Ve Ekin geldiiii :)

Evettt,  sonunda kızımız Ekin’i çok şükür sağlıkla kucağımıza aldık, evimizde yeni bir nefes, yeni bir misafir. Herşey öyle yeni ki alışmaya çalışma dönemindeyiz. İnşallah yeni bir düzene girecek hayatımız ve herşey güzel olacak.

Kızım 17.10.2012 tarihinde saat 10:50 sularında Sezaryen ile 3.280 gr. doğdu. Biraz sarılığı var, atlatmak için kocakarı yöntemleri de dahil çoğu yöntemi deniyoruz, inşallah geçecek. 

Ablası beklediğimizden daha ilgili, sevgi dolu bir abla oldu. Bebek gık dese koşarak bakıyor. Bana yardımcı olmak için de elinden geleni yapıyor. Bu böyle gider ya da gitmez şu an beni çok mutlu ediyor. 

 Siz de tahmin edersiniz ki uzun uzadıya yazacak hiç zamanım yok. Ekin kızım avazı çıktığınca beni çağırmakta 🙂

Biz iyiyiz demek için yazdım 🙂 

Sana Saatler kala… (Ekin’imize)

Yine duygularımı ifade etmekte zorlandığım bir dönemde yok yok dönüm noktasındayım. Üç kişilik çekirdek ailemiz seninle dört kişi olacak. Biliyorum bu cümlede kullanıldığı gibi basit olmayacak herşey. İki kişilik bir aileyken biz, ablanın canımıza can, yolumuza yoldaş olmasıyla birlikte aile kavramı bambaşka bir boyut kazandı. Çok ulvi bir duyguydu evlat sahibi olmak. Şimdi seninle iki evladımız olacak…

Heyecanımı anlatmaya kelimelerim yetmez ve açıkcası korkmuyor da değilim. Ama hepsinden önemlisi gerçekten mutluyum. Hamilelik öyle güzel bir şey ki… Anne olmaya, sana hazırlanmaya daha o zaman başlıyorum. Seninle iletişimimiz yarın başlamayacak ki biz dokuz aydır beraber yaşıyoruz zaten sevincimizi, hüznümüzü… Ağlayacak olsam seni düşünüyorum etkilenir misin acaba diye, bir şey yemeden önce sana ne faydası var diye bakıyorum… Uzun süre hareket etmediğinde endişeleniyorum, hareketlerini hissettikçe de bir o kadar seviniyorum. Yani dokuz aydır seninle nefes alıyorum… Evet baban ve ablan da hareketlerine çoğu zaman tanıklık ediyor, keyifleniyorlar ama ben çok daha şanslıyım seni içimde büyütmek gibi kutsal bir görevi Allah bana verdiği için.

Tüm bunlara rağmen doğumunu bize katılacağın anı içim pır pır ederek bekliyorum Ekin’im… Nefesini kokunu hissedeceğim o kutsal anı yüreğim ağzımda bekliyorum. Merak ediyorum nasıl bir bebek olacağını, sürekli ağlayıp geceler gündüzlerimize mi karışacak, şu okuduğum kitaplar gerçekten kurtarıcım mı olacak? merakla bekliyorum. Sen sağlıkla gel de varsın gecem gündüzüme karışsın… Şimdi tek dileğim bu. Seni sağlıkla kucaklayabilmek… 

He bu arada baban ve ablan da çok heyecanlı. Ablanı görsen onunla gurur duyardın biz duyuyoruz. Benim sinir olduğum ‘kıskanacak mısın kardeşini?’ sorularının hakkından öyle iyi geliyor ki.  Çoktan kabullendi seni, biran önce gelmeni istiyor. Seni şimdiden ailenin bir üyesi olarak görüyor, herşeyini paylaşmaya çoktan hazır. Sana hediyeler hazırlıyor 🙂 İnşallah sende onu çok seveceksin, onu ve hepimizi… 

37. Hafta – Az Kaldı Az

Ve artık evimden bildiriyorum…

Doğuma günler kala doğum iznine nihayet başladım. Kumrimle çok güzel zaman geçiriyoruz. Sabahları onu güle oynaya okula bırakıp onun olmadığı saatlerde yapılacak işlerimi hallediyorum. Öğleyin okulun bitiş saatinde kızımı okuldan almanın keyfi öyle güzel ki. Evde çeşitli faaliyetler yapıyoruz, kitap okuyoruz, kek yapıyoruz yani çok eğleniyoruz.

Onun dışında kalan ufak tefek eksiklerimi tamamlamaya çalışıyorum. Arkadaşlarımla, komşularımla zaman geçiriyorum. Kısacası evde zaman geçirmek benim ve kızım için çok güzel tabi eve geldiğinde mutfaktan gelen güzel kokular mest olan eşim de bu durumdan memnun. Televizyona, bilgisayara zamanım pek kalmıyor. Dolayısıyla yazı yazmaya da zaman bulamıyorum ŞİMDİDEN! Televizyon gündüzleri çok acaip, kahvemi alıp şöle bi kadın programı izlemek için TV karşısına geçiyorum ne göreyim konu cinayet ve cinayetle birlikte meydana çıkan abuk sabuk ilişkiler. İçim daralıyor. Başka bir program evlilik programı eğlence olur diye açıyorum yok valla ben eğlenmiyorum daralıyorum. Televizyonu kapatıyorum.  Nadir de olsa fotoğraf çekiyorum.

Bugünlerde sağlık sıhhatin ne durumda derseniz çok şükür iyiyim. Ağrım, sancım yok ama eşim geçen akşam salonda yatmış bilin bakalım neden çünkü ben horluyormuşum. Çok bozuldum yaptığına uykusuz kalsın istemezdim tabi ama yine de bozuldum. Horlamam ben de diyemiyorum gündüzleri de nefes almakta zorlandığımı hissediyorum çünkü, gece de horlamam normal bu kadar yük taşımak kolay değil napalım. Kocamda şimdiden salona taşınmış oldu bu arada ama öyle kolay değil kaçmak değil mi? 😉

Cuma günü doktor randevum var şimdiden heyecanlıyım. Doğuma günler kaldı, zaman çok hızlı geçiyor. Bebeğimi kucağıma almak için sabırsızlanırken bir yandan da bir daha böyle sakin bir hayatımız olmayacağı düşüncesiyle irkiliyorum… Meriç ise sabırsız ne zaman gelecek kardeşim ne zaman deyip duruyor. Ben de sıkılınca da ne zaman gidecek demezsin inşallah diye dua ediyorum.  

İşte böyle…  Tekrar ne zaman yazarım bilmiyorum. Siz benim her an doğurma ihtimalime karşı bana dualarınızı göndermeyi ihmal etmeyin 🙂

 

Ölümlü dünya…

Kaç gündür elim gelip gelip gidiyor klavyeye. Aslında öyle doluyken yazacak çok ama çok şey varken ne yazacağımı, nasıl söze başlayacağımı bilemiyorum. Ya da yazıyorum ama yazdıklarım tam olarak kalbimden geçenlerin karşılığı olamadığından silip kapatıyorum sayfayı.

Ölüm bu kez ailemizin biriciği, canımızın içi, gözbebeğimiz, kıymetlimiz babannemizi aldı bizden. Ölümü hangi sevdiğimize kondurabiliriz ki… O geçen yıl tam da bugünlerde amcamın cenazesinde ‘benim sıramdı’ diye ağladığında içimde birşeyler öyle derinden sızlamıştı ki… Onun evlat acısını hissetmiştim sanki onunla beraber ama mümkün mü? değil elbette onun yaşlı ana yüreği nasıl yanmıştı kim bilir… İlk kez o zaman öyle güçsüz, öyle kendini bırakmış görmüştüm Babaannemi. Her sıkıntıya katlanan pamuk yüreği evlat acısını kaldıramamıştı işte, ilk kez o zaman isyan ederken görmüştüm bazen usul usul, bazen bağıra bağıra ‘benim sıramdı’ diyordu…

O ‘benim sıramdı’ derken ben ‘ne olur Allah’ım onu başımızdan eksik etme, ona buna da dayanma gücü ver’ diye dua ettim hep.

Çocukluğuma ait hatıralarımda öyle çok yeri var ki… O büyüttü beni benimle birlikte bir sürü torunu. Ama bilirdim ki yerim başkaydı ilk göz ağrısıydım onun hem de onun ismini taşıyordum ben. O benim için ne kadar kıymetliyse bende onun için o kadar kıymetliydim. Hiç sinirlendiğini, ağzından kötü söz çıktığını görmedim. Hep pamuk gibi tonton bir babanneydi. (Onunla ilgili -di’li cümleler kurmak ne zor geliyor…)

Ölmeden önce halamlara beni görmek istediğini söylemiş, onlar da geçiştirmişler (ölüm akıllarında yok tabi) ‘kızcağız hamile anne nasıl gelsin’ falan demişler. Bunu duyduğumda üzüntüm katlandı tabi, son kez pamuk yanaklarını öpmeyi istemez miydim hiç, koşa koşa giderdim. Halamların acısını arttırmamak için içime akıttım gözyaşlarımı… kızsam ne olacak hem gitti artık yok…

Evet yaşlıydı, çok şükür Allah çektirmedi, son ana kadar namazını, orucunu, duasını bırakmadı ne mutlu hep sevildi, sayıldı evet hep öğrettiği gibi çok şükrediyorum onunla geçirdiğimiz her ana, ama ama ölüm olmasaydı demeden edemiyorum. O bizim tarihimizdi, geçmişimizdi, anılarımızdı, çekip çevirenimiz, derleyip toparlayanımızdı.

Ölüm yakışmadı diyorum, yeri dolmayacak, kalbimizde yaşayacak diyorum sonra ne boş kelimeler deyip siliyorum… İçimdeki boşluğu hiç bir kelime dolduramıyor…

Mekanın cennet olsun pamuk nineciğim… Seni çok seviyorum…

Son fotoğrafımız…