Bıdı bıdı Üzerine (Ekin 17 Aylık)

Resim 089Ekin ile bizim iletişimimiz daha o karnımdayken başlamıştı. Doğduktan sonra da aynı güzellikte devam etti çok şükür. Şimdi on yedi aylık oldu ve bazı kelimeleri gayet güzel, çoğunu da komik söylüyor. Söyleyebildiklerinden fazlasını anlatıyor. Bir de onun anlatıp bizim hiç anlamadıklarımız var ki biz onlara ‘bıdı bıdı’ diyoruz. Telefonda bıraksak saatlerce dedesiyle konuşur. Dedesi konuştukça o konuşuyor ama ne konuşuyorlar bilen yok. Kesin olan bir şey var ki ikisi de bu muhabbetten müthiş keyif alıyor.

Bu yazıyı da tarihe not olsun diye yazıyorum, konuştuğu kelimelerden aklımda kalanlar:

– Anne ve hatta bazen Anneeeeaaa şeklinde oluyor özellikle geceleri 😉

– Baba

– Hangisini önce söyledi konusu tartışmalıdır bizim evde ama bu benim blogum o yüzden önce ‘anne’ dedi deme hakkım var 🙂

– Meyic = Meriç

– Aba = Abla

– Annanne

– Dede

– Baanne = Babaanne

– Tece = Teyze

– Amca = Emmi (bu bize en tuhaf geleni)

– Acooo = Acıyor

– Eya = Ela

– Ecca = Esra

– Abis = Abi

– Çu = Su

– Ça = Çay

– Mande = Mandalina

– Buc = Muz

– Tuc = Kuş

– Bebic = Bebek

– Muun

– Atta = gezmeye gitmek

– Otu = Otur (Emmek istediğinde bana bu şekilde buyuruyor)

Yok Gibi Yaşamak

Tam olarak kendini bu yalan dünyaya ne zaman kapatmıştı bilmiyorum. Babannemin ölümünde başsağlığına geldiğinde gördüm onu o halde. Hiç konuşmadığı gibi hiç bir duygu belirtisi de yoktu. Konuşulanları anlamak ya da cevap vermek gibi bir derdi de yok gibiydi. Bedenen yakınımızda olsa da ruhen çok çok uzaklardaydı. Bakışlarından belliydi. Anneme sordum sonra ‘nesi var?’ diye. Uzun zamandır böyleymiş. Konuşmuyormuş hiç kimseyle, gülmüyormuş, ağlamıyormuş, öyle uzaktaymış hep bakışları. Çok içime dokundu büyük yengenin o hali. ‘Yok’ gibiydi…

Ben kendimi bildim bileli oğluna ait evin bahçesindeki iki minik odalı evde yalnız yaşadı sonra oğlu hastalandı, vefat etti o da bir süre sonra kızının yanına yerleşti.

Bizim orda şikayet etmez yaşlı nineler, dedeler, teyzeler… Hep bir kabulleniş hali vardır onlarda. ‘Oğlum ilgilenmedi, gelinim bakmadı’ demezler, ‘aman onların düzeni huzuru bozulmasın da ben şuracıkta bi soğan bi kuru ekmekle idare ederim derler’ ölene dek öyle yaşar giderler, zaten hayattaki tek amaçları budur ‘kimseye muhtaç olmadan yaşamak…’

Ama o ne olmuştu da bu kadar küsmüştü hayata, insanlara… O zaman ölü gibi yaşamak bu olsa gerek diye düşünüp içim acımıştı haline. Aileden, eşten, dosttan hatta torunlarından vazgeçip ölümü beklemek nasıl mümkün olabilirdi ki? İntiharın sessiz hali adeta… 😦

Öldüğünde ailenin büyüklerinden birini daha kaybetmiş olmanın burukluğunu yaşasam da ‘kurtulmuş’ demeden edemedim…Benim için garip ve acıklı bir hikayeydi bu… Bitti…