Eylül’de Adrasan Tatili – Bölüm 3

Tatil öncesi Adrasan Planımızı yaparken tekne turlarını da araştırmış iki güzergâh olduğunu öğrenmiş ve tercihimi Suluada’ güzergâhına giden turdan yana yapmıştım. Hatta araştırırken Ramazan Kaptan’ın internet sitesini bulmuş telefonunu not almıştım. Çocukla nasıl olur ki falan derken karar verdik Ramazan Kaptanı bulduk ama o bize Ceneviz Koyu Turunu tavsiye etti ‘çocukla daha iyi olur’ dedi. Biz de kaptanı dinledik ve muhteşem Ceneviz koylarını gezdik. Bizim sevdiğimiz gibiydi. Kalabalık, vur patlasın çal oynasın tıkış tıkış turlardansa yine tatilimizin sakinliğine uygun, daha az insan biraz daha küçük tekne olsun istedik. Ramazan Kaptan’ı tercih ettiğimize de hiç pişman olmadık. Kendisi misafirlerine çok ilgili biri, uyuyan bebe için minder örtü ne gerekiyorsa hemen temin etti de Ekincik mışıl mışıl uyudu. Öğle yemeğinde leziz balık menüsü, çayı, kahvesi ile keyfimiz ve midemiz yerindeydi tur boyunca. Bebe var deyip vazgeçmemekle iyi yapmışız.

 edrassa39k edrassa33k edrassa34k edrassa37k edrassa38k

 

Otelimize döndüğümüzde ise balonlarla konfetilerle karşılandık. Hüseyin Bey bu kadar misafirperver bir otel sahibi 🙂

Şaka şaka Sıla’nın doğum günü kutlaması varmış o akşam…

 Resim 1647 edrassa36k

 Buralara kadar gelmişken aslında gezilecek görülecek çok yer vardı. Hepsini görmeye imkanımız olsaydı keşke. Biz çok sevdik belki yine gideriz oralara ama Olympos’a uğramadan gitmeyelim dedik. Zaten planlarım arasında da vardı. Olympos’ta Meriç’in suratı asıktı, çünkü gidiyoruz diye üzgündü. Orada da ‘denize gireceğiz’ dememe rağmen diretti ne denize girecekmiş ne de mutlu olacakmış. Dolayısıyla mayosunu giymeden çıktı o tarih ve doğanın buluştuğu gezdiğim en güzel yola… Plaja gitmek için geçtiğimiz yol Kral Zeus’un mezarı, antik tiyatro, hamam kalıntıları Roma devrine doğru büyülü yolculuğa çıkartıp iki yanda kayalarla çevrili Adrasan gibi ince taneli kumla bezeli kumsalı ile Çıralı Plajı eşsiz güzellikte. Meriç’te bu güzelim sahili, berrak denizi görünce pişman oldu mayosunu giymediğine ama yapacak bir şey yoktu, onlar da sahilde abla kardeş takılıp taş topladılar.

 İşte Olympos fotoğraflarım…

 olimpos12 olimpos2 olimpos3 olimpos4 olimpos5 olimpos6 olimpos7 olimpos8 olimpos10 olimpos11

Artık dönüş yolculuğu başladı bize hüzün çöktü inceden ve inceden bir yağmur başladı sonra ise bardaktan boşanırcasına yağmura tutulduk o yüksek tepeleri dağları aşarken. Adrasan’da üzüldü belli kendisini bu denli seven insanların vedasına, ondan gözleri yaşlıydı…

 Dönüş yolunda aynı hatayı yapmadık tabi, doğru yolu bulduk Antalya – Denizli yolundan gittik. Evet, daha iyi yaptık. Yol manzaraları insanı öyle içine çekiyor ki heryerde durup konaklamak istedik. Ama bizi dört gözle Aydın’da bekleyenlerimiz olduğu için sadece Antalya’da da kısa bir mola verip Aquarium’a girdik. Giriş ücretini öğrenince ufak çaplı bi şok yaşadık ama Meriç’in görmesini çok istediğimizden görmeden gitmeyelim dedik (giriş ücreti: 97 TL).

 Resim 1682 Resim 1675 Resim 1677 Resim 1680

Bir tatili daha böyle bitirdik… Ve düşündüm de hayal kurunca oluyorsa madem evrene attığımız mesajlar yerine ulaşıyorsa yani o zaman seneye ver elini Mallorca-Barcelona /İspanya 😉 😀

 

Eylül’de Adrasan Tatili – Bölüm 2

Kaputaş Plajını geride bıraktıktan sonra yol daha da uzuuuun geldi. Bir an önce Adrasan’da olmak istiyorduk ama yol git git bitmiyordu. Sonra dağları tepeleri aşıp bir köy yoluna girdik harita bizi öyle yönlendiriyordu çünkü. Vardığımız yer bildiğin köydü evet, tarlalar, inekler falan… Meriç ve babası bana ‘sen nasıl bir yer buldun böyle’ der gibi bakıyorlardı endişelilerdi sanki biraz. Neyse uzatmayayım Adrasan işte orası. Denize yaklaştıkça da tatil köyü hissini veren şirin otelleri görmeye başladık, belli deniz orda bir yerlerde. Burada otellerin süslenmeye püslenmeye ihtiyacı yok doğa zaten öyle renkli öyle çekici ki…

 Kalacağımız oteli görünce pek mutlu olduk. Otelin internet sitesinde 3 boyutlu olarak epeydir gezdiğim için hiç yabancı gelmedi. Ve sanki daha önce gelmişçesine rahattım. Telefonla rezervasyon için aradığımda otel sahibi Hüseyin Bey ile de tanışmıştık gayet ilgili samimi davranmıştı dolayısıyla onu da tanıyor gibiydik.

 Bi tek Bungolovlarda kalmamız sıkıntı oldu aile bireyleri için. Ekin odaya girer girmez çığlık atıyor, girmemek için direniyordu. Meriç odayı küçük ve sıkıcı buluyordu, Kocam da ‘otel kısmı daha güzel galiba diyordu’ da üzülmeyeyim diye çok da ses etmiyordu. Bana ise internette oteli gezerken bungolavlar çok sevimli gelmişti. Zaten oda da durmadık sadece yatmak için kullandık. Dışarıda zamanı keyifle geçirecek öyle çok şey vardı ki odayı Ekin hariç çok da sorun etmedik. O her girdiğinde çığlık çığlığa ağlamaya devam etti.

 Otel de en sevdiğimiz yer yemek yeme, dinlenme köşkleriydi. Sarıkavak deresi üzerinde kurulan yerlerde devasa çınar ağaçlarının gölgesinde, kuş sesleri eşliğinde balıklarla, ördeklerle ekmeğimizi paylaşarak yemek yemek, dinlenmek kadar huzur veren başka bir şey yok… Ben de Meriç ile babasını denize yollayıp Ekin’in sabah uykusu için bu köşklere yerleşiyor onu uyutup kendim keyif yapıyordum. Huzurlu ortamın tadını bi fincan kahveyle çıkartıyordum.

 Resim 1650Resim 1632edrassa9kedrassakedrassa1kedrassa2kedrassa3kedrassa4kedrassa5kedrassa6kedrassa7kedrassa8k

Denizi berrak ve pırıl pırıldı hep, burada da sahil minik taşlarla bezenmiş ama rengi Kaputaş’ta olduğu gibi beyaz değil kahve tonlarında. Muhteşem manzaraya sahip bir koyda yüzmek öyle güzeldi ki. Arkamız, sağımız solumuz orman. Önümüz mavi mavi masmavi pırıl pırıl deniz… İşte bu benim, bizim aradığımız ve Adrasan’da bulduğumuz doğa…

  Resim 1637 edrassa10k edrassa11k edrassa12k edrassa13k edrassa14k edrassa15k edrassa16k edrassa17k

Meriç’in yüzmekten sonra en eğlendiği şey taş ve deniz kabuğu toplamak. Hepsini tek tek minik elleriyle toplayıp seviyor. ‘Anne bak, baba bak’ hiç bitmiyor akşama kadar ‘bakıyoruz’. Öyle güzel taşlar var ki gerçekten ben de topladım sonra ganimetlerimizi birleştirdik. Hatta onları boyadık, süsledik akşamları. Meriç deniz aşığı onu denizde izlemek ayrı keyif. Ekin’in de ablasından kalır yanı yoktu. Gölgede tutmak mümkün değil hep denizde oynamak istiyordu.

 Ama belki en güzel yanı da sabahtan akşama durmaksızın yüzen, koşturan kızların yemek saatine kadar zor dayanıp yemekten sonra yine o köşklerde hemen uyuyakalmasıydı. İşte karı koca bizim için gece yeni başlıyordu. Adrasan gecelerine akma vakti demekti bu. Bilenler gülüyordur eminim zira öyle bir şey yok. Aman zaten bizim de niyetimiz yoktu. İyiydik öyle çocuklarımızın üzerine bir örtü örtüp sakinliği, dinginliği, huzuru ta içimizde hissettik. Muhabbet ettik etmediğimiz kadar, sarıldık birbirimize, ördekleri izledik. O birasını ben çayımı yudumladım… Düşünüyorum da romantikmişiz be ya 🙂

 Akşamları kocamla baş başa, sabahlarım da Kumrimle baş başa. Her sabah ailenin erkenci bireyleri olan biz ikimiz sahilde tur attık, köye doğru ilerledik. Taş topladık, denize girdik. Yeni yerler keşfettik, bir sürü şeye şaşırdık, fotoğraf çektik, eğlendik… Kahvaltı vakti geldiğinde ailenin diğer yarısını uyandırıp köşklerimize kurulduk.

 Gitmeden önce okuduğum yazılarda Adrasan’ın emekli tatil yeri olduğu gibi eleştiriler okumuştum belki öyledir de gerçekten. Emekli olmadan gittiğimiz için ben şanslı hissettim açıkcası. Bence sizin aradığınız sakinlik, huzur değilse gitmeyin. Eğlence anlayışına göre beklentiye göre değişiyor memnun kalıp kalmamak. Gitmeye karar verdinizse de benim okuduğum gibi olumsuz yazılara kulak asmayın.

 Tatilin son günü gelip çattığında hiç ayrılmak istemedik buraları. Hatta Meriç dedi ki ‘keşke yeni gelmiş olsaydık buraya, yok yok anne o zaman yine zaman geçecekti ve biz gidecektik keşke burada yaşadığımız bir gün iki gün kadar sürseydi. Yani gün 24 saat değil de 48 saat olsaydı.’ Çocuk aklı ama çocuk haklı…

edrassa35k Resim 1623 Resim 1630 Resim 1647 edrassa20k

Eylül’de Adrasan Tatili – Bölüm 1

Yine aylardan Eylül benim için hüzün mevsimi… Kışın habercisi sarı yapraklar, sararmaya başlayan mandalinalar, serinleyen hava, kısalan gündüzler, çocukların okula başlaması vs. beni hep hüzünlendirir. Eylül bazen romantik, melankolik, fotojenik bir duruş sergilese de güzel hisler besleyemem ona karşı maalesef…

 Bu yıl ise Eylül’ü Adrasan’da, tatilde karşılayınca tadından yenmez oldu. Tatilimizi Adrasan’da yapacağız dediğimizde genelde ‘orası neresi?’ sorusu yöneltildi bize. Orası, bizim tatil anlayışımızın tam karşılığı… Huzuru, tertemiz masmavi denizi, büyüleyen doğal güzellikleri ile bizi mest eden kendine hayran bırakan bir yandan keşfedilemese de hep böyle doğal kalsa dediğimiz yerlerden. Gerçi aç gözlü rant avcıları tarafından keşfedilmiş ki bu yaz başında maalesef güzelim ormanı yakıldı. Gözümüz her iliştiğinde içimiz yandı yandı kavruldu. Nasıl bir vicdan anlaşılır gibi değil. 😦

Tatil için aylar öncesinden plan program yapmaya başlamıştım. Ben plan – program insanıyım akışına bırakmak bana göre değil, elimde değil yani. Bi kaç yıldır da Adrasan’da tatil yapmanın hayalini kuruyor, ve internette dolaşırken bulduğum çok içime sinen bir otelin sitesindeki fotoğraflara bakıp bakıp duruyordum. Tabi bu hayallerimi eşimle de paylaşıp onu da özendiriyordum. Hatta Meriç’e de göstermek istedim fotoğrafları ama bana dedi ki ‘anne bana sürpriz olsun.’ 🙂

Ve işte bu yıl hayallerimin gerçek olduğu o köyde o koyda ve o oteldeydik. Çok şükür…

 Tatil planı yaparken Fethiye’de yaşayan Haticem ile görüşebilmek için ve de yine görmeyi çok istediğim Kaputaş plajını görebilmek için güzergâh değiştirdim. Tabi ki Haticemi ve güzel ailesini görmek çok güzeldi, Kaputaş plajı nefisti ama yol öyle çok virajlı ve yorucuydu ki. Oysa normal İzmir – Antalya yolu çok daha kısa ve düzgünmüş. Öğrenmiş olduk.

Kaputaş Plajına gelince gerçekten görülmesi gereken doğa harikası bir plaj. Öyle güzel fotoğraflarını izlemiştim ki gitmeden önce yok ya bu kadar da olmaz dediğim fotoğraflardan bile güzeldi turkuaz rengi deniz. Yine bir virajı geçince karşına çıkıveren şahane bir sürpriz gibi. Bembeyaz minik taşlarla kaplı sahiline varmak için 187 basamak inmeniz gerekiyor. Bu bilgiyi gitmeden önce öğrenmiş planıma da yazmıştım ‘arabayı yol kenarına park edip 187 basamak ineceğiz’ diye. Hep dalgalı mıdır bilmiyorum ama o gün çok dalgalıydı. Dalgalarla eğlenip coştuk bizde. Ama koştura koştura selfie çeke çeke indiğimiz o 187 basamağı geride bırakmak yorucuydu doğrusu. Hele kucağımda Ekin ile…

Kaputaş Plajını geride bıraktıktan sonra yol daha da uzuuuun geldi. Bir an önce Adrasan’da olmak istiyorduk ama yol git git bitmiyordu. Sonra dağları tepeleri aşıp bir köy yoluna girdik harita bizi öyle yönlendiriyordu çünkü. Vardığımız yer bildiğin köydü evet, tarlalar, inekler falan… Meriç ve babası bana ‘sen nasıl bir yer buldun böyle’ der gibi bakıyorlardı endişelilerdi sanki biraz. Neyse uzatmayayım Adrasan işte orası. Denize yaklaştıkça da tatil köyü hissini veren şirin otelleri görmeye başladık, belli deniz orda bir yerlerde. Burada otellerin süslenmeye püslenmeye ihtiyacı yok doğa zaten öyle renkli öyle çekici ki…

Kaputaş Plajı’ndan fotoğraflar…

KAPUTAŞ2kKAPUTAŞ1kKAPUTAŞkKAPUTAŞ3kResim 1627KAPUTAŞ5 KAPUTAŞ4