Senenin En Güzel Zamanları Bunlar

Senede birkaç günü beraber geçirmek için özlem biriktirdik, hasret biriktirdik… Sonra ‘senenin hangi zamanı buluşalım’ diye konuşmaya başlayınca heyecan sardı içimizi. Ev sahibi olmak ayrı heyecan, planı yapan bendim bu sefer… O birkaç günü unutulmaz kılmak, bir yılın acısını en güzel şekilde çıkartmak istiyoruz hepimiz.

Planı yaparken daha çok önceden bizim keşfettiğimiz en güzel yerleri onlarla beraber gezmek oralara dostluğumuzun izini bırakmak istiyorum… Onlarsız yarım gezmişiz gibi tamamlamak istiyorum hatıraları…

Gündüzleri gezerek çocuklarımızı eşlerimizi de katarak eğlenip gezerken geceleri de onlar uyurken kendimize ayırdık tüm zamanı sabaha az kala uyuduk hiç istemeyerek, hiç doyamayarak birbirimize…

Her şeyden konuştuk, çocuklardan, eşlerden, üniversite yıllarımızdan… Bitmesin istedik ama kum saatinin kumları gibi geçiyordu hain zaman…

Yine nasıl geçti anlamadık, yine tadı damağımızda kaldı… Bir sonraki buluşmayı özlemle bekliyorum şimdiden…
30 Nisan gecesi gelen misafirlerimle 1 Mayıs Cuma günü Nazarköy’e gittik. Daha önce yazmıştım burayı pek bi değişiklik yok en önemli değişiklik kapanan birçok boncuk atölyesi… Önceki yazımı okumak için bir tık buraya

2 Mayıs Cumartesi günü en çok gitmek istediğim Urla Enginar Festivaline maalesef gidemedim. Nedeni aşırı kalabalıktan sıkılan kocalar ve aşırı kalabalıkta baş etmekte zorlanacağımız bebelerimiz. Urla’nın içine girdik festival alanını gördük ve kaçtık… Ama Balıklıova – Mordoğan – Karaburun turu yaptık. Daha önce gitmiştim yazmıştım bir şeyler isterseniz burayı bi tıklayın.

3 Mayıs için de planlarım olmasına rağmen dostlarım o gün öğleden sonra dönecekleri için evde zaman geçirmeyi tercih ettik.

En çok fotoğraf makinemi kullandığım zamanlar bunlar…

Bekle ki geçsin şimdi bir sene…

Üniversite arkadaşlarımla daha önceki geleneksel buluşmalarımızdan diğer yazılar…

1- https://sukriyekorkmaz.wordpress.com/2011/12/21/dostluk-guzel-sey/

2- https://sukriyekorkmaz.wordpress.com/2012/06/19/dostluk-guzel-sey-2/

3- https://sukriyekorkmaz.wordpress.com/2012/06/19/dostluk-guzel-sey-2/

 

 

 

Benim Sanal Dünyam

Sanal alemle ilk münasebetim (sanırım 2004 yılıydı) canım dostum Nigar sayesinde bir mail adresi alarak başladı. Onunla mektuplaşmak çok güzeldi eminim mailleşmekte güzel olacaktı. Zaten son zamanlarda postaneydi, puldu zor gelmeye başlamıştı.  Sonrasında MSN muhabbeti çıktı o daha da eğlenceliydi özellikle benim gibi telefonla uzun uzun konuşmaktan hoşlanmayan masa başı çalışan biri için MSN harika bir olaydı.

Yine bu aralarda fotoğraf tutkum beni çeşitli fotoğraf siteleriyle tanıştırdı. Fotokritik, EFC, Pozitifstil gibi siteler sayesinde ortak tutkusu, hobisi, aşkı fotoğraf olan binlerce kişiyle aynı ortamda olmak inanılmaz keyifliydi. Fotoğraf yükleyip yorumları beklemek, çok sevdiğin fotoğrafçıdan olumsuz da olsa yorum almak, ama en güzeli olumlu yorum almak bana çok iyi geliyordu. Ve tabi diğer fotoğrafçıların galerilerinde gezinmek, yaptıkları yorumları okumak da bir o kadar ufkumu genişletiyordu. Fotoğrafın buluşturduğu sanaldan gerçeğe dönüşen çok güzel dostluklarım oldu bu sayede. Bazılarıyla hiç görüşmedik ama kendimi çok yakın hissettiğim kişiler oldular.

Sonra efendim yıllardan 2007 ben Meriç’e hamileyim Facebook diye bir şey girdi hayatımıza. İlkokul arkadaşını bile bulabiliyormuşsun dediler. Sanal alem zaten ondan sonra iki döneme ayrıldı Facebook’tan önce Facebook’tan sonra…

Tanıdığım eşim dostumu eklediğim gibi tanımadığım yüzlerce fotoğrafçı arkadaşım da listemdeydi. Çok garipti. Yine önceleri Fotokritik’in uzantısı gibi kullanmaya başladık kendimizce çektiğimiz sanatsal fotoğraflarımızı paylaştık daha çok. Sonra Mevlana, Hayyam, Özdemir Asaf gibi ünlü şair düşünür ve yazarların sözlerini, şiirlerini paylaştık. Amman ne güzeldi. Beğene beğene geldik bugünlere… Şimdi gittiğimiz yerleri, yaptığımız kekleri, çocuğumuzun ay ay fotoğraflarını çoğunu tanımadığımız insanlara açtığımız bi acaip mecra oldu.

Sonra çoluk çocuğa da karışınca blog dünyasının kapılarını araladım Bu kız uyumuyor ne yapsam? Çok uyudu özledim. Kakasını tuvalete yapıyor ama çişini tutamıyor gibi paylaşımlarımı rahatça yapabildiğim blogger anneler ile tanıştım ve onlar vazgeçilmezim oldular. Bir gün bende hayatımı bu blogta toplamaya karar verdim. Tarihe not düşmelik anılarım oldu. Yazmak en güzeliydi.  

Günlerden bir gün Twitter diye bir kuş geldi gagaladı camımızı eksik kalmadık çok şükür buyur ettik kendisini sanal hayatımıza. Hatta kendisini o kadar sevdim ki ben Facebook’umu dondurdum bir süre. Laf sokmalık, bilgi almalık, bilgi vermelik güzel bir platformdu twitter. Hem kendi kendine konuşuyormuşsun gibi ama yüzlerce kişi duyuyor seni vay be! Ama tarihe geçen Gezi Olayı ile en Twitter daha bi değer kazandı benim için. Zaten ondan sonra Twitter sadece laylaylom yeri olmaktan öteye gitti… 

Ve şimdilik en son olarak -en azından benim için- Akıllı telefon hayatımıza girince İnstagram diye başka bir oluşumun içinde buldum kendimi. İnanılmaz bir serüven orası. Herkes zengin, herkes okuyor, herkes geziyor, herkesin bahçeli ve kocaman salonlu evi var. Çocuklarına çok çok acaip aktiviteler yaptırıyorlar sanırım hem zenginler hem en hakiki üstün zekalı çocuklar yetiştiriyorlar. Bana başlarda zenginlerin hayatını dikizliyormuş hissi gelse de meraktan mıdır nedendir kopamadığım bir mekan oldu. Genelde yine twitter, facebook’tan edindiğim arkadaşlarım var ama meğer hepsi zenginmiş, en güzel yerlerde tatil yapar, her gece başka alemlere dalarlarmış arkadaşlarım. İnstagram tozpembe, soap opera… Bak bak iç geçir 😉 Ve inanmazsın herkes kahve tiryakisi… O fincanlar ah o fincanlar… (benim de var he ) 

İnstagram’da bir de ünlüler falan da var gerçi heryerde varlar da işte burada da aktifler senin benim gibi ‘spordayım’, ‘yemekteyim’ falan gibi paylaşım yapıyorlar (peh sanki onlar uzayda yaşıyordu saçma oldu) gerçi baksan benim arkadaşlarımın paylaşımlarının da ondan kalır yanı yok ya neyse. O ünlü bir fotoğraf paylaşıyor hooop haydi herkes orada hayranlığını yazan mı, çamur atan mı ararsın, ayyy çok güzelmiş bunu nerden aldın Demet Abla! diyen mi? girişimci ruhların reklamlarını mı bulmazsın çok çok acaip. Hadi bu ünlü sana cevap verdi ‘Milanadon aldım o çantayı’ dediiii eee napıcan gidip alacan mı? Ay ne bileyim belki alırsın.

Sevmiyorsan ne işin var her platformda kapat hesaplarını bak işine de diyebilirsiniz de sevmiyorum diyen mi oldu? Seviyorum bizim ailenin paylaşımcı ruhu da benim, sizi de seviyorum hem 😉

 Ana girişimci – Hülya Çobanoğlu Cinsçiçekci’nin o güzel instagram yazısından sonra kendi sanal alemimin kronolojisine bir bakayım dedim işte bende durum bu 🙂

ingt

Dostlarımla…

dostlar45k Dostlar Buluşması 2014 konulu organizasyonumuzu da gerçekleştirdik. Offf bir sene daha bekle şimdi derdindeyim şu an…

Bu yıl İkinci kez Bilecik’te can dostum Nigar ve biraz daha genişleyen ailesinin yeni evinde toplaştık. Yeni minik bi ev sahibimiz daha vardı ismi Sare… Aslında tüm yazının konusu bile olabilir, o kadar çok sevdim ki. Bebek kokusunu, sakinliğini, dinginliğini… Öylece duruyor ama inanılmaz huzur veriyor…

Daha iki aylık olmasına rağmen çok iyi bir evsahibi. Annesi gezi planı yapmış, ben planı okurken yoruldum o bizle gezerken ‘gık’ demedi. Maceracı, gezenti aileye böyle bir Bebek Maşallah! Evet yazının tamamını ele geçirmek üzere 😉

Senenin en kıymetli bi kaç gününü doya doya geçirdik. Tam da istediğimiz gibi, hiç kasmadan telaş etmeden… Sabahları erken kalkıp uzuuun kahvaltılar yaptık. İlk gün Bilecik’in keşfedilmemiş yerlerini keşfetmeye çıktık. Şaka şaka yok öyle bir yer 🙂 Ama olsun yine de güzel yerlerdi, çocukların kendi kendilerine eğlendiği dolayısıyla bizim rahat muhabbet edebildiğimiz yer olması kafiydi zaten. Yeşillikler içinde doğanın kucağında mutlu saatler geçirdik. Geceleri yatma saatini geçe aldık zamanı en iyi değerlendirmek için.

İkinci gün yine erken kalkıp uzunnn bi kahvaltı ve sonra ver elini Eskişehir. Hep gitmek istediğim bir şehirdi, can dostlarımla birlikte gitmek varmış. Eskişehir’i gezip görünce Göknurcuğumun memleketini neden bu kadar sevdiğini anladım. Çünkü  İzmir’den sonra yaşanılacak şehir orası. Deniz yok ama bir çay (Porsuk) millete eğlence olmuş, bu kadar mı iyi değerlendirilir, adamlar yapmış abi. Hareketli, renkli, enerjik, yaşayan, nefis bir şehir işte. En çok uçsuz bucaksız gibi gelen Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı‘’nı, Porsuk Çayının kenarındaki cafelerin canlılığını sevdim.

Eve döndüğümüzde adamakıllı yorulmuşuz ama yine de kolay teslim etmedik uykuya kendimizi, saçma bi film izledik. Biraz balkon muhabbeti derken daha fazla dayanamayıp uyuduk. 

Ertesi sabah son uzunnn kahvaltımızı yaptık hani Cemal Süreya demiş ya ‘Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı’ aynen öyle hele de en sevdiğin dostların yanındaysa daha bi mutlu…

Kahvaltı sonrası benim planım çoluğu çocuğu toparlayıp eve doğru yola çıkmaktı, ertesi gün okul var, çocukların banyosu, beslenmesi şusu busu. Ama öyle olmadı. ‘Bi kahve içelim bi yerde öyle gidin’ dedi ev sahiplerimiz. Gittik kahve içtik, çay içtik… ‘Hadi biz kalkalım’ dedik, bu kez ‘geçen geldiğinizde gitmiştik ama şimdi çok değişti bir de şurayı görün’ dedi ev sahiplerimiz orayı da gördük derken saat hayli geç oldu. Birbirimizden ayrılmak ne kadar zor olsa da Canım Tülücüğümün yolda durup biryerlerde birşeyler içelim teklifini kabul edemedim. Çocukların banyosu falan malum.

Sağ salim döndüğümüzde Çoçukların banyosunu yaptırıp, uyutacak zamanı buldum ama keşke yolda durup Tülaylarla birşeyler içseydik demeden edemedim. Yine tadı damağımda kaldı…

Kızlara Not 1: Herşey harikaydı, şahaneydi, eşsizdi ama bu buluşmadan ‘aklında en çok yer eden ne’ derseniz kızlar: ‘İlerde … yapacağım’ dediğimde ‘senin ilerin mi kalmış’ diyen Nigi’min sözü derim 😉

Demeseydi iyiydi yahu. Çünkü hala ileride yapmayı düşündüğüm el işlerim var benim. Kanaviçe yapacağım, bebelere kıyafetler dikip, öreceğim, bol bol fotoğraf çekeceğim.

Kızlara Not 2: Bir de sizi çok seviyorum, nice buluşmalarımız olsun, her defasında çoğalalım ama eksilmeyelim…

Son bişi : Kocalarımıza kocaman bir teşekkür gönderelim, bu buluşmalarımızı destekleyip iyi birer arkadaş oldukları için, çocuklarımıza da çok teşekkür ederim her buluşmada biraz daha büyüyüp bize yaşlandığımızı hatırlatsalar da anlaştıkları ve uyumları için…dostlar3k

Bir Ben var Bende…

#blogfırtınası 4. gün

İşte özlemini duyduğun hayat başladı… İçinde hissettiğin tarifsiz şey ne? bir boşluk mu? Nasıl olur, hayat şimdi başlıyor senin için, heyecan, coşku, merak çok şey olabilir ama neden boşluk… Çok şey biriktirmiştin yıllarca, yapacak çok şeyin vardı. İstediğin oldu, nihayet emekli oldun çok sevdiğin evindesin. Hem de daima orada olacaksın…

Yapacak yığınla kek pasta tarifin var, çikolata parçaları, fındık kırıkları, çeşitli unlar, kremşanti, nişasta… bak binbir hevesle aldığın yumakların da orada kanaviçene kaldığın yerden devam edebilirsin… Ah çocuklarıma örerim diye aldığın onca yumak… Başlanmış ama bitirilememiş… İşte hepsi elinin altında. Hepsi için gerekli olan zamanın var artık. Bir kahve koyar fincana düşünürsün hangisinden başlayacağını… Neden heyecanlı değilsin neden bu kadar hüzünlüsün be kadın! Ağlayacak mısın yoksa?

Fotoğraf ya fotoğraf, ona da mutlaka zaman ayırmalısın hadi en güzel fotoğrafını çek de as şu duvara artık, bak hala boş… Hani demiştin ya buraya kendi çektiğim fotoğrafı asacağım diye… Ne düşünüyorsun? Anladım karar veremiyorsun gene, çocuklarının fotoğrafını mı çekip assan yoksa Meriç Nehrini mi yeniden çekip assan? E ikisini de çek ve as…

Sonunda gözlerini aldın uzaklardan da kalktın o koltuktan. Sofrayı hazırlıyorsun… Evdesin ve böylesi özensiz bir sofra mı kuracaksın? Ah sadece iki tabak öyle mi?

Bir dakika ya çocuklar??? Ne biri evlendi mi? Ya diğeri? Üniversite de öyle mi?… Onun için mi bu hüzün? Ağlıyor musun?

Zaman geçmiş demek o kadar… Şimdi sen evdesin onlar yoklar… Kanaviçe yapmaya bol zamanın var, eteğinden çekiştirecek bir bebeğin yok ortada ama senin gözlerin eskisi gibi görmüyor, yapamıyorsun. O kadar pasta tarifi var bekleyen yapsan ne olacak çocukların yanında değil, senin de malum dikkat etmen gerek, yapamıyorsun… O yarım kalmış örgüler… Kime olacak artık… Fotoğraf peşinde koşacak dermanın da yok ki… Çekeyim desen ellerin titriyordur net olmaz… Artık hayat bundan sonra sana flu zaten…

Not. Bugün fırtınanın 4.günüymüş meğer, sonradan katıldığım fırtınanın 3 ve 4. gün yazıları aynı günde yayınlıyorum.

İlgili Link http://tamamenatiyorum.com/2013/11/30/blog-firtinasi/

Sosyetik Fotoğrafçı!

Samsun’un en sosyetik dergisine Fotoğraflarımla misafir oldum. Derginin adı Samsun Haber Hayat. Adından da anlaşılacağı gibi Samsun’da yayınlanan bir dergi. Tamam başlıkta biraz abartı yapmış olabilirim yani sosyetik fotoğrafçı falan olmadım, sosyete fotoğrafçısı hiç olmadım ama bu güzel dergide özgeçmişime ve 7 (yedi) adet fotoğrafıma yer verdiler. Daha önce de İzmir’in popüler bir dergisinde (İzmir Life) fotoğraflarım yer almıştı. (öhöm öhöm :))

Benim için hoş bir anı oldu. Vesile olduğu için canım arkadaşım Serar’a teşekkür ederek sizlerle de paylaşmak istedim.

İşte o fotoğraflar… Kapakta fotoğrafımı göremeyince bozulmadım değil 😉

samsunhaberhayathaberhayathaberhayat3haberhayat2

Sonbaharın vedası…

Pazar sabahı Ekin’i uyutup, babasının yanına yatırdım ve her zamanki gibi erkenden uyanan Kumrimle yürüyüşe çıktık. Benim asıl niyetim hem Kumrimle kardeşi olmadan zaman geçirmek hem de bir kaç kare fotoğraf çekebilmekti, fotoğraf aşkı olanlar beni anlar ancak, o deklanşör sesini uzun süre duymazsanız eksik kaldığınızı hissedersiniz. Tamam evde kızlarımı çekiyorum, yaptığım kekleri börekleri falan çekiyorum ama gönlümdeki fotoğrafçılık bu değil tabi. Önce park ziyareti yaptık. Bizimki oynadı, zıpladı, koşturdu, böcek aradı, güzel taşlar buldu. Yetmedi köpek, kedi fotoğrafı çekti, o da yetmedi ‘anne şunu çek bunu çek’ diye beni yönlendirdi 🙂

Anladım ki o da özlemiş dışarıda başbaşa geçirdiğimiz zamanları. Bir kere kardeşini de alıp gitmiştik, Ekincik öyle ağlamıştı ki geri dönmek zorunda kalmıştık o zaman, Meriç üzülmüştü  ama yine de anlayış göstermişti. Benim de içime dokunmuştu onun hali.

O gün Ekin’in uykusu uzun sürdü de biz de soğuk falan dinlemeden boş sokakların tadını çıkardık. Kumrim eğlendi. Ben bir kaç kare fotoğraf çektim, kendime geldim. İnanmazsınız belki ama nefes aldığımı hissettim. Arkadaşlarımızla yaptığımız fotoğraf gezilerimizi de çok özledim. Acaba ne zaman çıkabileceğim tekrar? 

Kızımla çıktığım fotoğraf gezisinden fotoğraflar… Sonbaharın vedasını şehrin arasına sıkışmış bir parkta yakaladık, sonbahara özgü renkleri kış günü bulmakta İzmir’e has güzelliklerden biri olsa gerek.

Modelliği kızım yaptı, model çocuk olunca sonbaharın fotoğraflarda tamamlayıcısı olan kırmızı şemsiye böyle komik oldu,kırmızı  çocuk şemsiyesi 🙂 

çiçi şemsiye boncuk yaprak meric3 meric2 meriç halka

Atlı karınca dönüyor dönüyor…

Fotoğraf makinama hakettiği ilgiyi gösteremediğim için üzülüyorum hiç fırsatım olmuyor ne yazık ki. Hatta terzi kendi söküğü dikemezmiş derler ya doğru dürüst hamilelik fotoğrafım bile yok. Ama düğünlere giderken yanıma almayı unutmuyorum o zaman da çektiklerim bildiğiniz hatıra fotoğrafından öte olmuyor, ailenizin şipşakçısı muamelesi yapılıyor biraz ama olsun hiç değilse o işe yarasın.

Geçenlerde bir düğünde ona bile izin verilmeyecekti nerdeyse, salonun fotoğrafçısı geldi ‘profesyonel makina ile fotoğraf çekmek yasak’ dedi. ‘Neden, ben kendi masamı çekiyorum ne sakıncası var’ dedim de iyi tamam diye mırıldandı gitti. O da ekmek parası derdinde tabi. 

Geçenlerde fuarda yapılan bir düğüne giderken kocama ‘biraz erken çıkalım da fırsattan istifade Lunaparka falan gidip çekim yapalım’ dedim. Bu fikir en çok Meriç’in hoşuna gitti tabi.

Sizlerle de hatıra fotoğrafı ile karışık Lunapark çekimimizi paylaşmak istedim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Dostluk Güzel Şey – 2

Gelenekselleştirmeye çalıştırdığımız dostlar buluşmamızın bu sene ki ayağı İzmir’de yapıldı yani heyecanlı ve mutlu ev sahibi bu kez bendim. 

Hep özlemini duyduğum canım dostlarım dağları denizleri aşıp bize geldiler bende bir kaç günlüğüne her şeyden uzaklaşıp adeta bambaşka bir alemde yaşadım onlarla. 14 sene olmuş mezun olalı ama dostluğumuz hep aynı tazelikte. Birbirimizin yanında kendimizi hala o arkadaşlığımızın ilk başladığı zamanlardaki kadar genç hissediyoruz. Ama sonra da bakıyoruz ki hepimizin (Emine hariç) kucağında bir bebe. Olsun bu halimizde oldukça şenlikli. Çok sevdiğim dostumun bebesini kendi bebem kadar seviyorum ona bakınca annesinin çocuk gözlerini görüyorum. Onun bir parçası nasıl sevilmez ki. Yeğen sevgisi de böyle birşey olmalı…

Muhabbetlerimiz, çocuklarımızdan, yaşadıklarımızdan, hayallerimizden daha çok aradaki görüşemediğimiz zamanı kapatma ihtiyacımızdan. Hep konuşsunlar dinleyeyim istiyorum. Hamileyim diye beni geç saatlere kadar tutmak istemediklerinden, dinlenmemi istediklerinden gecenin ilerleyen saatlerinde yatağa gönderdiklerinde ‘siz de yatın artık ama’ diyerek yatağa gitsem de aklım onların muhabbetlerinde kaldı. 

İzmir maalesef çok sıcaktı. Deniz kenarı bir yerlere gidebilirdik ama onlar zaten dönüşte deniz tatili yapacaklardı yani denize doyacaklardı bizde kızlarla kocaları ve çocukları Konak Pier’de bırakıp kısa bir Konak – Kemeraltı turu yaptık. Sıcağa ve çocukların zırlamasına daha fazla katlanamayan kocaların telefonuyla alışveriş maceramıza nokta koyup okul zamanlarımızda onlara hasretle bahsettiğim Tire’ye ve köyüme gittik. Onlarla Tire’de olmak sanki bir boşluğu doldurdu benim için, sevdayla bağlandığım şehirde dostlarımlaydım…

Pazartesi sabahı ayrılık zamanıydı ben işe geldim onlar da yola çıktılar yine tadı damağımda kalan bir dostlar buluşmasıydı, yine zaman nasıl geçti de ayrılık anı geliverdi anlamadım aylarca bekle bekle göz açıp kapayana dek geçip gitsin… Gitmeden seneye İnşallah Tekirdağ’da (Tülaycığımda) buluşma planı yaptık, yapacaklarımıza dair hayaller kurduk. Ayrılığımıza dair üzüntümüzün yerini bu hayallere bırakıp vedalaştık… 

Geçen yıl Nigimde buluşmuştuk, Nigimin buluşma öncesi parmaklarından dökülen güzel yazısı da burada

Nigar, Tülay, Emine ve sizin çocuklarınız ve sizin kocalarınız ne iyi yaptınız geldiniz bir sene idare eder mi bilmiyorum ama müthiş güzel bir enerji verdiniz bana yine gelin 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burçin…

Şirketimizde işe yeni başlayan fotoğraf çekilmeye pek hevesli olduğunu görüp de çok sevindiğim hatta daha önce bir kaç fotoğrafçıya da modellik yaptığını öğrendiğim Burçin ile İzotaş’ta (İzmir Şehirlerarası Otobüs Terminali) fotoğraf çekimi yaptık tamamen eğlencelik 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.