Plandı, programdı hikaye Balıklıova şahane

Bu aralar yazmak zor geliyor, yazacak şey çok, yazacak hal olmuyor üstüne üstlük az önce yazdığım o kadar şey bi anda kayboldu. 

Plan-program insanıyım, bu yüzden son dakika sürprizleri, aksaklıklar, ertelemeler, aksilikler canımı sıkar. Alternatif programlar geliştirsem de can sıkılmıştır bir kere.

Geçtiğimiz hafta Meriç’in okuluna Yerli Malı Kutlama etkinliğine gittim. Yine heyecanla gittim, hayranlıkla izledim kızımı. Yine gözlerim doldu, koltuklarım kabardı. Güzel sözler işittim, kızımı öpmelere doyamadım. Orada tanıştığım bir veli beni oldukça şaşırttı. Çocuklar işte deyip geçmeyi tercih ettim.

Etkinlik sırasında Meriç’in geçen yıldan arkadaşı olan Batuhan’ın annesi ve yeni apartman komşumuzla muhabbet etme fırsatı buldum. O çok duygusal bir anne, ilk veli toplantımızda da ağlıyordu, o gün Yerli malı etkinliğinde de, daha başlamadan hemde. Apartmandan başka bir aileyle bize gelmek istediklerinden bahsetti bende memnuniyetle Cumartesi akşamı beklediğimi söyledim. ”tamam, geliriz diğer aileyle de konuşalım onlar adına söz vermiş olmayayım” dedi. Ben bunu bir sözleşme olarak kabul edip, hemen planlar yapmaya başladım bile. Bu planları baştan yaptığımda o kadar yorulmadığımı hissediyorum. Tam tersi plan tıkır tıkır işliyorsa kendimi huzurlu, mutlu hissediyorum. Altı üstü evine misafir çağırdın, gören de 1000 kişilik yemek organizasyonu hazırlığı yaptın sanır dediğinizi duyar gibiyim. Zamanında nerdeyse 1000 kişilik yemek organizasyonu da yapmış biriyim, iş gereği çeşitli organizasyonların hazırlık aşamasında aktif olarak yer aldım. Ekiple de olsa Fotoğraf gezileri düzenleyip sorunsuz hallolması için elimizden geleni yaptık.  Arkadaş buluşmaları da genelde benim organizasyonumla  gerçekleşir. Neyse evime çağırdığım 9-10 kişilik bir misafirlikte de ben aynı titizlikle hareket ederek neler ikram edeceğimin listesini daha o gün yaptım. 

Cuma akşamı işyerinden arkadaşlarla Üçkuyular Levent Marina’da güzel bir yemek organizasyonuna katıldık. Yemekler nefis, ortam oldukça keyifliydi. Biz Meriç’i okuldan arkadaşı olan Zehra’lara bıraktığımızdan Meriç aklımızda, muhabbetin tadı damağımızda evin yolunu erken tuttuk. Meriç’i uyutup en azından sütlü tatlıyı yapayım diyerek mutfağa girdim. (Sütlü tatlıyı bir gece önceden yapmak daha iyi oluyor.) Ve pişirip uyudum. 

Cumartesi sabahı erkenden kalkıp kahvaltı, eşi işe gönderme, Meriç’i oyalama işlemlerinden sonra sıkı bir temizliğe giriştim. Bu temizlik nerdeyse nefes almadan öğleye kadar bitti. Yağmurun yağması camları silmemem için harika bir bahane oldu (yoksa içinden çıkamazdım) Sonra Meriç’in yemeği 10-15 dakika oyun derken kendimi mutfağa kapattım. Listeme göre yapmam gereken Dereotlu peynirli poğaça, ıslak kek, patates salatasını gayet sorunsuz yaptım. Bunları yapmak baya zamanımı aldı tabi, yeşilliklerin temizlenmesi, hamurun kabarması, pişme süresi, kekin sosu, osu busu… En son akşamdan yaptığım sütlü tatlımın üzeri için mandalina peltesi hazırlamaya başlamıştım ki kapı çaldı. Yan komşum aşure yapmış, ilk bana ikram etmek istemiş, beraber yiyelim diye çağırıyor. Ocakta pelte, Meriç gelmek istemiyor inatlaşıyor benimle, kadıncağıza gelicem dedim gitmezsem olmaz belli ki başka planları var. Kelimenin tam anlamıyla iki ayağım bir pabuçta yine. Komşuya gidiyorum ama Meriç’i evde keloğlan’la başbaşa bırakıyorum. Aklım Meriç’te olunca aşureye yoğunlaşamıyorum en fazla 10 dakika sonra evdeyim, bizimki hala Keloğlan’ı izliyor. İnatçı Kumri. Pelteyide öylece döktüm tatlımın üzerine dolapta donar nasılsa diye tam olarak donmasa da fena olmadı. Ben artık rahat bir nefes alacağım hayaliyle kızımın yanına gidiyorum zaman geçireyim onunla diye telefon, eşim arıyor. İşten erken çıkmış eve geliyor. Haydiiii ben unuttum adamcağızı, evde yemek yok. Bi tek Meriç için yaptığım Brokoli çorbası var ki eşim onu pek sevmez. 

O gelir gelmez ben başlıyorum anlatmaya, neler yaptığımdan, nasıl yorulduğumdan bahsediyorum o zaten hemen ”ben çorbadan yerim” diyor, ne kadar anlayışlı bir kocam var, çenemi kapatmam içinde yapmış olabilir hiç deşelemeden sevinmeyi tercih ediyorum. Bu fasıldan sonra hepimiz hazırlanıp, misafirlerimizi beklemeye koyuluyoruz, aha saat 21.00, gelmeyecekler mi yoksa diye bende bişiler dank ediyor, moralim bozuluyor, şaşırıyorum. Ben olsam böyle bir durumda hani iki elim kanda olsa giderdim. Diğer aile gelmese de giderdim. Mazeretim çok da önemliyse bir şekilde haber verirdim, gelemeyeceğimi.  Gelmediler, bende yaptığım ikramlıklardan keyfi kaçmış aileme ikram ettim. Sonra yatıp uyudum.

Pazar günü yine yağmurlu bir sabaha uyandık. Neyse ki bugünün keyifli geçeceğine dair inancım tamdı. Kızımla bir süre yatak muhabbeti yaptık, kitap okuduk, güldük… Sonra hazırlanmaya başladık. Çünkü o gün İş arkadaşım Nuray’ın emekliliğini kutlamaya Balıklıova’ya gidecektik. Biz 4-5 senedir her yıl gideriz bazen yılda iki kez gittiğimiz olmuştur. Orası çok doğal, sakin, sahil kesimi olmasına rağmen bozulmamış bir yer, kendimizi iyi hissediyoruz orada. Hele Nergis zamanı ayrı bir kokusu, görselliği oluyor. Fotoğraf açısından da bir o kadar doğal malzemesi, manzarası bol yerler. Saat 9.30’da Nuray ve yeğenini alıp yola çıktık. Yolda karşılaştığımız deniz kenarı manzaraları ile ilgili yazın da böyle bulabilir miyiz tartışmaları, şurada bir evin olacak ile başlayıp kariyerimize balıkçı-balıkçı eşi olarak devam etmeye karar vermeye giden muhabbetlerden sonra Garip’in Yerinde alıyoruz soluğu, kahvaltımıza çay, hurma zeytin, köy peyniri, salata bi kaç çeşit meze ile başlayıp, çeşit çeşit balıkla devam ediyoruz. Dil balığı zamanıymış (ama ben pek sevmedim ağızda bıraktığı yumuşak tadı), iki tabak kalamar, iki koca tabak barbun yiyoruz da bana mısın demiyoruz. Ben ne kadar balık yersem yiyeyim doyamam zaten, o yüzden bir yerde kendime dur demem gerekir. Meriç’te çok eğlendi orada, masamız denizin üstünde  ahşaptan yapılmış zemin üzerinde, arada yağan yağmur ortamı bozmak bir yana daha da keyifli hale getirdi. Masamızı saran Meriç’in ikramları sonucu sayısı artan kediler, martılar, ördekler sayesinde Meriç’te çok eğlendi.  Kendisi yemek kısmıyla pek ilgilenmediği için hayvanlarla, denizle, yağmurla hayli keyifli zaman geçirdi. 

Yemek sonrasında İzmir bizi sağnak yağışla karşıladı. Ben de Nuray ve yeğenini bize çağırıp, akşamki gelmeyen misafirlerimden kalan poaça, kek, salata, tatlı ne varsa ikram ettim hep birlikte yiyip içtik. Onları da gönderdikten sonra, ben yine mutfağa kapattım bir süre kendimi, yeni keşfettiğim çorbayı sürekli denemeye başladım. Karnabahar, kereviz, yeşil elma, (abartıp bir kaç dal ıspanak da ilave ettim.)bir nescafe fincanı mercimek ile Meriç’in bayıldığı bir çorba yaptım bundan sonra sebze çorbalarım yeşil elmalı ve mercimekli olacak. Bir de bugün için ıspanak yemeği yaptım, ıspanağı sevmeme rağmen o yapraklarını tek tek yıkamak çok sıkıcı, başka türlü de temizliğinden emin olamıyorum ağzıma kıyır kıyır bişi gelse hayatta yiyemem, başka bir yerde yiyemeyeceğim tek şey ıspanaktır bu yüzden. 19.12.2011

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s