Kültür Turu

Geçen hafta sonu uzun bir aradan sonra sinemaya gittik yine bir çocuk filmine tabi ki. Ekin doğduktan sonra ben Meriç’in sinema keyfine pek eşlik edemedim. Babasıyla ve arkadaşlarıyla gitti benimle de bi iki kez gitmiştir belki. Kendi yaşıma uygun sinemaya ise ne zaman gittim hiç hatırlamıyorum. Bu kez Meriç’te ben de beraber gitmeyi çok istedik. Sonra acaba Ekin’i de mi alsak, yok yok almayalım, sinema da sıkılır kesin, ağlar pişman eder bizi derken neticede Ekin’i de aldık yanımıza. Destek kuvvet babayı kapıda hazır ettik tabi 😊

Filmin ismi ‘İyi Bir Dinazor’. Film nasıldı derseniz bir çocuk filmi için fazla bi duygusal geldi bana. Filmin en duygulandığım sahnesinde Meriç’e döndüm baktım ki o da ağlamak üzere. Belki ona kıyamadığımdan o kadar duygusal olmasına gerek var mıydı bilemedim. Ama genel olarak ben ve kızlar çok beğendik. Ekin mi? O da çok beğendi. Ne ağladı ne zırladı güzel güzel izledi. İlk sinema deneyimi hiçte korktuğumuz gibi olmadı.

Hafta içi iki gün izin aldım kızlarımla tatilde keyifli zaman geçirelim istedim. Ama bir yandan da araştırdım. İzmir’de harika müzeler var. Rota falan çizdim. Ama Meriç’in rotası farklıydı haliyle onun istediği oldu. Ege Üniversitesi kampusünün içinde yer alan Tabiat Müzesine gittik. Meriç daha önce okul gezisinde gitmişti ama müze bu tekrar tekrar gidilebilir. Neyse gitmeden evde bi hazırlık bi telaş ama en telaşlımız Ekin. Neden mi yana döne makas ve kırmızı kurdele arıyor çünkü. Makası eline almış:
-Anne makası buldum,
-Ekin makası ne yapacaksın?
-Anne müzeye gidiyoruz ya. Müzenin kapısına kırmızı kurdele uzatacağız sonra onu makasla keseceğiz.
(Allah Allah bi açılıştan falan bahsediyor galiba.)
-Ekin sen nerde gördün bunu peki?
-Anne Kuzucuk ve arkadaşları müze yaptılar ya orda kırmızı kurdeleyi makasla kestiler ya!
-!!!*?^+%&
Çizgi filmden bahsediyor, müze olayı kafasında böyle kalmış demek.

Meriç’ten de bi kuple gelsin o zaman…

Artık resimsiz kitaplar okuyor kendisi. Geçen akşam bana döndü ve dedi ki:
-Anne sen hep diyordun ya büyüyünce senin de resimsiz kitapların olacak, o zaman hayalinde canlanacak resimler diye,
-Evet kızım.
-Ben hep sanıyordum ki ben büyüdükçe kitaplarımın içindeki resimler kaybolacak…
!!!*+?%&

Kararlıyım Blog Yazmaya :)

Eskiden çocuğumun eline kürdan batsa yazardım şimdi Meriç ilkokul üçüncü sınıfın yarısını bitirmiş, zevkleri, istekleri, üzüldükleri olan bir çocuk oldu doğru dürüst okul maceramız bile yok blogta. Ekin Bebe diye bildiğiniz bıdık tam bir dilli düdük, abladan o kadar çok şey kapıyor ki. Meriç İlkokul birinci sınıftayken (bence en zor dönem) nerdeyse Ekin de okumayı söküyordu. Hiç fena da olmazdı hani şimdiden babasıyla anlaşma yapmaya çalışıyoruz ”Ekin ilkokula başladığında sen çalıştır, hayır hayır sen çalıştır” falan diye… Düşünüyorum da tam bi kabus. Valla daha çok var demeye gelmiyor bu bebe milleti bi bakmışsın gelivermiş o daha çok var dediğin zamanlara…

Bugün evde Meriç’e hamileyken tutmaya başladığım günlüğü bulup okuyunca çok duygulandım. O zamanki hislerimi okumak, Meriç’in o hallerini hatırlamak bana blogumun da amacını hatırlattı. Hafızama inat kanıtlarım olması bunları okuyup o günleri hatırlamak çok güzel.

Meriç’in ilk günlerinde yatak odamda (Meriç orada olduğu için) yemek yediğimi biliyor musunuz? Çünkü mutfakta onu özlüyormuşum. Çok güldüm buna.

aktif olduğum tek adres instagram: sukriye.korkmaz

Çocuk Hakkı – Çocuk Haklı

Sürekli ‘daha dün gibi’ dediğimi fark ettim, peki neydi benim zamanla alıp veremediğim…

 Yeni yıl gelmişcesine süslenmiş yine sokaklar, alışveriş merkezleri, ben zamanı durdurmaya, yavaşlatmaya çalıştıkça bu yeniye olan heyecanı anlamıyorum.

 Son zamanlarda bloguma da giremiyorum, iş yerinde wordpress sakıncalı siteler arasına girdi, evde malum iki bebe ile ilhamın gelmesini beklemek hayli olasılıksız.

 Geçen Facebook sayfamda Çocuk Hakları Günü dolayısıyla paylaştığım yazı çok düşündürdü beni ‘Çocuğun en temel hakkı, çocuk olma hakkıdır’ yazıyordu. Meriç’i düşündüm, zaten sık sık düşünüyorum, onun gibi hayalperest, oyun oynarken kendini kaybeden bir çocuğu saatlerce ödev yapmaya mahkum etmenin haksızlık olduğunu düşündüm. Haksızlık evet ama bir yandan da buna mecbur hatta bunun yanında çok şeye daha da mecbur yine maalesef.

 Bu yıl İngilizce kursuna başladı, geçen yıl da başlamıştı da bırakmıştık sıkılınca, bu yıl ‘alsa iyi olur’ dedi sınıf öğretmeni ‘İngilizce önemli’. E bana göre de Matematik dersi önemli. İnternetten eğlenceli matematik testleri falan alıyorum, eğlenceli olursa sıkılmayacak sanki. Meriç sıkıntıya gelemeyen bir çocuk, geniş zamanları seven, geniş oyun zamanı, geniş yemek zamanı, geniş kitap okuma, geniş resim yapma… Bunlara zaman kalsın diye de sıkıştırılmış ödev zamanı ayarlıyor kendince. Nasıl mı? Yazısı okunmayacak kadar kötü oluyor mesela biran önce bitsin telaşıyla, isteksizliğiyle yaptığı için. Problemlerin çözümleri de öyle alakasız sonuçlar. Ben sinirden deliye dönmüşken de ‘ben daha önemliyim, ödev değil’ deyiveriyor. ‘Tabi ki’ diyorum ‘sen önemlisin’.

 Düşünüyorum daha minnacık, kıyamıyorum ama ‘sen her şeyden önemlisin boş ver kızım ödevini yapmayıver bugünde’ de diyemiyorum. Çünkü tutarsız davranmış olacağım bu kez de. Arkadaşlar anlatıyor kendi çocuklarını, okuldan gelir gelmez ödevinin başına geçen de var Meriç gibi yapan da ödevinin başına geçip mutsuz olan yani, aklı oyunda kalan… Kıyaslamıyorum ki kimseyle onu. O apayrı bir kişilik, bazen sinir harbi de yaşasak onun o kendine münhasır kişiliğine de hayal dünyasına da hayranım ki ben. Keşke diyorum hayat onun istediği gibi olsa. Mesela hayvanları çok seviyor ‘hayvan bakıcısı’ olacağım diyor, ‘veteriner ol’ diyorum, hayvan bakıcısı olmakta kararlı, o hayvanları sevgisiyle iyileştirecekmiş. Bunun için okumaya gerek yokmuş. Paranın pulun ehemmiyetinin olmadığı ne güzel yaşlar… 

 Çocuklarımızın çocuk olma hakkını maalesef erkenden kendi ellerimizle alıyoruz. Çocuklar ilkokuldan itibaren o sınav senin bu sınav da senin bir yarışın, koşturmacanın içinde buluveriyorlar kendilerini. Açıkcası ara ara tökezlediğim bu koşturmacanın içine, zamanın, sistemin acımasız çarkına çocuklarımı da katmak istemezdim. Çocuk çocuk olmalı derken çok ciddiyim ama bu çarkın dışına nasıl çıkılır bilmiyorum. Erkin Koray örneği var evet ama o da pişmanmış kızını okula göndermediğine baksanıza.

 

Akşam olsun da kızlarıma kavuşayım diye beklerken bu ödevler, sınavlar bize fazla geliyor…

 meriç

 

Ekin ile İki Yıl

Ekin’im…

Sen gelmeden önce çok kitap okudum. Artık kendimi daha deneyimli hissediyordum bebek bakımı konusunda ama olsun, hiç uyku problemi yaşamayalım, hiç emzirme, yemek sorunumuz olmasın istedim. Öncelikle daha rahat bir anne olmaya kararlıydım bu kez. İşte hamile olduğumu öğrenmem, kalp atışlarını duymamla Tracy, Ferber, mahallenin mutlu bebeği vb. uzmanların kapılarını tıklamış anlattıkları yöntemleri harmanlamış ama artık iyice kafası karışmış bir anneydim.

Bu yüzden gardımı aldım bekliyorum diyemedim, daha çok endişeliydim ve endişelendiğim tek şey de uyku problemi, yemek problemi vs. değildi. İki çocuklu hayatın bize yaşatacaklarına dair endişelerim vardı. Tabi ki biricik ablanın tepkilerini, aranızın nasıl olacağını da dert ediyordum. Açıkçası ablanı öyle çok seviyordum ki seni de onu sevdiğim kadar sevebilecek miydim hiç bilmiyordum bunu da merak ediyordum.

Ve sonra sen geldin, nasıl güzel bir bebektin daha ilk bakışta sevilmeyecek gibi değildin hani, o an aşık oldum, hayran kaldım, seni o an çok sevdim çok, ablanı sevdiğim kadar hem de…

Ne uyku problemi ne emzirme, ne o ne bu. Hırçın bir nehirden sonra dalgasız bir denizde keyifte gibiydim adeta. Ya ben baya tecrübelenmiştim ya da sen gerçekten sorunsuz bir bebektin. İki yaşını bitirmeden yaz başında yine çeşitli uzman görüşleri, blogcu annelerin görüşlerini harmanlayıp iyi bir Tuvalet Eğitimi vermeye niyetlenmişken, sen açıkça ‘ben daha hazır değilim’ mesajını verince (hani şu eline kakanı aldığın) bırakmıştım bende. Yaz sonunda tekrar denediğimizde ise şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde beze veda ettik. Yine bütün yöntemler elimizde patladı.

Boyun ve kilondan pek belli olmasa da konuşmanı duyan daha büyük olduğunu sanır. Her şeyi anlıyor, cevap veriyorsun, şarkılar söylüyorsun… Müziğe bayılıyorsun, sen kulağını vermiş müzik dinlerken rahatsız edilmekten hiç hoşlanmıyorsun… Bir de ablanla kardeş kavgalarınız var ki evlere şenlik 🙂

Ablan bu ara çok meşgul, sana doğum günü partisi hazırlıyor, ihtiyaç listesi, davetli listesi, davetiyeler…Belki arada kızıyor falan ama o da seni çok seviyor merak etme.

Ekin’im canım kızım, iyi ki doğdun, iyi ki bizimlesin, hep birlikte nice mutlu yıllarımız olsun… Seni çok seviyoruz…Annen – Baban – Ablan…

EKİN5EKİN1K

Sekiz (8) Oldun…

birincik

Birinci Yaş Günü

Meriç’im, Kumrim, İlk’im, beni anne yapanım, beni ben yapanım…

Bir mucizeydi senin bizi seçmen, tam ümitsizliğe kapıldığımızda, o çatlak doktorun ‘senin bebeğin olmaz kızım’ dediğinin ertesi ayında yerleşivermiştin rahmime. Allah’ın lütfuydun… Bir mucizeyi büyüttüm içimde, sen bana tutundun ben sana… Şimdi ne zaman sıkılsam, yorulsam nefesinde buluyorum dermanı. Kollarını boynuma doladığında buluyorum huzuru.

Sen öyle çok istemiştin ki bir kardeşinin olmasını, Ekin’i, ben başka bir çocuğu -ben doğursam bile- sevemem diye korkarken, güç oldun, sen yine ışık olup aydınlattın ve  gerçekten dünyanın en güzel ablası oldun. Ben de dünyanın en güzel çocuklarının annesi oldum. ikincik

İkinci Yaş Günü

  üçüncük

Üçüncü Yaş Günü

     Sekiz yaşına girdin hangi ara geçti zaman buna inanamakla geçiyor yıllar, her günü mıh gibi aklıma çakmaya çalışıyorum ama kaçıp gidiyor işte…

    Mutlulukla ışıldasın hayat yolun, hep karşına iyi insanlar çıksın, seninle ilgili en büyük gelecek planım ‘mutlu’ olman… Canım kızım… iyi ki doğdun…

dördüncük

Dördüncü Yaş Günü

beşincik2

Beşinci Yaş Günü

altıncık

Altıncı Yaş Günü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7. Yaş Günü

Yedinci Yaş Günü

Bu fotoğraflar bu yaşa kadar kutladığımız doğum günlerinden, nicelerini kutlamak nasip olsun, hep en sevdiklerimizle… hep mutlulukla ışıldasın gözlerin…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kardeş Şart Değil Belki Ama Candır

Bu sabah Meriç’in beslenmesi için Elmayı dilimleyip koydum, bi parçasını da Ekin’e verdim. Diğer elini uzattı ‘Meliç’ dedi… Meriç’e de götürecekmiş elma. Şaşırdım ama daha çok duygulandım. Ufacık boyu var yaptığı şeye bak.

Sonra aklıma eskilerden bir anı geldi. Ben Ortaokuldayım, kardeşim İlkokulda. Okullarımız farklı yerlerde, öğle yemeği saatinde beslenmemi çıkardım yemek için, o da ne? Kardeşimin beslenmesi de benim çantamda kalmış, vermeyi unutmuşum. Nasıl üzüldüm, nasıl suçluluk hissettim ve kendime kızdım hala dün gibi hatırlıyorum. Hatta ağladığımı da hatırlıyorum. Gidip ulaştırmamın imkanı yok, çocuk aç kaldı benim yüzümden. Ama ben de aç kaldım yemedim, yiyemedim o sandviçi.

Küçüklüğümüzde çok iyi anlaştığımız söylenemezdi hatta annem hep kedi köpek benzetmesi yapardı aramızdaki ilişki için. Ama bu vicdansız olmamı gerektirmiyordu tabi. Kardeştik biz netice de.

Büyüdükçe aramızdaki  bağ güzelleşti. Üniversite de en çok hissettim onu ne kadar çok sevdiğimi. Annemi babamı nasıl seviyorsam, özlüyorsam öyleydi… Belki hep öyleydi ama birarada olunca farkedemiyorduk didişmekten.

Şimdi en yakın arkadaşım, dostum, kanım, canım… Uzakta olsak sesini duymadan geçirdiğim bi günüm yok. Sesinin bi tınısından anlıyorum üzgün mü, sinirli mi, mutlu mu… Bu aralar üzgün benim canım kardeşim. Minicik Ela’mız biraz rahatsız. Çok önemli bir şey değil, İnşallah geçecek ama evlat işte. Onun halsiz duruşu, iştahsızlığı, tam geçti derken ateşlenivermesi nasıl bütün annelerin kabusuysa Kardeşim için de öyle. Tabi o orada öyle üzgünken ben nasıl mutlu olabilirim. Teyze yüreği de anne yüreğinden farklı değilmiş. Nasıl ki yavrularımın hastalığında kalbim yerinden çıkacak gibi oluyorsa, Ela’cığımın hastalığında da aynı şekilde.  Bir an önce iyileşsin diye dua ediyorum.

Birlikte atıyor biricik kardeşimle kalbimiz… Hep de öyle olacak umarım. Kardeş şart demiyorum, elbette herkesin kendi kararı ama kardeş candır. Dilerim kızlarım da bunu erken farkeder ve birbirlerini hiç kırmazlar…

elam3

Ekin Bebe’den Haberler… (15 Aylık)

Ekin Bebe’nin ay ay gelişim yazılarını 12 aylıktan sonra devam etmemeye karar verdim. Bu yazıları kendime ve çocuklarıma anı olsun diye yazsam da siz sevgili okuyucularımı da sıkmak istemiyorum 🙂

Ancak üç ay içinde çok şey değişti bebeklikten fırlama bir çocuklağa geçiş yaptı bizim bebe.

Yakın zamanda bir grip vakası atlattı bilirsiniz o zaman biraz huyu suyu değişir bu çocuk milletinin ki benim en korktuğum düzeninin değişmesi.  Gece uykularının değişmesi hiç işime gelmez mesela. Çocuğunuz hastaysa klasik anne tepkisi ‘Sen hasta olma yavrummm ben hasta olayım senin yerine’ demeden edemiyor insan onun o mahsun, kafasını kaldırmaya halinin olmadığı zamanlarda. Ama çocuk işte… Hasta da olacak, düşecek de, kalkacak da.

IMG_20131219_214810Artık yürüme olayında level atladı. Peşinden deli gibi koşturtuyor. Çok keyif alıyor diye bizde koşup duruyoruz. (Bazen babasıyla biraz da sen koş hayır sen koş oyunu da oynamadan edemiyoruz ;))

Keyif aldığı tek şey bu değil elbet. Çekmece karıştırmaktan, çekmecelerin içindeki fazlalıkları! atmaktan da müthiş keyif alıyor. Arada parmağı sıkışıyor ve ‘acıyo’ diyor dudağını büze büze 🙂 Her çocuk gibi keşif yapmaktan girilmeyecek yerlere girmeye çalışmaktan da keyif alıyor. Çamaşır sepeti, mutfak dolabı gibi… Geçenlerde orada ne işi olduğunu anlamadığım cam sürahiyi plastik malzeme dolabından bulup (en zararlısı budur diye seçmiş olmalı) kırdı. Çok korktum bir yerini kestiyse diye. Neyse ki kesmemiş.

Konuşmada da epey ilerledi. Taklitten çok bilinçli olarak doğru kelimeleri doğru yerde kullanıyor. Kelime hazinesi gün be gün artmakta.  Şaşırtmak onun için bebek işi 🙂

Ablasının odası, oyuncakları da ilgi alanına girdi haliyle. En sevdiği oyuncak yazı tahtası ve yazı kalemleri… Ablası da en çok onları sevdiğinden bu durumdan fazlasıyla rahatsız. Paylaşmayı sevse de izin verdiğinden fazlasını isteyen kardeşi şikayetler de başladı. Tek Meriç şikayet etse neyse Ekin Bebe’de şikayette geri kalmıyor bıdı bıdı çıkışıyor. Bizim evde Kardeş çatışmalarının başladığının resmidir. Genelde ‘aranızdaki sorunu kendiniz çözün’ şeklinde sonuçlandırıyoruz. Hem ne demişler kardeşler biribirini öldürmediği sürece aralarına girmeyin! 😉

Kendiliğinden…

Bugün sağanak yağışlı bir güne uyandık İzmir’de. Evden çıkış saatimizde iyice bastıran yağmur yarım saat uğraşıp düzleştirdiğim saçlarımı saniyeler içerisinde  bozup kabarttı. Kendimi Külkedisi gibi hissettim o an… Yağmurun yolumuzu nasıl sele çevirdiğinden işe geç kaldığımızdan değil de saçıma verdiğim emeğin bir anda boşa gitmiş olmasından bahsetmemi de kadın aklıma veriyorum sevgili okur 🙂

Neyse efendim asıl bahsetmek istediğim bu sel tufanın sonrasında şehrimi kaplayan kara bulutlar, çiseleyen yağmurun bende yarattığı melankolik durumdu aslında. Bu hava ile çok eskilere gittim ta Meriç’in bebekliğine, geçen yıllarla birlikte büyümesini izledim fotoğraflarda, sonra onüç aydır abla olmasına kadar geldim de birlikte büyümelerini seyrettim… Yine zamanın nasıl çabuk geçtiğine şaşırarak…

Ekin’e hamileyken kafamı kurcalayan soru iki kardeş arasında nasıl denge kuracağımdı. İki çocuklu arkadaşlarıma hep soruyordum nasıl sağladınız bu dengeyi diye. Aldığım cevap genelde birbirine yakın oluyordu ‘zamanla kendiliğinden geliştiği şeklinde’ o zaman çok anlamlandıramıyordum, sanki bir formülü vardı da onu arıyordum.

Şimdi on üç aydır bizim evde de kendiliğinden gelişen yeni bir denge var. Ve bana da sorsalar bu dengeyi nasıl sağladın diye verecek cevabım yok. Evimizdeki her birey farklı bir karakter. İşte o karakterlere göre değişen bir denge bu. Dolayısıyla başkasının formülü bana benim formülüm başkasına yaramaz. İsmi hiç lazım olmayan bir profesörün kardeşlikle, dengeyle ilgili söylediği ne varsa kendi gibi yalan çıktı bu durumda. Onun yazıp söylediği şeyleri yapsam Meriç asla kabullenmezdi. O diyor ki çocuklardan birine sarılırken ‘seni daha çok seviyorum’ de, diğerine sarılırken de ‘seni daha çok seviyorum’ de. Meriç böyle birşey söylesem ‘sen nasıl bir annesin, kardeşimi neden daha az seviyorsun, onun da sevgiye ihtiyacı var, o daha bebek’ der sonra oturur ağlardı.

Bizde de kendiliğinden gelişti işte her şey. Meriç kardeşi olmasını çok istedi, kız kardeşim olsun diye oturdu geceleri dua etti. Biz kızkardeşi olacağını söylediğimizde havalara uçtu. Kardeşi doğduktan sonra onu herşeye dahil ettik, beraber baktık, beraber öptük, beraber sarıldık… Zorluklarını da gördü, güzelliklerini de. İlk zamanlar hayal kırıklığı da yaşadı ‘keşke hemen büyüse’ dedi. Onunla faaliyet yapmamı istediğinde kardeşi uyandı, bahçeye çıkmak istediğinde kardeşinin uykusu geldi. ‘Anne abla olmak zormuş’ da dedi. Ama genel olarak abla olmayı sevdi. Okuldan geldiğinde bana merhaba demeden kardeşinin yanına koştu. Gururlanarak herkese ‘ben Ekin’in ablasıyım’ dedi. Korudu kolladı. Kıskandığı da oldu itiraf da etti. Kardeşini sevip sevip sonra kendisine dönüp ‘zaten kardeşin senin kadar tatlı değil’ diyenlerin ikiyüzlülüğünü hemen yüzüne vuruverdi. ‘Benim kardeşim tatlı, zaten siz de şaka yapıyorsunuz, komik değil, zaten buna gerek de yok’ dedi.

Son on üç ayda herşey mükemmel değildi tabi, uykusuz kaldığım da oldu, yorgunluktan ölmek üzereyken misafir ağırladığımda, isyan ettiğimde oldu, ağladığımda belki ama anne kalbi diye bir şey var olumsuzlukları siliveriyor geriye verdikleri mutluluklar kalıyor. Yoksa insan ikinci bebeğe nasıl cesaret edebilir ki değil mi?

 IMG_11650190769062

 

12. Ay – Nice Mutlu Yıllara Ekin

Ekin’im doğalı tam bir yıl oldu… O yokken eksik gibi değildik ama o hayatımıza gireli sanki daha çok aile gibi olduk. Daha gürültülü, daha koşturmalı, daha detaycı, daha curcuna, daha şenlikli, daha çok anne, daha çok baba ama ilk kez abla ne bileyim bir sürü şey olduk işte bir yıl da. Bir süre elimizi eteğimizi çektik gezmelerimizden, hastalıkların biri bitti biri geldi, o götürdü diğeri getirdi. Uykusuz kaldık tam rahata erdik dediğimiz zamanda, elimizde derece sabahladık. Yeni mama tarifleri girdi hayatımıza. 

Her şey bir yana ‘denge’ merkezi oldu hayatımızın. Mesela bebeyi sevmek sımsıkı sarılmak doya doya öpüp koklamak için sabahladığımız geceleri bekledik. Abla kardeşini her ne kadar çok sevse de öyle bize hissettirmeden başka başka yanılgılara düşmesin istedik. Onu çok ama çok sevdiğimizi hissettirdik hep.

Ya şimdi bu bebe kalkmış ablasını kıskanıyor. İkisini de kucağıma aldığım bir gün ablasını ittirdi kucağımdan. İşte o yüzden herşeyden önce dengesi değişti yaşantımızın 🙂

Hep mutlu anıları olsun, mutlu anılar biriktirsinler…

İyi ki doğdun Ekin, İyi ki girdin hayatımıza… Nice yıllara sağlıkla, mutlulukla…

fotoğrafların devamı ve daha fazlası için lütfen tıklayın ve beğenin 😉

nnnnzzz ekin1 ekin2 ekin3 nnn nnnnzz

Yeni Stres Mevzuu – Çocuğum İlkokula Başlayacak

Küçükken ben her Eylül geldiğinde hüzünlenirdim. O zamanlar ‘okul açılacak yine ya’ diyeydi bu hüznüm daha çok. Büyüdüm büyüdüm Eylül’ü hala sevemedim okul yoktu artık ama yaz bitiyor diye hüzünleniyordum bu kez de.

Ama bu 2013 Eylül’ü başka bir anlam taşıyor bende. Her yeni gelişme de bir stres yaşanır ya. Ek gıda, tuvalete alıştırma, yatağını ayırma, anaokulu seçme, anaokuluna alışma gibi dönemlerin stresini Kumrimle çoktaaan geride bırakıp, yeni bir dönem yeni bir strese yelken açıyoruz. Çocuğum İlkokula Başlayacak Stresi (adını da ben koyuverdim)

Meriç bu yıl gerçekten okullu olacak. Arada Meriç’e moral vermek amacıyla muhabbet açıyorum ”aman da benim kızım okullu mu olacakmış, okuma yazma mı öğrenecekmiş” diyorum mesela hiç oralı değil. Bir yandan kendi heyecanımı bastırarak ”heyecanlı mısın?” diye soruyorum. ”Hayır değilim. Ben okula gitmek istemiyorum.” diyor o an saçlarımın prize takılmış gibi diken diken olduğunu hissediyorum. Ekliyor Kumricik ”hem o okulun ufacık parkı var.” Durumun ciddiyetinden bihaber, hala oyun da oyun 😦

– Okuma yazma öğrenmeyi çok istiyordun ya işte İlkokula başladığında öğretmenin öğretecek ve sen de kendi kitaplarını kendin okuyabileceksin diyorum en sevecen sesimle.

– Ben okuma yazma öğrenmek istemiyorum diyor en uyuz sesiyle.

– Artık büyüyorsun ne güzel (Meriç’e söylenecek en son söz oysa ki)

– Ben büyümek istemiyorum, keşke ben bebek olsaydım, Ekin abla olsaydı…

– Kerem abi gibi sende ödev yapacaksın, ben de yanında olacağım (yalannnn Babasına çoktan sattım ödev işini)

– Ben ödev yapmak istemiyorum diyor yine aynı sinir bozucu ses tonuyla.

– Kızım sıkılmadın mı kaç yıldır oyun okuluna (anaokulu) gidiyorsun. Artık gerçek okullu olacaksın işte. Herkes gidiyor bizde gittik, hem de çok isteyerek gittik. Okumayı öğrendiğimde öğretmenim kırmızı kurdele takmıştı, çok mutlu olmuştum falan filan…

– Ben evimizi seviyorum, parkımızı seviyorum okula gitmek istemiyorum diyor 😦

– Zaten eve erken geleceksin, sıkılmaya zamanın olmaz.

– Heyyy! öğleye kadar mı? (eh sonunda sevinecek bişi buldu)

– Hayır ikiye kadar.

– Yağmurun da mı? Belizin de mi? onlar da ikide çıkarsa yine oynarız, ağaca çıkarız, onu yaparız bunu yaparız bıdı bıdı…

– Kışın soğukta eskisi kadar parka çıkamazsın, onlar da çıkamaz zaten diyorum açtığım konunun gidişatından hoşnutsuz…

– Pöffff kışı sevmiyorum diyor  (ah bende bende)

Anaokuluna ilk başlayacağı zamanı hatırlıyorum da ne kadar kolay olmuştu. İlk günden alışıvermişti o minik elleriyle öğretmeninin elini tutup koridorda uzaklaşırken arkalarından bakakalmıştım. Gözümden yaşlar süzülürken bir gerçeği de anlamıştım ki asıl bana zordu bu yeni dönem.

İlkokul ise farklı, ciddi bir kurum neticede. İlkokul 1’de önemli bir dönem. Bir de değiştirdiler herşeyi ‘T harfi’, ‘te’ diye okunmaz ‘tı’ (hatta tıh gibi bişi çıkıyor) diye okunurmuş. Geçen yıl komşumuzun kızından öğrendim. Annesi de ‘tı, bı’ derken sallanan dişleri çabucak döküldü dedi. 🙂

El yazısı dersimiz vardı bizim hiç sevmezdim şimdi ise bütün dersler el yazısıyla.

Şimdi ona olduğu kadar bana da zor olduğunu düşünüyorum. Bunu düşündükçe stresim katlanıyor. Meriç Okumaya, yazmaya bu aralar hiç heves etmeyen aklı fikri oyunda bir kız çocuğu olduğu için Ödev yapmaktan çabucak sıkılacağını düşündüğüm için benim daha çok gözümde büyüyor. Kumri bir oyun oynamaktan, koşmaktan, zıplamaktan, yüzmekten bıkmadı. Yine de evrene olumlu mesaj göndermek istiyorum:  İlkokul çok güzel, başarıyla geçecek diyerek.  🙂

Çocuğum İlkokula Başlayacak Stresi’nin ne kadarını paylaşabildim bilmiyorum ama yazınca bir parça rahatladım. Umarım kolay atlatırız bu süreci ve bir dahaki İlkokul yazımın giriş cümlesi şöyle olur ‘Amannn amma abartmışım yahu, kızım, okuluna hemen alıştı, öğretmeni çok iyi, Kumri de okumaya, yazmaya, ödev yapmaya çok hevesli.

*Dipnot: Bu arada Evrene olumlu mesaj göndermek deyimini ilk kez bir cümle içinde kullandım şaşkınım :/ oysa saçma bulmuşumdur. Dua etmek bence daha mantıklı 🙂