğursun mu? Kendisine sorulmadan uğradığı şiddetin sonucunda hamile kaldığı çocuğu doğursun mu? maddi zorluklar içerisinde yiyecek yemeye muhtaç yaşamaya çabalarken hamile kalan kadın mutsuz edeceğini bile bile o çocuğu doğursun mu? Elbette doğum kontrol yöntemi değil, hiç kimse de istemez kürtaj olmayı ama bazen mecbur kalınan durumlar olabiliyor. Kadının bu hakkını da elinden bu şekilde alınmasına razı değilim. Bir de anlamadığım dört haftadan sonra yasak denmesi. Kusura bakmasınlar ama hiç mi bir bilene sormak akıllarına gelmedi. Kadın hamile olduğundan reglin gecikmesiyle şüphelenir. Yani regl gecikmeden nasıl anlayacak hamile olduğunu da kürtaja koşacak. Tamam kan tahliliyle meydana çıkabilir de şahsen benim aklıma hiç gelmez bir kan tahlili yaptırayım öğreneyim demek.  Doktorlarda benim gibi düşünüyorlar çok şükür. Eee peki böyle bir konuda kadınları ve doktorları ilgilendiren bir konuda neden hiç onlara danışılmadan karar veriliyor.  Kanun çıkarılıyor.

Kürtaj kadının vicdanına bırakılmalıdır. Kanunla yasaklamayla engellenmesi daha kötü sonuçlar doğurur benden söylemesi. Gerçi ben de kadınım sözüm geçmez ya neyse.

İlk doğumumda kan verirken bile acıya dayanamayan ben normal doğum yapacağım diye tutturdum. Çok kararlıydım. Çocuğum için, kendim için sağlıklısı neyse onu yapmak istiyordum. Evet normal doğum ile doğurdum. Ama çok çok büyük komplikasyonlar atlattım. Şöyle söyliyeyim ölümden döndüm. Evet geçti, hatta şimdi ikinci kızımı bekliyorum belki ikinci normal doğumda aynı şeyleri yaşamam ama psikolojim normal doğuma hala hazır değil. Sezeryan gibi bir seçeneğim olduğunu bilmek açıkcası beni rahatlatıyor. Artık kolayına kaçmak deyin ne derseniz deyin ama yaşadığımı da ben biliyorum. Benim bu hakkımı elimden almaya ne hakkınız var. Kaldı ki ben ikiden fazla çocuk düşünmüyorum zaten. Size bir faydam olamayacak yani.

Amannnn kadın aklımla yazdıklarım kimi ilgilendirir ki değil mi?  

Yaşasın yemek içmek!

Evde kaldığım o bir hafta da mutfakta keyifli zaman geçirdim. Meriç’in komşularımızla kutladığımız doğum günü için pasta, poaça, mercimek köftesi yaptım. Tariflerini çeşitli sitelerden almıştım ve sürekli yaptığım beni yanıltmayan tarifler olduğu için zorlanmadım. 

Benim en çok hoşuma giden ilk kez denediğim Gül şerbetiydi. Çok basit bir tarifi var. Tesadüfen bir arkadaşımdan duyup yaptığım, herkesin de pek beğendiği bir içecek oldu. Komşularım çocukluk günlerinde annelerinin yaptığı tadı aldıklarını söylediğinde ise çok mutlu oldum. Bu ara ne varsa eskilere olan özlemimden olsa gerek anne, anneanne, babanne tadını aldığım şeyleri çok önemsiyorum. Ve benim gibi bunu önemseyen insanlara ikram ettiğimde daha da keyif alıyorum.

Hazır olan şeylerden uzak durmak için elimden geleni yapıyorum. Mesela hazır meyve sularındansa sık sık limonata yapıyorum. Geçtiğimiz hafta da http://www.portakalagaci.com’dan portakal suyuyla yapılan limona tarifi aldım. Nefis oldu nefis.

Önce Gül Şerbetini nasıl yaptığımı anlatayım, öncelikle belirteyim ki ne tarifi aldığım kişi ölçü verdi ne ben ölçü bildireceğim tamamen göz kararı olayını devreye sokuyoruz. Efeniim ben annemin bahçesinden topladığım taze gülün taç yapraklarını toplayıp güzelce yıkadım. Şehirdeki güllerden yapmış olsaydım sanırım sirkeli suda bekletirdim. Biraz limontuzu, gül yaprakları ve suyu kavanozlara pay ettim. Kavanozların kapaklarını sıkıca kapayıp, güneşte üç gün dinlendirdim. Sonrasında kavanozdaki suyun rengi gülün rengine döndü bu görüntü için bile değerdi 🙂 Son işlem olarak şerbeti süzüp, içine damak tadımıza göre şeker  katarak, soğuması için dolaba koydum.

Görüntü şöyle bişi oldu 🙂

Portakal Ağacından aldığım Portakallı Limonata için de tarif şöyle:

Portakallı Limonata:

Malzemeler:

  • 4,5 su bardağı su
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağından 2 parmak eksik taze sıkılmış limon suyu
  • 1 su bardağından 2 parmak eksik taze sıkılmış portakal suyu
  • 2 tatlı kaşığı limon kabuğu rendesi
  • 1 tatlı kaşığı portakal kabuğu rendesi
  • buz kalıpları
  • limon dilimleri

Hazırlanması:

  1. Derin bir cezvede 1,5 su bardağı suyu ve 1 su bardağı şekeri kaynatın. Kaynamaya başlayınca altını kısıp 10 dakika daha kaynamaya bırakın. Daha sonra altını kapatıp ılınmasını bekleyin. Ilınınca sürahiye alıp limon ve portakal suları ile kabuklarını ekleyin. Buzdolabında 1 saat soğutup ardından kalan suyu ilave edin. Buz kalıpları ve dilerseniz limon dilimleri ile servis yapın.

Ben bu tarifle yaptığım limonatamın fotoğrafını iki kez yapmış olmama rağmen çekemedim, daha önce  sade limonla yaptığım limonatamın fotoğrafını ekliyorum.

İyi ki doğurdum seni…

Bugün kızımı babasıyla evde bırakıp işe geldim. İçim buruk. Bir haftayı öyle dolu dolu geçirdik ki. Genelde tatillerim koşuşturmaca ile geçtiğinden bu tatil evimizde geçirdiğimizden bana ve Kumrime çok iyi geldi. Aslında çok ihtiyacımız varmış. Su çiçeği bahanesiyle içimiz de çiçek açtı. Bebekliğinde olduğu gibi o uyurken onu özledim ama bir yandan da evin işlerini düzene koyup o uyandığında birlikte zaman geçirelim diye çabaladım. Arada hastane koşturmacalarımız olsa da kısa zamanda evimize dönmek iyi geldi. 

Beraber her gün parka gittik. Parkta en sevdiği şey elleriyle demire tutunup altı demiri sırayla ayakları sallanır vaziyette geçmek. Bunu başardığında ondan mutlusu yok. İlk kez altı demiri birden o minik elleriyle geçtiğinde babasını arayıp bu müjdeli haberi vermek istedi 🙂 Şimdi ise ‘çocuk oyuncağı’ anne diyor. Hep kendinden büyüklerin oyunlarına ilgili bir çocuktu öyle de gidiyor. Büyük çocuklar bunu sevip bırakıyor oyunlarına almıyorlar bu kez Kumricik bana sarıyor hadi oynayalım. İşte ben bunu yaparken eğlenmiyorum yok itiraf ediyorum çok sıkılıyorum. Ama elimden geleni yapıyorum.

Bir kaç gün önce de bir hastane dönüşü canım kocam toplantısına geç kalmak pahasına bizi eve kadar bırakmak istedi. Çünkü İzmir çok çok şiddetli bir yağmura teslim oldu. Eve yaklaşmıştık ki bizim araba dereye dönüşmüş caddede kalakaldı. E haliyle bizde. Biraz yağmur dinecek gibi oldu ben Kumriyi aldım kocamı kaderiyle başbaşa bırakıp ıslana ıslana, koşa koşa eve gittim. Hemen üstümüzü değiştirip kendimize geldik. Kumri de biraz sonra uyudu. Yavrum uyanır uyanmaz ‘Babam oradan kurtulabilmiş mi?’ diye sordu. Çok etkileniyorum böyle duyarlı, merhametli olmasından. Çok da mutlu oluyorum. Neyse ki kocam tamirci, tanıdık yoldan geçen bi kaç kişi yardımıyla kurtulmuştu. (internet gazetesine de düştü o haliyle)

Dün Kumrim 6 yaşına girdi. Dolu dolu 5 sene ne çabuk bitti hala anlamış değilim… Bunu sorgulayıp durmakta anlamsız sanırım, geçiyor işte zaman. Geçtiğimiz hafta her gün yapmaya çalıştığım gibi dün de çabam o çok mutlu olsun diyeydi. Sabah balkonumuzda keyifle kahvaltımızı yaptık, oynadık, YUP setinden alıştırmalar yaptık, poaça yaptık, parka gittik, orada arkadaşlarıyla karşılaşıp oynadı, çok eğlendi, ben artık yiyemiyorum ama Kumrime dondurma aldık. Oradan gelince de bir haftadır banyo yaptırmadığım (su çiçeğinden dolayı) Kumrime banyosunu yaptırdım, misler gibi oldu. Akşama arkadaşlarımıza davetliydik, pastamızı aldık onlara gittik. Bu akşam da kendi yaptığım pastamızı yiyeceğiz Kumrinin apartmandaki bi kaç arkadaşıyla, komşularımızla. Esas parti de  hafta içi okulda olacak. Pastalardan yemese de mum üflemek en sevdiği şey. Bol bol üflesin dedik 🙂

Geçen yıl okulda ilk doğum günü olduğu için çok özenmiştim, bu yıl daha sade bir doğum günü olacak.

Nice yıllara güzel kızım, sağlıklı, mutlu, uzun bir ömrün olsun…

18.hafta – Hipertiroidi

Bi kaç gündür ellerim klavyeye gidip geri dönüyor. 

Zor geçti o bir kaç gün. Geçen hafta işyerinden izin aldım. Ve bu hafta için şöyle bir plan yapmıştım kendimce: Pazartesi doktor randevum vardı sabahtan hastaneye gider, ordan çıkıp Kumriyi okuldan alır eve geliriz. Salı günü Kumrinin okulunda süt şenliği vardı sabahtan beraber takılır sonra okula gider eğleniriz. Çarşamba da aslında Cuma günü olan kutlu Kumri Doğum gününü kutlarız böylece 3 kez izin almaktansa 3 günlük izni bir kerede alırım diye ben hesap ede durayım bir kez daha evdeki hesap çarşıya uymadı. 

Ve olaylar şöyle gelişti: Cumartesi Serarla yaptığımız güzel kahvaltıdan sonra biz hani köye annemlere gittik ya, annemin de uyarmasıyla Kumrimin su çiçei geçirdiğini anladık. E dolayısıyla bizim üç günlük tatil olayı en az bir hafta oldu mu? Oldu. Pazartesi hastaneye gittim. Doktorumun geçen gittiğimde istediği tahlillerin sonuçlarını alıp kendisine gösterdim. Daha önceki sonuçlardaki gibi yine tiroid ile ilgili sonuçlarım yerlerde sürünüyordu. Yine geçen sefer ki gibi doktorum iç hastalıklarına gitmemi söyledi ama bu kez aksi halde bebeğe de zararı olacağını söyledi. Ben tutuştum tabi. Daha önce hamileyim ilaç verse kullanamam, ameliyat desen olamam diye cahil cahil düşünüp salladığım için kendime çok kızdım. O hastane de dahiliye bölümüne gittim. Dahiliye doktoru sonuçlarıma bakıp ultrasona yönlendirdi. Ordan aldığım raporla tekrar dahiliye doktorunun yanına gittim. Zehirli guatr olduğunu ama bundan sonraki tetkiklerin üniversite hastanesinden yapılması gerektiğini falan söyledi. Ne kötü bir isim Zehirli Guatr. Havalı olan ismi Hipertroidi. Üniversite hastanelerini araştırmaya girişince sonucu almanın aylar süreceğinden emin olduk. Ve gerçekten bu konuda uzman çok iyi bir doktor bulduk. O da dahiliye uzmanının söylediklerini söyleyip bana iyot yasağı diyeti verdi. Hamilelik boyunca kontrolü altında olmamı istedi. Her 15 günde bir istediği tahlillerle yanına gideceğim. En sevindiğim ilaç tedavisi başlamamış olması. Diyet evet hoş bişi değil hele benim için, hele hamilelikte ama yeter ki bebeğim sağlıkla gelsin. 

Hipertiroidinin bebeğe zararı zihinsel ya da fiziksel gerilik değilmiş, ancak düşük tehlikesi, erken doğum gibi tehlikeleri varmış. Ben kafamda çok kötü şeyler kurarak gittiğim için doktorun yanından şükrederek çıktım. İçim rahatladı açıkcası. Deniz balığının, deniz ürünlerinin, deniz börülcesinin, yeşilliğin, biberin eksikliği kolay dolmayacak ama önemli olan sağlık! 

İşte tam ben böyle içim kısmen rahatlamış halde yaşantıma devam ederken. Bir yandan dün de Üçlü test sonuçlarım ve Endokrinoloji doktorumun istediği tahlilleri almak için uğraşırken kadın doğum doktorum telefonda buraya gelsin demiş benim için başka da bişi yok. E bana sabahlar olmadı tabi. Az önce de hastaneden sonuçları almaya gittik. Saolsun eşim ve kızım beni bu zor anlarımda yalnız bırakmadılar. Kadın doğum doktorumla görüştük sonuçlarımın bütününü değerlendirip herhangi bir sorun olmadığını kendisinden duyup rahatlayarak eve döndük. Diğer tiroid ile ilgili olan sonuçlarım da daha öncekilere göre daha iyi. (mesela TSH 0.01 iken 0.21 olmuş normal değerin altında iki sonuçta)

Ama 2-3 günde psikolojik durumumu ne siz sorun ne ben anlatayım. İş yerinden pek de iyi anlaşmadığımız kişiler arayıp moral vermeye çalışıyor ama benim aklıma ”acaba ölecek miyim?” gibi evet saçma düşünceler geliyor. Yaniii hamilelik salaklıklarıma bir de paranoyaklıklarım ekleniyor iyi mi?

Şimdi anca kendimde bloğa yazma gücünü buldum. İzin alırken ne düşünmüştüm neler atlattık. Allah beterinden korusun. İnşallah bundan sonra herşey yolunda gider sağlıkla gider. Geçen hamilelik günlüğümde her hafta birbirinin aynı demiştim, bu hafta da fazla atraksiyon oldu. İnşallah bu tempodan ruhsal durumumdan minik kızım etkilenmemiştir.  Aaa evet onca şeyin arasında cinsiyetini de öğrendik yine bir kızımız olacak İnşallah. Kumrimin dualarını Allah kabul etti.      Bu gece dualarım sağlık için olacak… Sizin de dualarınızın kabul olması dileklerimle Regaip Kandilinizi kutlarım…

Kumrim çiçek açtı

Kumri büyüyor büyüyor evet yine ne mi oldu? e daha ne olsun su çiçeği çıkarıyor. Yaklaşık bir haftadır kaşınıyordu ama hiç bi kızarıklık yoktu. Apartmandan Meriç’in arkadaşı Batuhan da yakın zamanda çıkarmıştı oysa ama benim kızım daha çok küçük ya hiç oralı olmamıştım. Oysa aralarında 3 ay var. Annem Meriç’in kızarıklıklarını görünce ‘su çiçeği olmasın’ dedi. Ben de yok artık diyecek oldum diyemedim hemen Batuhan’ın annesini arayıp nasıl ‘bir şey bu Su çiçeğ’i dedim. Baktım ki anlattıkları Meriç’in yaşadıkları. Hadi bakalım hayırlı olsunnnn…

Çok şükür aşısının yapılmış olmasının da etkisiyle beş-altı kızarıklık var vücudunda asıl sıkıntısı kaşıntı. Doktoru bir jel, bir şurup verdi ama ben çok da kullanma taraftarı değilim. Su çiçeği çıkarmış olanlar dışında diğer arkadaşlarıyla görüştürmüyorum. O da hastalığının bulaşıcılığının farkında, beni hiç üzmüyor o konularda. Bakalım ne zaman geçecek. Kendi suçiçeğimi hatırlıyorum da ilkokula gidiyordum. Ve saç diplerime varana kadar heryerimde çıkmıştı o sulu sivilcelerden. O kreşe gidiyor henüz ama orası da okul netice de. Ablasından, abisinden kapan getirmiştir, meğer bu ara çokmuş çiçek açan minik.

Dilerim her türlü hastalık öyle kolayca gelir geçer minik bedeninden, ben hiç hastalanmasın isterim ama o da mümkün olmuyor 🙂

Serar’la Çiçekliköy Kahvaltısı

Haftasonu yine herşey çok güzeldi. Fotoğrafın bana kazandırdığı güzel dostlardan biri olan Serar’la hep bir plan yapmak istiyor ama onun iş seyahatlerinden fırsat bulup bu planları gerçekleştiremiyorduk. Japonya, Kanada, Çin derken neyse ki yuvaya döndü de Çinden Çiçekliköye geçtik. Onun enerjisine hayranım ben çiçekliköye gidip gelip yorulduğumu söylerken o hep havada uçan bir kuş adeta 🙂 Sabah dokuzda Kumri ve beni evimizden aldı.

İnternetten bir kaç yer bakmıştık ama kesinleştirmemiştik. Oraya gidip dolaştık bir yerde karar kıldık kahvaltı için. Güzel de bir yerdi. Hani ben şehrin ortasında kurulan köy kahvaltısı adını verdikleri şeyi sevmiyorum ya işte burası gerçek köy idi. Kiraz bahçesini bozup kahvaltı salonu yapmışlar, bolca kiraz ağaçları olan bir yer, bahçesinde ördekler dolaşıyor, arılar masamızdaki ballara saldırıyor falan. Karşıda manzaramız ise oldukça iç açıcıydı çam ağaçlarıyla çevrili bir dağ, altında dere…

Herşey böyle güzelken kahvaltıyı pek beğenmemiş olmamız enterandı tabi, Çünkü gerçek köy de köy kahvaltısı değildi servis ettikleri. Ama Serar da bende bulunduğumuz ortamdan keyif almaya çalışan insanlar olduğumuzdan bunu sorun etmektense eğlenceli hale getirdik. Kumri zaten eğlenmeye dünden hazır. Parkında oynayıp, ağaçlarından kiraz topladı. Gitme vakti gelince gitmek istemedi Kumricik. Serar yine bizi evimize bırakıp giderken Kumri bu kez de Serar’dan ayrılmak istemedi. Serarcımla yakında yine güzel bir buluşma yapacağız zira tadı damağımızda kaldı.

Biz eve gelip bi kaç eşya alıp bu kez kumrinin babasıyla Bayındır yollarına düştük. Orada sağanak yağmurla karşılandık ama sonrasında güzel bir tatil geçirdik. Annemlerim kiraz bahçesine gittik ki kesinlikle daha güzeldi. Ben bahçeyi öylesine güzel görmeyi beklemediğimden fotoğraf makinasız çıkmıştım yola ama maalesef pişman oldum, oysa sizin de görmenizi isterdim bahçemizi. Kiraz toplamaya doyamadık, kendimize, komşularımıza, iş arkadaşlarımıza derken epeyce topladık. Kumri bu kez de köyden dönmek istemedi ‘biraz tatil yapayım diyorum da’ dedi bize 🙂

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Yeşil Kivi’den Mahlepli Kurabiye

Yeşilkivi severek takip ettiğim bir yemek sitesi. Yemek sitelerini takip ederken en çok önem verdiğim şey site sahibinin denediği tarifler olması. Önce sen ye sana bişi olmazsa ben yerim mantığı sanırım 😛

Mahlepli kurabiye hep yapmak istediğim bir tarifti, aylar öncesi mahlepimi aldım ama bi türlü yapamamıştım. Komşumun oğlunun doğum günü partisine ne yapsak diye düşünürken aklıma geliveren tarifi sonuç çok güzel olduğu için sizlerle paylaşmak istedim. Kalabalık misafirler için ideal.

Malzemeler ve tarif aşağıdaki gibi. Ben susamım bitince geri kalanını çörekotuyla yapmaya karar verdim ve çörek otuyla yaptıklarımın içine pul acı biber koyup hamuru tekrar karıştırdım.  Ve bu haliyle de çok güzel oldu o yüzden acı ile aranız iyiyse tavsiye ediyorum. 

Tarifin orjinali burda.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Malzemeler:

  • 250 gr tereyağı yada margarin (oda ısısında yumuşamış)
  • 1 çay bardağı zeytinyağı
  • 2 yumurta (sarısı içine, akı dışına)
  • yarım kahve fincanı sirke
  • yarım çay bardağı şeker
  • 2 yemek kaşığı yoğurt
  • 1 paket kabartma tozu
  • tatlı kaşığı tuz
  • 2 tatlı kaşığı mahlep
  • 6 su bardağı un
  • 1 kase susam
  • Acılı kurabiyeler için istediğiniz kadar pul acı ve çörek otu

Yapılışı:

  1. Un, susam ve yumurta akı hariç tüm malzemeyi iyice karıştırın.
  2. Unu karışıma bardak bardak ekleyerek yumuşak ve ele yapışmayan bir hamur hazırlayın.
  3. Hamurun üzerini streç filmle kapatarak 15 dakika buzdolabında dinlendirin.
  4. Hamurdan irice parçalar kopartın, biraz yoğurun ve oklava kalınlığında rulolar yapın.
  5. Ruloları 2 cm uzunluğunda verev kesin.
  6. Kurabiyeleri önce çırpılmış yumurta akına ardından susama batırıp yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye dizin.
  7. 180 dereceli önceden ısınmış fırında üzerleri kızarana dek pişirin

Afiyet olsun!

Yine yeniden Doğal Yaşam Parkı

Hafta sonu Eşimin memleketinden Amcaoğlu geldi, hoşgeldi. Çok hoştur kendisi, çok doğaldır o doğallığına çok güleriz zaten. Daha önce gelmelerinde hep Doğal Yaşam Parkına gitmek istedi ama biz bir bahaneyle hep ilgisini başka yöne çekip onu bu isteğinden vazgeçirdik. Koskoca adam yahu ne işin var Doğal Yaşam Parkında di mi? 

O değil ben çok büyük konuşmuşum. Kumrim daha 2-2,5 yaşındayken gittiğimizde bu son olur demiştim. O kadar büyük bir alan ki gez gez bitmiyor sonlara doğru ne hayvanlara bakabildik ne başka bişi o kadar yorulduk ki bir an önce arabamıza kavuşmak olmuştu dileğimiz. 

Sonra geçen sene Meriç ‘Biz hiç hayvanat bahçesine gitmedik’ demesin mi? napalım bir bayram günümüzü Meriç’in isteği üzerine yine orada geçirdik neyse ki o zaman çok sıcak değildi de daha kolay atlatmıştık. 

Derkennnn üçüncü kez olmaz artık diyorduk kiii Ah işte Kocamın amcaoğlu ta memleketten gelmiş şu yılan görme arzusunu yerine getirmek olmaz deyip düştük yollara. Ama bu kez durum farklı ara ara oturup dinlenmeme rağmen çok yoruldum. En azından gebeyken gidilmemesi tavsiye olunur.

Kumrim de amcaoğlu da hayatlarından memnun olunca yorgunluğa değdi desek de bir daha gitmeyiz demiyor, gidene de engel olmuyoruz 🙂

İşte fotoğraflardan bazıları…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Özel bir gün…

Dün Kızımın okulunda Anneler günü için düzenlenen gösteri vardı. Gösteri için verilen ipuçlarından yola çıkarak Kumrimden gösteride ne yapacağını öğrenmek için çaba göstersem de ser verip sır vermedi. Tamam öğretmenlerinin sözünü dinliyorlar iyi güzel de annede bu kadar merakta bırakılır mı?Üstüne üstlük hanfendi bana gösteri sabahı ”anne gösteri sırasında bana el sallama, poz vermemi isteme” gibi uyarılarda bulundu. Öğretmenleri rica etmiş, yoksa dikkatleri dağılıyormuş. Peh!

Ben gösteri günü geldiğinde merak ve heyecanla okulun kapısına dayandım. Gösteri salonuna indim ki ana baba günü (e doğru bir bakıma) . Salonumuz çok büyük değil bu yüzden sadece anneler olsa daha keyifli olurdu diye düşündüm ben ama davetiyelerde 2 kişilik yazmasına rağmen sülale boyu gelenler vardı.

Arkalarda bir yer bulup yerleştim. Slayt gösterilerinde seçilen şarkılar dakika bir gol bir misali beni ağlatmaya yetti. Minicik yavrular oraya çıkıp öğrendikleri şiirleri, oyunları öyle canla başla sundular ki. Hepsine ayrı ayrı hayran kaldım. Tabi en çok Kumrime hayran kaldım. Sanki o kalabalık içerisinde bir yıldız gibiydi. Şiirini öyle güzel okudu, dansını öyle güzel yaptı ki herkes büyülenmiş gibi ona bakıyordu ya da bana öyle geliyordu 🙂 Minikler ve Annelerinden duyduğum ve çok ama çok beğendiğim o sözü de yeri gelmişken yazmadan geçemeyeceğim:”Dünyada, bir güzel çocuk vardır ve bütün anneler bu çocuğa sahiptir”  

Öyle güzel anne şiirleri, şarkıları söylendi ki kızımı o sahne de izleyen bir anne olmanın mutluluğunun gururunun yanı sıra, ‘ben de kendi annemi özledim, hem annemi hem babamı özledim’ bir de bunu düşünüp ağladım iyi mi?

İşte ben böyle gözyaşlarımı bi kızım için bir anne özlemim için akıtırken mektup ve şiir yazan anneler arasından en güzellerini seçtiklerini bu yarışmanın dereceye girenlerini açıklayacaklarını söyledi sunucu. Ben dereceye girebileceğimi düşünmemiştim açıkcası, Kızıma yazdığım mektup evet benim için özeldi, hem yazarken hem de okurken çok duygulanmıştım ama sonuçta her annenin yazabileceği gibiydi işte neyse neyse uzatmayayım mektubum birinci seçildi. Aslında çıkıp okumamı istediler ama ben kendi kendime okurken bile ağladığımdan orda o kadar kişinin karşısında rezil olmayı göze alamadım. Ama çiçeğimi almak için sahneye çıktım. Benim için çifte mutluluk oldu. 

Okulumuz anneler için çeşitli minik hediyelerde hazırlamışlar, kızım resim çizip harika bir zarfın içine koymuş falan. Ben bu tür günlere çok kıymet veen biri değildim halbuki… Velhasıl unutamayacağım bir Anneler günüydü. Nicelerine hep güzel anılarla inşallah!