Yeni yılmış aman ne güzel…

Bir yılın daha sonuna geldiğimiz mesajını veren Aralık ayını sevmemiştim zaten. Ortalarında Yeni yıl çılgınlığı diyebileceğimiz bir olay peydah oluyor ya işte ona benim sinirlerim dayanmıyor. O dönemde gayet iyi niyetle sorulan ”yılbaşında ne yapacaksınız??” sorusu bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor şimdiler de. Yine de sadece ”hiç” diyorum. 

Facebookta bir yılbaşı ağacı uygulaması, Twitterde en entel yeni yıl dilekleri, bloglarda bir mutluluk, bir heyecanlı kıpırdanış. En kırmızı, en geyikli, en ho ho ho’lu en daha önce yazılmamış sıfır dilekli blog benimki olacak telaşının,  kırmızıya dönmüş vitrinlerden, sokaklardaki yanıp sönen ışıklardan bir farkı yok bana göre. Benim fikrim bu tabi, yazan arkadaşın iyi niyetinden şüphem yok. Ama ne yani, takvim değişiyor yıl 2011’den 2012’ye geçiyor evet, her yıl yeni umutlar, yeni kararlar, sanki noel baba gelip 2011’in tüm olumsuzluklarını silecek cillop bir 2012 tutuşturacak elimize. ”Zaten Noel baba doğru dürüst biri olsa bacadan değil kapıdan girerdi.” Ho ho ho🙂 (Noel baba ile ilgili en çok bu söze güldüm İmza : Keşan Müftüsü)

Madem bu kadar verdim veriştirdim benim hissettiklerimden bahsedeyim değil mi? Eskiden bu kadar tepkili değildim ben gelen yıllara, plan yapmayı seven ben, yılbaşı programları da yapardım hevesle, arkadaşlarla vur patlasın çal oynasın kutlamışlığımız çok olmuştur mesela. Evde kutlamaya Meriç’in hayatımıza katılışından sonra başladık diyebilirim. Onun her geçen yıl büyümesini izlemek iyi güzel de bu aynı zamanda ”yaşlandın be Şükriye” demek oluyor ya ona bozuluyorum ben aslında. Artık çocuklu hayata geçişten sonra mı yoksa 30’lu yaşların hissettirdiklerimi bunlar bilemiyorum. Annem bile arayıp ”yılbaşında ne yapacaksınız” diye soruyor da benim bişiler programlamaya hiç takatim olmuyor. Ne geçen yılın nasıl geçtiğinin muhasebesini yapacak halim ne de gelecek yıla bağlayacak bir dolu umutlarım, hayallerim var.  Sadece geçen koskoca bir yılın ağırlığı var omuzlarımda. ”Bir yıl daha geçti gitti” üzüntüsünü yaşayan sadece ben miyim?

Koskoca 365 gün üzüntüsüyle, sevinciyle, telaşıyla, heyecanıyla, yenilikleriyle geldiiiii ve geçti… Yarın doğum günüm… Nerde o eski heyecanlar. Bir kaç hafta önceden türlü şımarıklıklarla duyurmaya başlardım. Al işte şimdi 34 oldum! Cahit Sıtkı Tarancı’nın meşhur şiiri 35 Yaş‘ı eskiden dinlerken ”oooo daha çok var derdim” sahi ne çabuk geçti… Şimdi 35’e 1 kala’yı oynuyorum… 

Yazdıklarımdan yaşadıklarımla ilgili bir sorunum varmış gibi algılanma ihtimaline karşın tam tersi yaşadığım herşey için Allah’a şükrettiğimi,  çünkü gerçekten beni mutlu eden şeyler yaşadığımı söylemek isterim. İyi kötü ne varsa yaşadığım bana yeni şeyler ekledi, gerek hayatı tanımam yönünde, gerekse sorgulamam yönünde. Ama işte içimde herşeyin bir gün eskisi gibi olacağı inancı var ya (daha önce bu hayalimden sık sık bahsetmiştim) sanki dedelerim ninelerim ve tüm artık hayatımda olmayan eski arkadaşlarımla yeniden birarada olabilecekmişiz gibi gerçeküstü isteklerime her geçen yılda uzaklaştığımı hissettiğimdendir belki bu derin üzüntüm, her geçen yıla daha kızgın oluşum…

İşte kendimi tuttum tuttum ama en sonunda yazmaya karar verdim. En kırmızısız, en ho ho hosuz, en sevgi pıtırcıksız en üzgün bir yeni yıl yazısı size…

Bari bahsedilen şiirden bir dörtlükle sonlandırayım yazımı da tam olsun🙂

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. 
Dante gibi ortasındayız ömrün. 
Delikanlı çağımızdaki cevher, 
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, 
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Cahit Sıtkı Tarancı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s