Sana Saatler kala… (Ekin’imize)

Yine duygularımı ifade etmekte zorlandığım bir dönemde yok yok dönüm noktasındayım. Üç kişilik çekirdek ailemiz seninle dört kişi olacak. Biliyorum bu cümlede kullanıldığı gibi basit olmayacak herşey. İki kişilik bir aileyken biz, ablanın canımıza can, yolumuza yoldaş olmasıyla birlikte aile kavramı bambaşka bir boyut kazandı. Çok ulvi bir duyguydu evlat sahibi olmak. Şimdi seninle iki evladımız olacak…

Heyecanımı anlatmaya kelimelerim yetmez ve açıkcası korkmuyor da değilim. Ama hepsinden önemlisi gerçekten mutluyum. Hamilelik öyle güzel bir şey ki… Anne olmaya, sana hazırlanmaya daha o zaman başlıyorum. Seninle iletişimimiz yarın başlamayacak ki biz dokuz aydır beraber yaşıyoruz zaten sevincimizi, hüznümüzü… Ağlayacak olsam seni düşünüyorum etkilenir misin acaba diye, bir şey yemeden önce sana ne faydası var diye bakıyorum… Uzun süre hareket etmediğinde endişeleniyorum, hareketlerini hissettikçe de bir o kadar seviniyorum. Yani dokuz aydır seninle nefes alıyorum… Evet baban ve ablan da hareketlerine çoğu zaman tanıklık ediyor, keyifleniyorlar ama ben çok daha şanslıyım seni içimde büyütmek gibi kutsal bir görevi Allah bana verdiği için.

Tüm bunlara rağmen doğumunu bize katılacağın anı içim pır pır ederek bekliyorum Ekin’im… Nefesini kokunu hissedeceğim o kutsal anı yüreğim ağzımda bekliyorum. Merak ediyorum nasıl bir bebek olacağını, sürekli ağlayıp geceler gündüzlerimize mi karışacak, şu okuduğum kitaplar gerçekten kurtarıcım mı olacak? merakla bekliyorum. Sen sağlıkla gel de varsın gecem gündüzüme karışsın… Şimdi tek dileğim bu. Seni sağlıkla kucaklayabilmek… 

He bu arada baban ve ablan da çok heyecanlı. Ablanı görsen onunla gurur duyardın biz duyuyoruz. Benim sinir olduğum ‘kıskanacak mısın kardeşini?’ sorularının hakkından öyle iyi geliyor ki.  Çoktan kabullendi seni, biran önce gelmeni istiyor. Seni şimdiden ailenin bir üyesi olarak görüyor, herşeyini paylaşmaya çoktan hazır. Sana hediyeler hazırlıyor 🙂 İnşallah sende onu çok seveceksin, onu ve hepimizi… 

37. Hafta – Az Kaldı Az

Ve artık evimden bildiriyorum…

Doğuma günler kala doğum iznine nihayet başladım. Kumrimle çok güzel zaman geçiriyoruz. Sabahları onu güle oynaya okula bırakıp onun olmadığı saatlerde yapılacak işlerimi hallediyorum. Öğleyin okulun bitiş saatinde kızımı okuldan almanın keyfi öyle güzel ki. Evde çeşitli faaliyetler yapıyoruz, kitap okuyoruz, kek yapıyoruz yani çok eğleniyoruz.

Onun dışında kalan ufak tefek eksiklerimi tamamlamaya çalışıyorum. Arkadaşlarımla, komşularımla zaman geçiriyorum. Kısacası evde zaman geçirmek benim ve kızım için çok güzel tabi eve geldiğinde mutfaktan gelen güzel kokular mest olan eşim de bu durumdan memnun. Televizyona, bilgisayara zamanım pek kalmıyor. Dolayısıyla yazı yazmaya da zaman bulamıyorum ŞİMDİDEN! Televizyon gündüzleri çok acaip, kahvemi alıp şöle bi kadın programı izlemek için TV karşısına geçiyorum ne göreyim konu cinayet ve cinayetle birlikte meydana çıkan abuk sabuk ilişkiler. İçim daralıyor. Başka bir program evlilik programı eğlence olur diye açıyorum yok valla ben eğlenmiyorum daralıyorum. Televizyonu kapatıyorum.  Nadir de olsa fotoğraf çekiyorum.

Bugünlerde sağlık sıhhatin ne durumda derseniz çok şükür iyiyim. Ağrım, sancım yok ama eşim geçen akşam salonda yatmış bilin bakalım neden çünkü ben horluyormuşum. Çok bozuldum yaptığına uykusuz kalsın istemezdim tabi ama yine de bozuldum. Horlamam ben de diyemiyorum gündüzleri de nefes almakta zorlandığımı hissediyorum çünkü, gece de horlamam normal bu kadar yük taşımak kolay değil napalım. Kocamda şimdiden salona taşınmış oldu bu arada ama öyle kolay değil kaçmak değil mi? 😉

Cuma günü doktor randevum var şimdiden heyecanlıyım. Doğuma günler kaldı, zaman çok hızlı geçiyor. Bebeğimi kucağıma almak için sabırsızlanırken bir yandan da bir daha böyle sakin bir hayatımız olmayacağı düşüncesiyle irkiliyorum… Meriç ise sabırsız ne zaman gelecek kardeşim ne zaman deyip duruyor. Ben de sıkılınca da ne zaman gidecek demezsin inşallah diye dua ediyorum.  

İşte böyle…  Tekrar ne zaman yazarım bilmiyorum. Siz benim her an doğurma ihtimalime karşı bana dualarınızı göndermeyi ihmal etmeyin 🙂

 

35.36 Haftalar – Mis kokulu bebek odası

Haftalar öyle çabuk geçiyor ki nasıl geçtiğini anlamıyorum ve iki haftayı birden yazmak durumunda kalıyorum, bir yandan zaman geçsin bebeğime sağlıkla kavuşup kucağıma alayım derken bir yandan da bu zamanların keyfine varmaya çalışıyorum. Ama gerçek şu ki bu zamanlar öyle kolay geçmiyor artık. Kilom arttıkça çoğu şeyden elimi ayağımı çekmek zorunda kalıyorum mecburen. Yatabilmek, oturabilmek, giyinebilmek bile iyiden iyiye zorlaştı. Bu kez ilk hamileliğimde olduğu gibi kilo almadım diye başta sevinsem de son haftalarda çok kilo aldım. Az yiyeceğim diye oturduğum sofradan son kalkan olduğumu farkettiğimde anlıyorum ama haliyle iş işten geçmiş oluyor. 

Geçen hafta annem geldi ve bizimle kalmaya başladı aslında benim için değil, ben çalışmaya devam ettiğim için Meriç’i okula bırakıp, çıkışta okuldan almak ve onunla ilgilenmek için geldi. Ama anne bu durur mu? Eve gidince tertemiz bir ev, sıcacık mis gibi yemek bulmak gibisi yok. 

Annemi bulmuşken beraber Bebeğimizin çamaşırlarını da hazırladık. Onları yıkayıp, ütüledik ve dolabına yerleştirdik. Yatağını, odasını düzenledik. Odası şimdiden mis gibi koktu.  Bu hafta da hastane çantamı hazırlamaya başladım. Bebeğe kaç takım kıyafet alsam, kendime kaç gecelik alsam bilemedim. Ama ben kendimi tanıyorsam eminim gerekli gereksiz bir dolu şeyle belki lazım olur diyerek çantamı dolduracağım.

Dün doktor kontrolüm vardı. Yeni doktorla ilk kontrol iyi geçti. Kendisi daha önceden tanıdığım bir doktordu zaten, ne sorsam hep ayrıntılı bilgiler verip beni ve eşimi çok rahatlattı. Muayenemiz normalden uzun sürdü sorularım ve doktorun ayrıntılı cevapları sayesinde iyi de oldu. Bu kez renkli doppler ile bebeğime baktı ve şükür anormal bir şey olmadığını söyledi. Kilosu 2630 gr. olmuş. Doğuma kadar üç kiloyu geçmesini istiyorum ben. Tracy Hogg üç kilonun altında doğan bebeklerin kolik olma ihtimalinin daha fazla olduğunu yazıyor.  

Bu arada Harvey Karp ve Tracy Hogg çoğu konuda farklı düşünüyorlar… Ve benim de inandığım bir şey var ki her bebek birbirinden farklıdır ve onu en iyi annesi anlar… 

İşte son durum

33. – 34. hafta – Telaşlı şeyler

Geçen hafta Kumrimin okula başlaması heyecanıyla yazamadım. İşte o hafta dişçi maceram oldu ki paylaşmadan edemedim. Şöyle ki ben bu iyot kısıtlı diyeti yaparken bir çok vitamini de alamadım. Mesela süt ve süt ürünleri yeyip içemedim. Durum böyle olunca ben diyeyim bir ay siz diyin 2 ay öncesi bir gün sakız çiğnerken dişim kırıldı. Ben dişçi koltuğuna hiç oturmamış biri olarak bu durumu çok da önemsemedim, acı yok, ağrı yok deyip ilaç morfin gibi şeyler de almak istemediğim için doğumdan sonra giderim diyerek ihmal ettim.

Ama birgün öyle bir acı çektim ki, hani derler ya insanın neresi ağrırsa canı oradaymış aynen öyle ben böyle bir ağrı yaşamamıştım. Günlerden cumartesi  olduğu için tavsiye edilen diş doktorlarından hiçbirine ulaşamadım önce, sonra bir diş polikliniğine daldık ki dişim kırıldığı günlerde gelsek ufak bir operasyonla dolgu yapılıp geçilecekken, kanal tedavisine başlandı. ‘Morfinle uyuşturmak zorundayız yoksa dayanamazsınız’ falan dedi doktor ben ‘dayanırım morfinsiz olsun’ dedim. Ve dayandım 🙂 Ağrı eşiğimin yüksek olduğunu ilk doğum maceramdan sonra ikinci kez dişçi koltuğunda anlamış olduk.

Bu hafta ise iki hafta önce gittiğimde kadın doğum doktorum bundan böyle iki haftada bir görüşelim dediği için dün hastaneye gittik. Bebeğimi sık görmek beni mutlu etti, kilosu 2600 gr. olmuş, ters bişi yok çok şükür. Bu hafta ilk kez NST denen cihaza bağlandık. Onun sonuçları da normal çıktı. Ama bu kontrolde doktorum hastaneden ayrılacağını başka bir hastanede başlayacağını söyledi işte buna çok canım sıkıldı. Öyle ki akşam uykum bile kaçtı bu sebepten. Hastane bize çok uyan bir konumdaydı, maddi anlamda da bizi zorlamayan bir hastaneydi. Doktorum aynı hastanede başka bir doktoru tavsiye etti o da tanıdığım biri ama kararsızım belki doktorumun gittiği hastaneye giderim peşinden belki tavsiye ettiği doktorla devam ederim. Vardır bir hayır diyelim hayır olsun inşallah…

Bu arada dün kuzenim doğum yaptı. Aramızda iki hafta vardı halbuki neden öyle erken davrandı bebişi bilmiyorum. Çok şükür ikisi de sağlıklı. Ama beni aldı mı bir telaş ben hep zamanında gelecekmiş gibi yavaştan yavaştan yapıyorum hazırlıklarımı ablası tam da doktorun verdiği tarihte katılmıştı ya hayatımıza ondan sanırım. Bu kez de öyle olacak diye bir şey yok, gerçi doktorun verdiği tarih tam Kurban Bayramının ilk günü olduğu için de tedirgindim ya neyse…  Henüz karnımdaki bebeğe sesleniyorum ben sürprizlerle arası çok da iyi olmayan biriyim ona göre mümkünse zamanında sağlıkla gelebilir misin lütfen 🙂

 

32. Hafta – Güzel şeyler

32. haftayı geride bıraktığım bugünlerde oldukça heyecanlı ve güzel şeyler yaşadım. Öncelikle en keyiflilerinden olan bebek alışverişimizin önemli bir kısmını yapmış bulunmaktayız ki kızımın süpriz yapıp gelme durumunda hala bir donunun bile olmayışı beni korkutuyordu. İlk alışverişimi internetten yapmıştım. İkinci ve en keyiflisini annemle Kemeraltındaki Barış Bebe bebek alışveriş merkezinden yaptık. Öyle güzel şeyler vardı ki minimini, sevimli böyle olunca elimdeki ihtiyaç listesinin dışına da çıktık tabi. Üçüncü etabını da sevgili kocacımla Hello Baby’den yaptık. Aslında kocamla alışveriş pek zevkli değildir o hiç hoşlanmaz öyle dolaşmaktan, kalabalıktan onu mu alsam bunu mu alsam karmaşasından. Ama bebek alışverişimizde hiç mızmızlanmadı tam tersi hoşuna giden birşey olduğunda ‘bizde bundan var mıydı? Şunu da alalım mı?’ bile dedi. Ne yalan söyliim onu böyle heyecanlı ve alışveriş konusunda istekli görmek çok da hoşuma gitti.  Bu arada listedeki eksikler azalıyor ama bitmiyor. Aldıklarımı yıkayıp ütülemek için sabırsızlanıyorum ama bunun için erken sanırım değil mi?

 Dün doktor muayenem vardı, ilk kez Kumrimde bizimle geldi. Minik ablamız kardeşini göreceği için önce bir heyecanlandı  aslında ben bile heyecanlandım ilk abla ve kardeş buluşmasından dolayı. Şükür güzel bir muayene geçirdik doktorum Meriç’e bak burası yüzü, bunlar ayakları, bu kalbi vs. diye Meriç’e anlattı, Meriç’te kocaman gözlerle baktı ekrana. Ultrason çıktılarını ise uzun süre elinden bırakmadı. Bunlar benim, ben saklayacağım dedi durdu. Bir de o çok sevdiği kardeşinin görüntülerini maymuna benzetmese iyiydi 😦

Doktorum bebeğimin iyi göründüğünü söyledi, suyumun miktarı da iyiymiş. Kilosu 2.130 gr. olmuş. Onun kilosunu beğendi de benim kilomu fazla buldu. Çok normal çünkü ben bayramda çatlayana kadar yiyip içtim. Şu anda 13 kilo almış bulunmaktayım. 

Ve bu hafta beni çok mutlu eden bir başka haber var kiiii bu aramızda kalmalı kardeşim ”daha çok erken kimseye söyleme” dedi çünkü: Veee ben teyze oluyorummm! bu gerçekten beni çok mutlu etti, gerçek şu ki çok özendiğim bir duyguydu teyze olmak, belki sırf bu yüzden evlendiklerinden beri, bebek konusunda annemden ve kardeşimin kayınvalidesinden çok ben baskı yaptım. İnşallah kardeşim de rahat, sağlıklı bir hamilelik geçirir ve sağlıkla bebeğini kucağına alır.

Alttaki fotoğraf Papatya Prenses’in sitesinden alınmıştır, kendim yapmayı çok istemiştim ama ben hazır aldım maalesef beceri işte 🙂

 

31. Hafta – Şaşkın Gebe

Meriç’in aslında yaşına göre normal olan davranış, hal, hareket ve konuşmalarına bile şaşırıp duruyorum ya hani ben, hangi ara büyüdü bu kız böyle diye şaşkın şaşkın düşünüp duruyorum ya, işte şimdi karnımdaki bebe için başladım aynı şaşkınlıklara. Daha çooook zaman varmış gibi gelirken, şimdi doğum ne zaman diye soranlara iki aydan az dediğimde ağzımdan çıkan cevaba önce kendim şaşırıyorum. Onun içimde büyüdüğünü hissetmek keyifli olduğu kadar heyecan verici, doğumu düşündükçe ise… hımmm karışık 🙂

Akıp giden zamanın içerisinde şaşkınlıklarıma yenilerini ekleyip koca göbeğimle yuvarlanıp giderken artık alışveriş zamanı geldi diyerek yarın için annemle sözleştik. Annemle bir çok konuda olduğu gibi alışveriş konusunda da çok iyi anlaşırız. O yüzden yarını heyecanla bekliyorum.

Alacaklarımın listesini yaptım bazı siparişleri de internetten verdiğim halde bir günde bitecek gibi değil ama hiç değilse önemli olanları halletmiş oluruz. Kendimi hareketlerimin hissedilir şekilde kısıtlanmasına rağmen iyi hissediyorum en çok Meriç ile beraberken zorlandığımı hissediyorum, yat-kalk-koş-sürün gibi eğitimler ağır geliyor haliyle zaten yeteri kadar ağır olan bünyeme. Bunun dışında iki haftadır  mide yanması sorunum var ki ne yesem yanıyor gibi. Yediklerime bebişimin tepkisini hissetmek ise çok eğlenceli. Benim aksime tatlıya bayılıyor bu bebiş 🙂

Geçen haftayı bayramdı, misafirdi, tatildi derken yazamadım ya biraz da bayramdan bahsedeyim; Bu bayramı annemlerde bütün aile bir arada geçirdik. Bu yüzden çok özeldi. Kızkardeşim arşı arşı memleketlere gelin gidince böyle oluyor beraber geçirilen bayramlar daha kıymetli oluyor… Sabahları erken kalkan Meriç sayesinde kardeşim, ben ve Meriç annemlerdeki Meriç’in odasında çok keyifli bol kahkahalı sabahlar geçirdik, Meriç’in kardeşi de bize eşlik etmek istercesine, ben de buradayım dercesine hareketleriyle kendini hissettirdi ki Meriç bi keresinde ”Anne kardeşim bize gösteri yapıyor galiba” dedi. Bayram tatili bittiğinde kardeşimi uğurlarken ise benim sessiz gözyaşlarıma inat Kumri çok ağladı, yalvardı gitmeyin diye, hepimiz çok üzüldük onun bu yakarışlarına teyzesine olan sevgisi çok başka çok özel…

Haftaya ise 32. hafta bitmiş olacak ve yasal olarak başlayacak olan doğum iznimin bir ayını doğum sonrası kullanmak için erteleyeceğim . Ama düşündüm de 32. hafta da izin kullanılması aslında çok doğru düşünülmüş. İşim beni yormasa da artık izne ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Ama işte sonrasını düşündüğüm için de çarçur etmeyeyim iznimi diye erteliyorum.

Çok dağınık yazdığımı farkettim ama zaten kafam da aynen böyle deyip durumu özetleyip huzurlarınızdan ayrılıyorum… 

 

29. Hafta – Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın

Bu hafta şikayet yok söz 🙂

Bir kere iyot kısıtlı diyete veda ettim en çok ona seviniyorum. Tokken yapılan 75 gr.’lik şeker yüklemesinin sonucunda yüksek çıkan şekerim neyse ki açken yaptırdığım 100 gr’lik şeker yüklemesinde normal çıktı. Saatler süren açlık, mide bulantısının sonucunda yeni bir diyet yapmak zorunda kalmayacağım için bu sıkıntıları da unuttum gitti. Bu arada şeker yüklemesi ilk hamileliğimde yapılmayan bir testti. 

Kendimi bebeğimin tekmelerini hissettikçe daha iyi hissediyorum. Uzun süre hareketlerini hissetmediğimde ise gergin oluyorum. Mesela geçenlerde iş yerinde stresli, sıkıntılı bir gün geçirmiş üstüne bir de bebeğimin hareketlerini pek hissetmediğim için  iyice gerilmiştim. Aynı günün akşamında eşim elini göbeğime koydu ve ”nasılmış bugün benim meleğim?” dedi. Ben de o an ona patladım ”ne bileyim ben nasıl, sanki bütün gün ultrason aletiyle dolaşıyorum bıdı bıdı… ”Adamcağız neye uğradığını şaşırdı tabi. Sonrasında koltuğa uzandığımda minik meleğim tekmeleri art arda sıraladığında ”babası hiç sormuyorsun kızım nasıl diye” dedim. Bana öyle bir bakışı vardı ki ama sadece ”ah senin şu hormonların” diyebildi. Adam sabır küpü oldu resmen 🙂 (bu arada ultrason aletiyle dolaşmakta fena fikir değilmiş di mi?)

Bu hafta ayaklarım çok şişti, diyeti bıraktım diye tuzu fazla mı kaçırdım ya da hareketsizlikten mi bilmiyorum ama şükür o da bugünlerde normale döndü. Normal sızlanmalar dışında çok şükür iyiyim. Harvey Karp’ın Mahallenin En mutlu Bebeği isimli kitabını okudum. Okuduklarımı hayata geçirmekte kolay olur inşallah. Ama annelik fedakarlık demek zaten çok ta kolay olmayacağını biliyorum. Şu an her ne kadar Kumrimi büyütüp daha düzenli bir hayata geçmiş olsam da, bebeğimin gelmesiyle bu düzen altüst olacak olsa da ve bundan gözüm biraz korksa da, heyecanla bekliyorum Elif Ekin‘imizi 😉

Hem şöyle bir söz vardı Elif Şafak’ın Aşk isimli kitabında Şems’in Kırk Kuralı içerisinde yer alan ve benim çok sevdiğim:

“Hakk’ ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.

Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.

“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme.

Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”

Alışveriş olayına kaplumbağa hızıyla devam ediyorum. Park yatakta karar kıldım, siparişini de verdim. Bayramdan sonra da annemle alışverişe çıkacağız hızlandıracağız şu işi. Sende o zamana kadar uslu dur bebeğim 🙂

28. Hafta – Eyvah yine mi diyet?

Dün sabah saatlerinde bu yazıyı yazıyor olsaydım ohhh çok mutluyum sevgili günlük diye yazıma başlıyor olacaktım. Evet tahmin ettiğiniz gibi yine bir sızlanma yazısı. Hatta isyanlardayım…

Salı günü gittiğim doktor kontrolüm çok iyi geçti bebeğimi gördüm nerdeyse 1.5 ay olmuştu görüşmeyeli, iyi de gördüm şükür büyümüş, serpilmiş daracık yeri olmasına rağmen kıpır kıpır, doktor kilosuna 1200 gr. dedi. Maşallah! Sonra rutin muhabbetlerimizi yaptık, şikayetin var mı? ilaçların bitti mi? kilon, yediklerin (ya da yemediklerim) derken ‘sana şeker yüklemesi yapılmadı mı?’ dedi (tam da tatilime gelen randevu tarihini değiştirdiğim için 24 – 28. haftalar arasında yapılan bu tahlil yapılmamıştı.) Ben yapılmadığını söyleyince ‘yapalım onu önemli’ dedi. Doktor’a karşı gelmek olmaz tabi ama Allah biliyor ya ben hiç istemedim o şeker yüklemesini. Neyse aldım 75 gr. Glukoz ve 500 ml. su indim laboratuvara, glukoz ve suyu bir güzel karıştırdı abla. O şeyi içmeden önce kan aldılar, içtikten sonra da iki kez birer saat arayla kan aldılar. Bu arada ben tiroid değerlerime de bakılsın istediğimden fazla kan aldılar.

Neyse çıktım hastaneden midem allak bullak olmuş şekilde. Ertesi gün de hastanenin sitesinden sonuçlarımı aldım, şöööle bir baktım aman herşeyim nerdeyse normal hatta en çok merak ettiğim tiroid değerlerim bile. Hemşire arkadaşım sonuçlarıma baktı ‘normal’ dedi. Ben rahatladım tabi. Sonra ertesi gün nasıl aklıma geldiyse kadın doğum doktorum ve endokrinoloji doktoruma da bir göstereyim bakiim dedim sonuçlarımı. Kadın doğumcum: ‘şekerin yüksek çıkmış gel 100 gr’lık glukozla tekrar yükleme yapılsın’ dedi. Meğer normal değerler arasında görülmesine rağmen benim ikinci saatte 153 olan değerimin 130-140 civarı çıkması gerekirmiş. ‘Belki tokken yüklendiği içindir’ falan desem de yapılacaktı işte yeni yükleme. Bu kez acaba tiroid yüzünden mi diye diğer doktorumu aradım sonuçlarımı faksladım şekerin yüksek çıkmış diğer yüklemeyi yaptır görüşelim dedi. Ama bir de iyi bir şey var ki  Tiroid değerlerim ikidir normal çıktığı için diyeti bırakmamı da söyledi. Sevinmesine çok sevindim de şeker olayı kafamı kurcaladı. Bi kaç gün sonra gidip ikinci yüklemeyi de yapacağız İnşallah bu kez iyi gelir sonuçlar da yeni bir diyet listesi girmez hamilelik hayatıma.

Tatlıyla, şekerle aram pek iyi olmamasına rağmen bu  haftayı da böyle fazla şekerli bir gebiş olarak kapattık…  ha bu arada şeker demişken siz şekerle ilgili şu yazımı okumuş muydunuz? 🙂 

27. Hafta – Duygusal ve Kararsız Gebe

Bu haftalar pek bir zormuş sevgili okur. Öncelikle duygusal açıdan… Babamın mide rahatsızlığı, tuttuğu Oruç nedeniyle nüksetmiş ona ağlarım, kızım bir söz söyler taaa içime dokunur ona ağlarım, günceli takip edeyim derim ağlayacak tonla şey olur zaten ağlarım da ağlarım… Bir de üzerimde bir alınganlık var ki sormayın normalde asla kafa yormayacağım şeylere takılıp kalıyorum.

Bu haftalar hormonların asıl tavan yaptığı zamanmış bana kalırsa. Hareketlerimin de geçen haftalara göre kısıtlanması beni oldukça sıkıyor, rahatsız ediyor. Maalesef geçen haftalarda iyi gittiğini düşündüğüm kilo alımım da bu ara iyice hızlandı üzerinize afiyet on kilo almış bulunmaktayım. Ve son üç aylık döneme yeni girdiğimi düşünürsek durumum vahim gibi görünüyor. 

Çok şükür büyüyen sadece benim göbeğim değilmiş kızım da hızla büyümeye devam ediyormuş içeride. Kaşı kirpiği oluşmuş çoktan da gözleri de işler duruma gelmiş. Akciğerler solunum yapabilme özelliğine sahip olsalar da bu hafta da doğan bebekler surfaktan adlı maddenin yetersiz olması nedeniyle solunum problemi yaşarlarmış, o yüzden canım kızım sen benim sızlanmalarımı boşver ve zamanında sağlıkla gel anlaştık mı?

Bu hafta Meriç’in bebekliğinden neler saklamışım onları çıkardım. Sakladığımı sandığım kıyafetleri de dağıttığımı farkettim.  Sanırım ikinciyi düşünemediğim buhran zamanlarıma gelmiş, her kime verdiysem de helal olsun.

Şimdi asıl sorunum odalarını ayırmalı mı ayırmamalı mı? Bizim evimiz üç oda bir salon oturma odası olayımız yok salonumuzda oturuyoruz, uzanıyoruz, misafir ağırlıyoruz  vs. Oturma odası olan oda da Meriç’in odası, onun dışında bir de küçük odamız var ama ferah bir oda. İki numaranın odası olarak orayı hazırlamayı düşünüyorum, malum zamansız uyanmaları, ağlamaları, acıkmaları olacak. Bu durumda Meriç’in de rahatsız olmasını istemem. Hem de Meriç seneye anasınıfına başlayacak sonra ilkokul falan derken daha rahat bir ortam gerekli olacak ona da. Bir yandan da Meriç’in odasında ranza olsa daha mı iyi olurdu diye de düşünüyorum ikisi de kız olunca mantıklı gibi aynı oda, hem ev de derli toplu olurdu, yerden tasarruf olurdu, küçük odayı yatılı misafir için kullanırdık yine diye de düşünüyorum. Başta bir park yatak alıp istediğim odaya taşıyıp, gerisini de sonra mı düşünsem dediğim de oluyor. Bilemiyorum işte kafam karışık bu hususta.. Meriç’in bebekliğinde bir sallanan beşiğimiz vardı katlanma özelliği olmadığı için eski evimizde daha küçük olduğundan evde koyacak yer bulamayınca başkasına vermiştik daha taksitlerini ödemeye devam ederken hemde. Sonra bir de park yatağımız vardı onun da bir yeri kırıldı pek de sevmemiştim zaten onu da attık. Biz zaten Meriç ile 3-3,5 sene beraber yattığımız için yataklar da gereksizdi evimizde. 

Sevgili okur bana bir akıl ver kurbanın olam ben şimdi napam? 🙂

Şu da pek tatluymış yahu 🙂

26. Hafta – Koca göbek ve pufidik ayaklar

Geçen haftayı tatil sebebiyle yazamadım. Çıkmadan önce bazı endişelerim olsa da (yolda sıkıntı yaşar mıyım, denizde mikrop kapar mıyım? doktorumdan çok da uzaklaşmasa mıydım?) gibi ama çok şükür tatili sorunsuz bir şekilde  geçirdim. Giderken yanıma oralarda başıma bir şey gelirse diye bütün tahlillerimi, sonuçlarımı vs. almıştım. Doktorumu arayıp denize girip girmeme konusunda da danışmak istedim önce ama sonra vazgeçtim, girme derse ne bileyim ikircikli konuşursa diye çekindim. Sonuçta denize girmeyi, yüzmeyi çok istiyordum, normal giden hamileliklerde önerildiğini de biliyorum havuzu tavsiye etmiyorlar ama zaten havuzu ben de sevmiyorum. Sonuç olarak denize girdim, yüzdüm… Bunun bana ve bebeğime çok iyi geldiğini de hissettim.

Tatil de ayrıca İyot kısıtlı diyetimde yasaklı listesinin baş sırasındaki Deniz Balığını, yeşilliği ve biberi kıtlıktan çıkmışcasına yeyince iyotun dibine vurdum diyebilirim. Tam da değerlerim normale ulaşmışken bu hiç de iyi olmadı ama napiim canım çekti. 

Bir, bir buçuk hafta da 3 kilo birden almam da iyi olmadı, aramızda sadece bir ay olan iş yerindeki arkadaşımın göbeğiyle kendi göbeğimi kıyaslamaya kalktığımda (kendisi hala hamile kıyafeti giymiyor) kendimi oldukça ‘iri’ buluyorum neyse aslında onu çok sorun etmiyorum da (onun içi geniş diyerek beni kandırıyorlar bende inanıyorum) daha çok yatarken sorun oluyor koca göbeğim, doğru uyku pozisyonunu bulana kadar uykusuz kalıyorum. Bu hafta ayaklarımda da şişlikler de başladı işte bundan hoşlanmıyorum bir somun ekmek gibi görünümleri var, sanırım uzun süre iş yerinde hareketsiz kalmaktan oluyor çünkü eve gittiğimde şişliklerim bir nebze de olsa iniyor. Biraz yürüyüş yapmak istediğimde de artık daha çabuk yorulduğumu hissediyorum. Bir göbek fotoğrafı da benden olsun 🙂

Bu haftada bebeğimin akciğerlerinde damar yapıları ve hava kesecikleri  ve el ayak izleri de oluşmaya başlamış. Hareketlerini hissetmediğim bir an da elimi göbeğime koyduğumda karşılık vermesi hatta sadece bana değil babasına ve ablasına da bu samimiyeti göstermesi inanılmaz mutlu ediyor. 

Bu hafta ile birlikte ikinci trimesteri de geride bırakmış oluyorum, inşallah üçüncü dönemi de rahatlıkla, sağlıkla geçiririz…