Uykusuz bir gece…

Dün akrabalarım bebek ziyaretine geldi, malum bende sabah erkenden kalkıp evi toparladım, ikramlık hazırladım. Hazırlandım… Geldiler, yedik içtik, muhabbet ettik. Birbirimizi gördüğümüze memnun olduk, gittiler. Tabi ondan sonra evi tekrar toparla, mutfağı toparla derken akşam oldu. 

Akşam eşim arkadaşlarıyla yemeğe çıkacağını söyledi ben çaktırmamaya çalışsam da çok bozuldum. İki aydır ben iki kez pazara çıkabildim ben bunu bile sevinçle karşılarken onun yemeğe çıkacak olması beni sinirlendirdi.  Kıskançlık yapmışta olabilirim ama dedim ya çaktırmadım.

Ve misafirlerim gittikten sonra zırlamaya başlayan bebe bütün akşam ve gece susmadı ağladı durdu, kucak istedi yetmedi ayakta dolanmamı istedi. Kucağımda Ekin bebe evi arşınlayarak dolaşıyorum canım Meriç’iminde uyku saatleri yaklaşıyor hareketlerinden anlıyorum. ”Anne beni kaşır mısın? anne yanımda yatar mısın? anne kitap okur musun?” gibi o an bana oldukça zor gelen isteklerini tek tek sıralıyor. O da çocuk diye kendi kendime telkinde bulunuyorum en azından sinirimi ondan çıkarmamam gerektiğini biliyorum. Aslında istediğim şu halime acıyıp iyi geceler annecim deyip uyuması. Olmuyor. Bir yandan Meriç’in sırtını kaşıyorum ki bunu yaparken Ekin’in ağlamasını göze alıyorum. Ama Meriç’te bir türlü uyumuyor derken zaman geçiyor neyse ki uyuyor… Bu arada Baba hala gelmiyor. 

Ekin saat ilerledikçe beni iyiden iyiye çileden çıkarmaya başlıyor dahası güne erken başlamış, yorgun devam etmişim halim yok ki. Baba neyse 11:30 gibi geliyor. Ben adama surat yapıyorum, o konuşmaya çalıştıkça ben trip atıyorum, çocuğu elimden almaya çalışıyor ben vermiyorum falan. Sonra zorla aldı Ekin’i. Ben azcık kıvrılayım dedim yapamadım. Bir ara mutfağa gitti ben o ara Ekin’i kucakladım. Döndü ”ben yatıyorum canım ya yoruldum bugün” dedi. Haydaaaa ben kalakaldım ama yok sonra açtım ağzımı yumdum gözümü. ”İyi tamam sen yat ben bakayım kıza” dedi onu da vermedim gitti yattı. O an unutmuşum işte erkeklerin marstan bizim venüsten geldiğimizi. Ne trip atıyorsun di mi hala, ver bebeyi adama git yat. Neyse Ekin 02:30’a kadar ağladı, gözleri kızardı ağlamaktan, klasik müzik dinledik , elektrikli süpürge sesi dinledik, salladık, hopladık yok uyumadı bebe. O saatten sonra yattım ki kocam horluyor öyle böyle değil. Belki öyle böyle ama bana batıyor onun öyle uyuması zaten bütün akşamı dışarıda geçirmiş. Dürtüyorum, susuyor ama hemen tekrar başlıyor. Uyandırdım ”bana bak zaten bütün gün yoruldum, uykusuzum git Meriç’in odasına kızı buraya getir sen orada yat”, ‘ tamam’ dedi -belki hiç uyanmadan- Meriç’i getirdi kendi gitti yattı uyudu nereden mi biliyorum anında horlamaya başladı. Neyse artık kızıma sarılıp uyuyabilirim derken bu kez Meriç öksürmeye başladı ama ne öksürmek haydaaaa e yoktu şimdiye kadar bişi noldu ki derken uyumak yine hayal oldu bana gittim en kolayı karabiberle balı karıştırıp bir kaşık içirdim, biraz daha öksürse de uyudu. Bende sanırım o ara bayıldım. 

Sizi de bayıltmadım inşallah 🙂

İkinci ay bitti – Bunalım başladı

Ekin kızım iki aylık oldu. İki aylık dönemde çok büyük sıkıntılarımız olmadı çok şükür. Gazı çok aşırı olmasa da bazen onu kıvrandırıyor. Ve her gaz çıkarmada az da olsa gelen kaka sebebiyle poposunda mantar meydana geldi. Pişikten korkarken mantara yakalanmak da üzdü tabi. Doktorumuz bunun fazla gazı olmasından kaynaklandığını söyledi. Ve fazla gazı olmasına rağmen bebeğimin çok dayanıklı olduğunu söyledi. Maşallah!

Dün aile hekimliğinde ikinci ay aşılarını yaptırdık. Bu bebeğimin hoşlanmadığı gibi benimde hoşlanmadığım birşey. Onun ağlamasına dayanamıyorum. Meriç’in ilk aşılarında bu kadar ağlamadığını hatırlıyorum, azıcık mırıldanır uyumaya devam ederdi. Ekin yıktı ortalığı…

Meriç’in Ekin ile ikinci ayına gelince işte orada sıkıntı var gibi. Meriç’in huyu suyu değişmeye başladı. Oysa şimdiye kadar öyle güzeldi ki. Ablalık ona çok yakışmıştı, ‘vay be benim kızım abla olmak için doğmuş sanki’ diye seviniyor bir yandan da şaşırıyordun aslında bu duruma. Çünkü o çok ilgiyi seven bütün ilgiyi kendine isteyen bir çocuktu onun da tek aşırılığı budur herhalde zaten. Ve işte korkulan oldu, Meriç hırçınlaşmaya, olur olmaz şeylere tepki göstermeye başladı. Kardeşine karşı hiç bir olumsuz hareketi yok yine de. Alayım da karşıma bir konuşayım dediğimde de beni dinledi dinledi sonra beni dumur eden şu cümleyi kurdu ‘Anne söylediklerini düşünüyorum ama ben daha küçüğüm senin düşündüğün  gibi düşünemem ki’ dedi. Ben de konuşmayı bıraktım.

Bunlar beklenen şeylerdi. Çok şükür çok dert  edilecek şeyler de değil. Konuyu kendime getirmek istiyorum aslında bende de durumlar değişti gibi. Lohusalık Bunalımına henüz mü girdim anlamadım. Evimi hep çok özlerdim, Ev kadını olmak değildi de hayalim çocuklarımla uzun uzun vakitlerim olacak diye evde kalmak isterdim hep. Malum Meriç’e 8 ay bakabildim sonrası hep hasretlik, özlem ve de beraberinde vicdan azabı olmuştu. Ekin doğduğunda iki kızımla bol bol zaman geçirecek olmak düşüncesi çok mutlu ediyordu. Ve de şimdiye kadar eşim ve çocuklarıma adadığım evdeki günlerim çok iyi geçiyordu, yapamadıklarımı yapmak için elimden geleni yapıyordum. Yemek klasörümdeki hiç denemediğim tarifleri deniyor, tertemiz bir evim olsun diye kendimi paralıyordum. İşte bugünlerde ne olduysa oldu.  Sabah erkenden kalkıyorum ve hep aynı şeyler, topla, temizle, yemek yap… Evde olduğunda kadın kısmında birşeyler oluyormuş ya da vakitsizlikten titiz olamıyormuşum bilmiyorum. Misal Meriç ile yapacak bir faaliyet buluyoruz tam o esnada aklıma ocağı temizlemeyi unuttuğum geliyor ve içim içimi yiyor faaliyet bitse de gidip temizlesem modunda kızımla zaman geçiriyorum, buna üzülüyorum ama kendime engel olamıyorum ki. Çalışırken öyle miydi oysa. Hafta sonları hafta içi ilgilenemediğim için kızıma daha çok zaman ayırıyor, ne ocak ne ütü kafamda dönüp durmuyordu. Eğer gezilecekse de kapıyı kapatıp çıkıyordum dağınıkmış pismiş umursamıyordum. Şimdi içime Ayşe Teyze kaçmış gibi hissediyorum.  

Lohusalık döneminin 6 hafta sürdüğünü okumuştum ben ilk 6 haftayı çok iyi geçirdim oysa nolduysa bugünlerde oldu, az önce komşum sordu evde olmak nasıl diye ilk kez ona söyledim sıkıldığımı şimdi de size. Çocuklarını düşünmeyen bir anne mi oldum bu itirafımla bilmiyorum.

İlk resimde Meriç’in geçen yıl çizdiği aile resmimiz, ikinci resimde de bu yıl çizdiği aile resmimiz aradaki farkı bulun 🙂

bizgeçenyılbizbuyıl

Herkes öğretmen olmasın!

Biz zamane anneleri çocuklarımızın psikolojilerine çok önem veriyoruz ya, özgür olsun, kendini ifade etme becerisi gelişsin, özgüveni gelişsin diye yırtıyoruz ya kendimizi. Küfürden, şiddetten uzak durması için çabalıyoruz. Bu aralar sürekli nereye kadar diye düşünüyorum. Nereye kadar onları yarattığımız cam fanusumuzda yetiştireceğiz. Evde pek sorun olmuyor çekirdek aile olarak birbirimizi anlıyor, eşim ya da ben koyduğumuz kuralları biliyoruz ona göre davranıyoruz. TV’de şiddet vs. varsa Tv kapanıyor kanal değişiyor. Konuşmalarımız hep dikkatli küfür edeceğimiz zaman içimizden ona kadar sayıyor bu isteğimizi bastırıyoruz. Ya da Meriç’e sinirlendiğimizde bazen sesler yükselse de sabırlı davranmaya sorunun kendimizce belki acemice kaynağına inmeye özen gösteriyoruz. Konuşuyoruz, konuşuyoruz…

Ama işte nereye kadar. Geçenlerde gittiği okulun ilkokul kısmının önünden geçerken ilkokul bebelerinin ağzından çıkan küfürleri işittiğimde küçük dilimi yutacaktım. Bizim ağzımızdan ‘Oha’ çıktığında Meriç ‘Anne oha dedi’ diye şaşırıp kalıyor. İki yıllık kreş geçmişinde çok şükür hep bizi destekleyen bir eğitim aldı. Ama bu yıl gönderdiğimiz devlet anaokulundan da bir o kadar memnun değilim. Bu alıştığımız özel okul hizmetini bekliyor olmamdan kaynaklanmıyor. Devlet okuluna gidip te çok memnun olan arkadaşlarımın çocukları var ama biz şanssızız bu konuda. Neden mi?

Bir kere çocukları sevmeyen bir öğretmenimiz var. Bu da anaokulu öğrencisi için çok çok önemli bir sorun. Onların sevgiye ihtiyaçları var, şefkate. Ben bu yaşına kadar onu korumuşum kollamışım okumuş bilmediklerimi öğrenmiş yanlış bir şey yapmaktan kaçınmışım ve artık öğretmenine emanet etmişim. Bu konuda ona güvenmeyeceğim de kime güveneceğim değil mi? Ki o bu işin, yani benim ordan burdan duyup uyguladıklarımın, kitaplardan okuduklarımın doğru ya da yanlış bildiklerimin en alasının, eğitimini almış. Bende ya da Meriç’te yanlış bir şey gördüğünde uyarmasını düzeltmesini beklerken öğretmenimizin öyle olumsuz davranışlarına, konuşmalarına şahit oldum ve olduk ki… Şaşırdık kaldık, ne yapacağımızı bilemedik önce. Sonra diğer bir kaç veli ile  rehber öğretmenimize derdimizi anlattık. Sonuç vermedi, ilgileneceğini söylediği halde hiç bir şey yapmadı maalesef, tekrar gittiğimizde de bizi müdüre yönlendirdi. Bizde müdüre gittik ama sonuç aynı. Hala sınıf annemiz öğretmenden bir dolu hakaret yemiş müdür onu açık ettiği için. Yani sorun öyle böyle bir sorun değil aslında sorunun çözülmesini beklemek hayal gibi bir şey.

Onun için diyorum ki öğretmenlerin kpss işkencesi yaşamasını, atama çilesi çekmesini doğru bulmasam da en azından psikolojik testten geçmesi gerektiğini şiddetle savunuyorum. Lise öğrencisinin öğretmeninden göreceği sevgiye ve şefkate belki gereksinimi yoktur ama anaokulu ve ilkokul bebelerinin çok çok ihtiyacı var. Öğretmeni  onu okulu sevdirecek ki uzuuuuun seneler gideceği eğitim öğretim kurumundan soğumasın, öğretmenlerine sevgi, saygı duysun. Şu anda Meriç okula gitmemek için türlü numaralar yapıyor. Ve öğretmeninin yaptığı herşeyi de anlatıyor.

En çok etkilendiğim şey de geçen dedi ki” anne ben öğretmen olmaya karar verdim ama bağırmayan bir öğretmen olacağım ben” 😦

İkinci Çocuk Üzerine

Evvet, kızçelerimi uyutup hep aklımda olan ikinci çocuk hakkındaki yazımı yazabilirim. Ziyaretime gelen, arayan eş, dost ve akrabalarımdan sıkça İkinci çocuk nasıl bir şey?, nasıl karar verdiniz?, zor mu? ablasının davranışları nasıl? gibi soruları sıkça duyuyorum.

Meriç’in bebekliği baya zordu bir kahve yapıp içemediğimi hatırlıyorum ki biliyorum içebilsem hayat o kadar zor gelmeyecek. Akşam eşim eve geldiğinde tanınmayacak halde oluyordum. Saçım başım darmadağın, üzerimdeki kıyafet kusmuk içinde ve evin hali de en az benim kadar içler acısı durumdaydı. Ama çok şükür geceleri iyi uyuyan bir bebekti de bu sayede toparlanabiliyordum.

İkinci çocuğu hep istedik ama hep de erteledik,  ertelememizde o zor dönemleri unutmamanın etkisi çok oldu sanırım. Herkesin kardeşi olacak diye birşey yok demeye başlamıştım ki geçen sene Meriç sürekli kardeş istediğini dile getirip ağlamaya başladı. Biz elbette o sussun diye yapmadık ama yapmazsak ta ona haksızlık yapmış olacağımızı düşündük. Ve işte Ekin geldi çok şükür geldi.

Zor olmaz mı iki çocuklu hayat elbette zor. Mesela bu yazıya başlarken kızçelerimi uyuttum yazımı yazmaya koyuldum demiştim yaklaşık iki saat önceydi. Bu arada Ekin uyandı, onu emzirdim, altını temizledim, uykusu olduğu halde uyumayan kızıma uzunnn şişşşt sesi yapıp salladım ama nafile uyumadı. Kucağımda dolaştırdım, ayağımda salladım neyse ki bi şekilde uyudu.

Ablasının davranışlarına gelince, kardeşiyle çok ilgili, ona çok merhametli bir abla olmasına karşılık bize karşı hırçınlığı baş göstermeye başladı. Zaten hep ilgiyi seven bir çocuktu ama bugünlerde daha da arttı ilgi beklentisi. Bunlar beklenen şeylerdi başta yapmayınca süper bir kızım var diye düşünmeye başlamıştım. Geçen gece kucağımda kardeşi varken onun da uykusu geldi onu kucaklamamı isteyemedi bebek var diye ama yakınımda uzandı ve sırtını kaşımamı istedi. Ben zorlanınca ”kucağına gelmek istiyorum ama kardeşim olduğu için gelemiyorum sen sırtımı kaşırsan kucağındaymışım gibi olurum” dedi. Benim de o anda gözlerimden yaşlar süzüldü. 

Bu arada Meriç’in ne kadar büyüdüğünü anladım İkinci çocukla. halbuki o benim gözümde hala bebekti. Minicik elleri, minicik burnu olan tatlı bebeğimdi benim. Şimdi Ekin’e bakınca meğer ne kadar büyümüş kızım diyorum. 

Benimse ikinci çocuk ile ilgili en başta korkum onu Meriç’i sevdiğim kadar sevemezsem korkusuydu. Ama ilginçtir ki tüm zorluklarına rağmen o da ilk çocuk gibi seviliyormuş. Öyle kendiliğinden gelen kendisiyle birlikte gelen bir sevgi bu daha hastanede ilk karşılaşmada hissettiğim bir sevgi o da çoktan kalbimdeki yerini almıştı bile. Yani Meriç’e ayırdığım zaman azalmış olsa da sevgim de hiç azalma olmadı.

Resim 469

Öyle işte…

Bilgisayarı açmak bile zor geliyor bari deftere yazayım anılarımı diyorum ama yok ona da hiç vakit bulamadığım gibi defter tutmak daha yorucu geliyor. 

Ekin genel olarak gün içinde uyuyan çok ağlamayan bir bebek olsa da akşamları uyuma zorluğu çekiyor ve de çok ağlıyor. Babası bu duruma bozuluyor o istiyor ki eve geldiğinde pamuk gibi dertsiz sessiz bir bebek bir de ben yorulunca ona bıraktığımda Ekin’e acaip sorular sorarken yakalıyorum onu. Mesela ‘neyin var kızım ne istiyorsun?’ çaktırmıyorum (bırakıverir diye) ama çok gülüyorum. Kız deyiverse ‘baba koş bana marketten çikolata al’ atlayıp gidecek zaar 😛 Ne isteyecek işte meme ister e karnı tok o zaman gazı vardır uğraş çabala bebenin gazını çıkar. Kıza niye soruyorsun değil mi? 🙂

Neyse sağolsun akşamları işten yorgun geldiği halde bebeye bakmada bana yardımcı oluyor. Bende abuk sorularına kulaklarımı tıkıyorum girmiyorum baba kız arasına. 

İşte bizim evin Kızlar Takımı 🙂

ekin13