Akyaka’da Bir Huzurlu Tatil – 2

Geçen yazımda kocamın plansız programsız tatil fikrine katılırmış gibi görünüp, el altından nerelerde kalınır, nerelere geziler yapılmalı, kalınacak yerler vs. araştırdığımı parantez içinde söylemiştim.

Onun benim hain planlarımı anlaması çok uzun sürmedi tabi 🙂

Öncelikle dün de bahsettiğim Kadın Azmağı, Akyaka’nın en meşhur yerlerinden biri şanslıydık ki apartımız tam da Azmak manzaralıydı. Okaliptus ağaçlarının gölgesinde akşamları oturup bir yandan doğal yolla serinleyip bir yandan dere de gezen tekneleri, kazları, yüzen cengaverleri izlemek, manzaranın güzelliğini hafızama ve fotoğraf makinamın hafızasına işlemek çok zevkliydi.

Madem yüzemiyoruz biz de Azmakta tekne turu yaparız diyerek (bu gitmeden önce zaten araştırdığım bir geziydi) gayet uygun fiyata tekne bulduk. Tekne de bildiğiniz küçük balıkçı teknesi.  Ben gittim teknenin en başına oturdum fotoğraf çekeceğim ya,  ama en güzel fotoğraflar bende olmalı bencilliğiyle yaptığım bu hareket maalesef hüsranla sonuçlandı. O tekne döndü döndü ben kıç tarafında kaldım iyi mi? Fotoğraf çekimlerinde her karemde bir koca kafa, el, ayak o da olmadı başkasının uzattığı fotoğraf makinası oldu, benim fotoğraflar da fiyasko oldu tabi. Neyse siz siz olun fotoğraf çekecekseniz teknenin başı sonu nerede iyice hesap edin de oturun. Fotoğraflar fiyasko olsa da 40-45 dakika süren mini tekne turu gayet güzeldi. Derenin içinde küçüklü büyüklü balık grupları bi sağa bir sola kaçışıyordu ve pırıl pırıl  suyun içinde adeta  yemyeşil bir orman vardı. Nereye bakacağımızı şaşırarak, adeta kocaman bir akvaryum izler gibi  şölen yaşadık.

Azmağın suyu yat teknelerinin olduğu yerlerde denize karışıyor denize girdiğinizde de zaten kimi yerlerde soğuk kimi yerlerde ılık olarak bunu hissedebiliyorsunuz ki başlarda bir şok etkisi yapıyor 🙂 

Asıl tekne turu için İzmir’den gelecek arkadaşlarımızı bekledik. Onlar geldiklerinde güzel bir tekne ayarladık tabi yine sihirli kelime ‘huzur’ idi. Çünkü gözlemledik ki çok büyük olan teknelerde bangır bangır müzik yayını yapıldığı gibi kalabalıkta balık istifi gezi hele ki çocukla işkence gibi oluyor. Neyse ki biz çok güzel bir tekne bulduk. Oldukça konforluydu. Yolcu sayısını 15-20 kişiyle sınırlı tutan kaptanımız öncelikli olarak yolcuların rahatını düşünmüş gibiydi. Kimse sıcakta kalmadı bi kere. Güneşlenmek isteyenler için teknenin üst kısmını ayırmışlar, uyuyan, uyumak isteyen çocuklar ve teknedeki tek hamiş olan benim için kamaralarını kullanabileceğimizi bile söylediler. Müzik yoktu, doğanın, çocuklarımızın sesi bize yetti de arttı bile 🙂 Kocaman gezi teknelerinin iki katı ücret ödesek te giderseniz bizim gibi daha küçük, kalabalık olmayan teknelerle daha çok tadını çıkaracağınızı bilmenizi isterim.

Sanırım altı koya gitti teknemiz, isimlerini kesin olarak hatırlamamakla birlikte hepsinin birbirinden güzel olduğunu söylemeliyim. Ülkemizde ki her güzel koydan birine verilen isim gibi koylardan birinin adı Akvaryum Koyu idi, biri Lacivert Koy, Yer altı mağaralarının olduğu başka güzel bir koy ve beni geçen sefer gittiğimde kendine aşık eden, oradaki gibi kumu, denizin rengini başka bir yerde görmediğim için asla unutamadığım, dillere destan aşk hikayesiyle de ilgi gören Cleopatra (Sedir) Adası aklıma gelenler. Akyaka’ya gittiğinizde bir gününüzü bu tekne gezisine ayırmalısınız ve tertemiz denizde yüzmek gibisi yok. Tekne turunda Meriç’te çok eğlendi, her koyda attı kendini denize, son kişi kalana kadar da çıkmadı tekneye. Arkadaşları da yanında olunca keyifliydi her şey onun için. Bir ara teknenin dümenini bile geçirdi.  

Marmaris gezimizden zaten geçen yazımda bahsetmiştim. Öyle bir akşam üstü çıkıverdiğimiz ama bir an önce Akyaka’mıza dönmek için çabaladığımız bir gezi olmuştu. Marmaris’in merkezinden çok civarını gezmeyi sevmişizdir hep. Denizi, yeşili, mis gibi havasıyla eşsiz güzelliklere sahiptir Marmaris. Ama gece en azından bizim için çok gürültülü, kalabalık ve bunaltıcı idi kusura bakma Emmoğlu 🙂

Son günümüzde yine benim gitmeden önce araştırdığım iş yerinden arkadaşlarımın da gidip beğenmesi ile listeye eklediğim yer olan Beyobası – Yuvarlakçay’a gittik. Bu kez Muğla’da yaşayan teyze kızımı da aldık aramıza, o da benim gibi hamile,  üstelik aramızda iki hafta falan var.

Beyobası, Akyaka’ya 30-40 dk mesafede Muğla Fethiye yolu üzerinde bir köy. Beyobası tabelasından saptıktan sonra girdiğimiz dar, toprak yol pek de güzel değildi ve açıkcası o kadar kişiyi sürüklediğim için neredeyse suçluluk duymaya başlıyordum ki hedeflediğimiz yere gelince, eşimin, arkadaş, çocuk ve akrabalarımın yüzündeki mutluluğu görünce rahat bir nefes aldım. ‘O kadar yolu geldiğimize değdi’ dediklerinde ben daha çok mutlu oldum. Bildiğiniz köy burası ama orayı farklı ve özel kılan Yuvarlakçay. Otuz bin dönümlük araziyi besleyen, çevre halkının göz bebeği olan bir dere. Biz de bu derenin olanca haşmetiyle içinden geçtiği bir tesise girdik. Bir de ne görelim orası başka bir alem ve elin turisti çoktan keşfetmiş de keyfini çıkarıyor. Doğal klimalı bir mekan, öyle serin öyle güzel ki, hemen şelale manzaralı bir köşe bulup kurulduk. Ayaklarımızı suya sokup çıkarmamız bir oluyor soğuktan. 

Büyüklere kiremitte alabalık, çocuklara kiremitte köfte söyledik. Deniz balığının yeri  yasak olmasına rağmen ayrıdır benim için ama burada yediğim alabalıkta oldukça lezzetliydi. Kendimi öyle kaptırmışım ki balığı silip süpürdükten sonra balığın tabakta kalan yağını ekmeğe bana bana yerken buldum kendimi 🙂 

Civarda dolaşıp fotoğraf çekmek istedim ama çaydan uzaklaştıkça hava öyle çok değişiyordu ki sıcakta hiç iyi bir fikir olmadığını görüp, bi kaç börtü böcek çektikten sonra Beyobasından ayrıldık. Arkadaşlarımızla Akyaka’da vedalaştık, ne yalan söyliyeyim asıl zoru Akyaka’dan vedalaşmaktı. Akyaka için bir hafta iyi bir süre aslında, daha uzun olsa belki sıkıcı gelirdi ne var ki şu anda yazmak yerine yeniden oraları yaşamak isterdim. 

Biz Muğla’ya doğru devam ederken eşimin merakıyla girdiğimiz yeni bir sapakta Seyirtepe oldu. Eşim seçti diye demiyorum tek güzel yanı Akyaka ve civarına son kez tepeden bakmaktı. Yürüyüş yolu kamelyalar falan yapılmış ama öylece de bırakılmış, terkedilmiş bir görünümü vardı. Tırsmadım desem yalan olur. Ama duyduk ki buralarda kamp kurup, doğa yürüyüşü yapılıyormuş. Sanırım baharda falan yapıyorlardır. Biz almayalım dedik ve Teyze kızını evine bıraktıktan sonra Çine’de bir gözleme molası verip İzmir’e, evimize doğru durmaksızın yol aldık.

Eve vardığımızda da insanın evi gibisi yok dedik tabi 🙂

Reklamlar

Akyaka’da Bir Huzurlu Tatil – 2” üzerine 2 yorum

  1. Ne kadar guzel bir yazi olmus, biz de bu sene 2 yasindaki kizimla Akyakaya gidecegiz. Tekne turuna kizmi goturmeyi planlamiyordum ama dediginiz gibi tekneler varsa neden olmasin dedim. Tekneye yine Akyaka’dan bindiniz degil mi? Bir de en azindan fikir olmasi icin ucret ne kadar verdiniz? Cok tesekkurler

    • Merhaba, öncelikle yazımı beğenmiş olmanıza sevindim, teşekkür ederim. Biz de tekneye diğer teknelerle aynı yerden Akyaka’dan bindik. Diğer teknelere göre daha fazla ücret ödedik (diğer tekneler 25 TL iken biz 50 TL ödedik) kızınızla çok rahat edeceğinize eminim. Sevgilerimle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s