İki Rakamlı İlk Doğum günü

İyi ki doğdun canım kızım, Kumrim, Meriç’im…

10 yaşına giriyorsun iki rakamlı sayıların ilki…
Hem hüzünlü hem mutluyum. Hüzünlüyüm çünkü büyüyorsun gözümüzün önünde… Mutluyum şükür ki büyüyorsun gözümüzün önünde…

İki dileğim var; ilki, geride bıraktığımız dokuz yıl için hafızanda mutlu anılar biriktirmiş olman, ikincisi de önümüzdeki uzun yıllarda da (inşallah) mutlu anılar biriktirmeye devam etmen. Yani seninle ilgili hayalim değişmedi kızım sen hep‘mutlu’ ol yeter.

Büyüdükçe daha farkındasın hayatın. Dünyanın kötülüklerini senden eskisi gibi saklayamıyorum mesela. ‘Anneee biliyor musun İstanbul’da bomba patlamış’ deyiveriyorsun içim cız ediyor. Benim ütopyamda siz büyüyene kadar dünyanın daha yaşanılır bir yer olması vardı oysaki. Öğrenmene gerek bile kalmayacaktı zaten.

Çocuk olmayı seviyorsun, büyümek istemediğini söylüyorsun, ödevlerden sınavlardan, kurslardan bulduğun her boşlukta oyuna koşuyorsun. Sanki geri kalan her şey boş varsa yoksa oyun. Bazen seni bunaltsam da testlerle, sınavlarla ben de oyunlara koşmanı buna zaman yaratmanı seviyorum. Çocukluğunu seviyorum, hayata bakışını seviyorum. ‘Ödev mi önemli benim mutluluğum mu?’ diye soruyorsun bazen bana. Elbette senin mutluluğun çocuk elbette senin mutluluğun.

Sen sağlıkla büyü, mutlulukla büyü… Nicelerini birlikte kutlayalım… Nice mutlu anılar olsun hafızanda.

Seni çok seviyorum canımın içi… İyi ki doğdun, iyi ki doğdun bizim oldun… Doğum günün kutlu olsun…kumrisekiz4k

Güvenmek – Güvenmemek

Güvensiz bir dünyada özgüvenli çocuklar yetiştirme derdindeyiz.

Sabah okula gidecek çocuğumu ben uyandırmaya kıyamazken okulda öğretmenin ya da başkasının sözlü ya da fiziksel şiddetine uğrayabileceği düşüncesi beynimi yiyor. Zaten Eğitim Sistemine güvenmiyorum.

Çocuğuma sağlıklı şeyler yedireyim içireyim diye çabalarken parkta uzatılan çikolata veya şeker canımı sıkıyor. Yok, sana değil teyze o paketin üzerinde yazanlara ve yazmayanlara güvenmiyorum. (sana da neden güveneyim gerçi)

Özgüvenli çocuğum yürüme mesafesindeki okuluna kendisi gitmek istediğinde beynimde şimşekler çakıyor. Tabi ki sana güveniyorum yavrum ama yolda karşına çıkabilecek insanlara güvenmiyorum.

Ohh hayat güzel hava güzel çimlere yalınayak bassın çocuklar derken ya kendini bilmezin biri kırdığı şişeyi yerlere saçtıysa diye vazgeçip salamıyorum. Deniz mevsimi gelmiş hadi cumburlop suya diye sevinirken bebeler yine insanların, fabrikaların denizi nasıl kirlettiğini görünce hevesim kursağımda kalakalıyorum. Doğaya güvenimi yitirmek istemiyorum 😦

E ne kaldı kim kaldı güvenilecek. He doğru özgüvenli yetiştirdim ben onu kendine güvensin.

Not: Aslında çok önceden yazmıştım bu yazıyı o zaman okuduğum haberlerin de etkisiyle. Daha acımasızdı, hafifletilmiştir…
12783900_442160572641548_2034800918_n

İlk İmza

İlk İmza

14 Şubat’ta Meriç ilk Merkezi sınavına girdi (BİLSEM). Sınavın sonucuna odaklanıp da kaç puan alacak diye bir heyecan yapmadık ama bir ‘ilk’ olduğu için heyecanlandık. Meriç’te hiç heyecanlı değildi sadece meraklıydı biraz.

Sınavı bırakıp ağlayarak annesine koşan çocuklar vardı. Ne yazık, çocukların hayatın koşturmacasına bu kadar erken katılmaları. Buna hep üzülmüşümdür ama cevap aynı ‘ne yapalım sistem böyle’.

Meriç sınavı ağlayıp bana koşmadı ama erkenden çıktı. Sanırım yarım saat falan sürdü. Olsun. Sisteme olan bağlılığımızı yerine getirmiştik sonuçta.

Sorular çok kolaymış, bu kadar olacağını tahmin etmiyormuş, normalde çok zor sınavmış anlattı durdu. Peki sorulardan cevaplardan, kodlamadan ziyade sınavda en çok etkilendiği kısım neymiş biliyor musunuz? İlk kez resmi bir yere imza atmış olması. Çok heyecanlanmış bunu yaparken. Ama çok güzel atmış. Gözleri parlıyordu anlatırken.

Aynı anda benim de gözlerim doluyordu… İlk imza…

Not: Daha önce telefonumdan göndermeye çalıştığım ama yazım hatalarını sonradan Özgün’ün uyarısıyla farkederek yazdığım yazımı uzun aradan sonra düzenleyebiliyorum 😦 Sınav sonucu geldi  (kazanamadı) sonra başka sınavlara girdi falan…12729657_1672295223040403_1837172945_n(1)