Kendiliğinden…

Bugün sağanak yağışlı bir güne uyandık İzmir’de. Evden çıkış saatimizde iyice bastıran yağmur yarım saat uğraşıp düzleştirdiğim saçlarımı saniyeler içerisinde  bozup kabarttı. Kendimi Külkedisi gibi hissettim o an… Yağmurun yolumuzu nasıl sele çevirdiğinden işe geç kaldığımızdan değil de saçıma verdiğim emeğin bir anda boşa gitmiş olmasından bahsetmemi de kadın aklıma veriyorum sevgili okur :)

Neyse efendim asıl bahsetmek istediğim bu sel tufanın sonrasında şehrimi kaplayan kara bulutlar, çiseleyen yağmurun bende yarattığı melankolik durumdu aslında. Bu hava ile çok eskilere gittim ta Meriç’in bebekliğine, geçen yıllarla birlikte büyümesini izledim fotoğraflarda, sonra onüç aydır abla olmasına kadar geldim de birlikte büyümelerini seyrettim… Yine zamanın nasıl çabuk geçtiğine şaşırarak…

Ekin’e hamileyken kafamı kurcalayan soru iki kardeş arasında nasıl denge kuracağımdı. İki çocuklu arkadaşlarıma hep soruyordum nasıl sağladınız bu dengeyi diye. Aldığım cevap genelde birbirine yakın oluyordu ‘zamanla kendiliğinden geliştiği şeklinde’ o zaman çok anlamlandıramıyordum, sanki bir formülü vardı da onu arıyordum.

Şimdi on üç aydır bizim evde de kendiliğinden gelişen yeni bir denge var. Ve bana da sorsalar bu dengeyi nasıl sağladın diye verecek cevabım yok. Evimizdeki her birey farklı bir karakter. İşte o karakterlere göre değişen bir denge bu. Dolayısıyla başkasının formülü bana benim formülüm başkasına yaramaz. İsmi hiç lazım olmayan bir profesörün kardeşlikle, dengeyle ilgili söylediği ne varsa kendi gibi yalan çıktı bu durumda. Onun yazıp söylediği şeyleri yapsam Meriç asla kabullenmezdi. O diyor ki çocuklardan birine sarılırken ‘seni daha çok seviyorum’ de, diğerine sarılırken de ‘seni daha çok seviyorum’ de. Meriç böyle birşey söylesem ‘sen nasıl bir annesin, kardeşimi neden daha az seviyorsun, onun da sevgiye ihtiyacı var, o daha bebek’ der sonra oturur ağlardı.

Bizde de kendiliğinden gelişti işte her şey. Meriç kardeşi olmasını çok istedi, kız kardeşim olsun diye oturdu geceleri dua etti. Biz kızkardeşi olacağını söylediğimizde havalara uçtu. Kardeşi doğduktan sonra onu herşeye dahil ettik, beraber baktık, beraber öptük, beraber sarıldık… Zorluklarını da gördü, güzelliklerini de. İlk zamanlar hayal kırıklığı da yaşadı ‘keşke hemen büyüse’ dedi. Onunla faaliyet yapmamı istediğinde kardeşi uyandı, bahçeye çıkmak istediğinde kardeşinin uykusu geldi. ‘Anne abla olmak zormuş’ da dedi. Ama genel olarak abla olmayı sevdi. Okuldan geldiğinde bana merhaba demeden kardeşinin yanına koştu. Gururlanarak herkese ‘ben Ekin’in ablasıyım’ dedi. Korudu kolladı. Kıskandığı da oldu itiraf da etti. Kardeşini sevip sevip sonra kendisine dönüp ‘zaten kardeşin senin kadar tatlı değil’ diyenlerin ikiyüzlülüğünü hemen yüzüne vuruverdi. ‘Benim kardeşim tatlı, zaten siz de şaka yapıyorsunuz, komik değil, zaten buna gerek de yok’ dedi.

Son on üç ayda herşey mükemmel değildi tabi, uykusuz kaldığım da oldu, yorgunluktan ölmek üzereyken misafir ağırladığımda, isyan ettiğimde oldu, ağladığımda belki ama anne kalbi diye bir şey var olumsuzlukları siliveriyor geriye verdikleri mutluluklar kalıyor. Yoksa insan ikinci bebeğe nasıl cesaret edebilir ki değil mi?

 IMG_11650190769062

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s