Sanal Alem başka bir alem ve Cumhuriyet Bayramı üzerine

Sanal alem gerçekten başka bir alem. İlk tanıştığımı günleri hatırlıyorum da nereden nereye… İlk mail adresi alırken kendi ismimle almamıştım mesela, çünkü bunun yanlış olduğunu, kimliğimi sürekli gizli tutmam gerektiğini söyleyip çeşitli uyarılarda bulunmuştu arkadaşlarım. Bende zaten hepi topu bir elin parmakları kadar olan arkadaş listemin karşısında başka bir kimlikle bulunuyordum. Bundan rahatsız olmadım desem yalan olur.

Sonra MSN olayı çıktı, titreşimler, çeşitli smile’ler, çiçekler böcekler gönderdik bu vasıta ile. Hatta öyle ki iş arkadaşımla (karşılıklı masalarda oturduğum) MSN’den görüşür olduk. Ekrana sanki birazdan bir mucize gönderilecekmiş gibi kocaman gözlerle bakar olduk, bazen bakarken alık alık gülümser bulduk kendimizi. Biz böyle bulduğumuza göre o halimizi dışardan bakan gözler nasıl bulmuştur varın siz düşünün. Derken benim hayatıma fotoğraf siteleri girdi. Orada insanların büyük oranda kendilerini gizlemediklerini hatta fotoğraflarla, fotoğraf altı yazılarla kendilerini anlatma gayretinde olduklarını fark ettim. Bu benimde sanal alemde kendimi bulmama sebep olmuştur. Artık sukriyekorkmaz’dım. Mail adresim de kendi ismimle oldu vs. Derken…

Hayatımıza Facebook girdi. Nasıl biranda yayıldı, arkadaşlarımla ‘napıyorsun Facebook’u çözmeye çalışıyorum’ şeklinde konuşmalarımız arttı o zamanlar ama bende o ara yeni doğum yapmış taze bir anne olarak çözmem gereken daha önemli işlerim vardı. Ama yine de bu Facebook çılgınlığı beni de içine almakta çok zaman geçmedi. Dalıverdim bu uçsuz bucaksız paylaşım çılgınlığına. Önce en yakın arkadaşlarımla birbirimize nazar boncukları, hediyeler gönderdik. Ama o öyle bir çılgınlık ki durmadan gelişen değişen bir ağ. İçine almakta her halini kabullenmekte çok zaman kaybetmedik. Fotoğraflarımızı, özel hayatımızı paylaşıp paylaşıp durduk. ‘kızım uyurken’, ‘kızım kaka yaptı yaşasın’ vs. Şeklinde kendimizden çok özel haberler verip çok özel haberler aldık. Gerekli gereksiz… Şimdi yüzlerce arkadaşım var bu âlemde.

Bir de twitter çıktı bu arada insanlar kendi isimleri ya da nickname’leri ile durmadan bir şeyler paylaşıp yazıyorlar. Dışardan bakan birine Twitter’i anlatırken garipsiyorum ‘işte arkadaşlar var onlar yazıyor sende onlara bakıyorsun, sende yazıyorsun ama 140 karakterle yazacağını anlatmak zorundasın’ ne tuhaf geliyor kulağa. Ama orasının da rengi başka. Yine arkadaşlarını kendin seçiyorsun, yazdıklarıyla ve yazdıkalrınla anasayfan oluşuyor, şimdi iyice yaygınlaştı, reklam için, tanıtım için kullananlarda var.

Orada Cumhurbaşkanı da var, Başbakan da, gazeteci, sanatçı, şarkıcı, oyuncu takımı da. Onlara da yazabilmemin dayanılmaz rahatlığı var. İnsanlar dobra dobra paylaşıyorlar. Bende çok sevdiğimi itiraf etmeliyim bu ortamı. Hele ki bunlardan öte arkadaşlıklar kazanıyorsun ki gerçek hayatta bulamazsın bu sıcaklığı, yakınlığı. O derece ciddiyim. Tabi her türlüsü var ben sevdiğim kişilerden oluşturdum listemi. O yüzden çok beğeniyorum anasayfamı.

Bunlardan birisi var ki beni gerçekten hayatta iyi güzel şeyler olabileceği ile ilgili çok güzel bir hayat dersi verdi. Ta Amerika’dan sadece twitter’dan ve bloğundan paylaşımları sayesinde tanıdığım ve hayran olduğum, sosyal sorumluluk projeleri ve halk sağlığı üzerine çok kafa patlattığını bildiğim sevgili arkadaşım Fatoş, Sanal alemin aslında bu ekranda sınırlı olmadığını, okyanus ötesinden sınırları aşıp gelen üç karamelli, fıstıklı elma şekeri ile ispatladı. Yanında ufak bir kartta vardı ki beni kocaman ağlatmaya yetti. Peki bu şekerler kıyılıp yenilir miydi? Afiyetle yendi 🙂

Dediğim gibi sanal alem çok da sanal değil aslında çoğu zaman herkesten yakın.

Öyle değil mi? Biliyorum ki, gerçek hayatta arkadaşlarınızla, ailenizle konuşmadıklarınızı orada yazarak rahatlıyor, sizin gibi düşünen insanları görünce, ya da sizin gibi düşünmeyenleri de gördüğünüzde o çeşitlilikten mutlu oluyorsunuz. Tamam bazen kızıyorsunuz da.

Facebook ve Twitter’da kendimi yeterince anlatamadığımı düşündüğümde, yaşadıklarımızdan kızıma da bir şeylerin kalmasını gerekli gördüğümde de bu bloğu oluşturdum. Kimbilir bir gün bu blogda yetersiz geldiğinde ne gibi bir alemde olacağım.

İşte böyle benim sanal dünyayla olan ilişkim.

Günün anlamına binaen birkaç satır yazmadan geçmek istemiyorum. Bugün Cumhuriyetimizin 88. Yıldönümü. Atatürk ve silah arkadaşlarının hiç de kolay kurmadığı uğruna büyük mücadele verdiği bu bayramı Devlet büyüklerimiz Van’da yaşanan deprem felaketini sebep göstermesi sebebiyle önce Cumhuriyet resepsiyonu iptal etti. Sonrasında da okullarda da Cumhuriyet Bayramı törenleri iptal edildi. Ben de bu duruma çok üzülenlerdenim. Çünkü bu çalgılı çengili bir kutlama değil sonuçta. Vatan uğruna ölen Başta büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’e ve sonra tüm şehitlerimizin anısına bu bayram kutlanmalıydı memleketimin her bir yanında. Twitter ve Facebook’ta gördüm ki resmi tören olmasa da sivil törenler çok sayıda olacak bugün, bu bir nebze olsun rahatlatıyor. Meriç’te öğrendiği şiirler ve bayrağı ile kutluyor bu günü, farkında olarak…

Bu vatan uğruna canından olmuş tüm şehitlerimize ve Van’da ki depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Ancak Van’da hayatını kaybedenlere saygısızlık olmasın diye şehitlerimize yapılan saygısızlığı da kabul edemiyorum. Kimse kusura bakmasın… 29.10.2011

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s