Kızım ve ben

Meriç büyüyor…

Bazen bebekliğini düşünüyorum, yumuk yumuk ellerini, teyzesinin mercimek gibi dediği minik parmaklarını, uyurken cenin pozisyonunu almasını, nerdeyse saçı yokken iki tüyüne toka takma girişimlerimi, iki dişli sevimli hallerini, yürümeye başladığındaki acemi adımlarını… her yaşı hali öyle güzeldi ki, aman büyüsün biran önce demedim hiç her halinin tadını çıkarmaya çalıştım. Çok sarıldım, çok öptüm, bağıra bağıra okşadım, sevdiğimi söyledim. Hep onun beni – bizi hissettiğini düşündüm, konuştuklarımızı anladığını düşündüm. Öyleydi de ben sinirliysem o da sinirli, mutluysam o da mutlu, çok ilginç bir bebekti o.

Büyümesini de seviyorum. Büyüdükçe beni büyütmesini, tavrını, kişiliğini çok seviyorum, hayranım ben kızıma.

Çok sevecen mesela minicik kalbinde kocaman sevgiler taşıyor. Hayatındaki insanları seviyor, ailesini, yakınlarını, öğretmenlerini, arkadaşlarını çok seviyor Ege ile bugün tartıştıysa yarın onu affettiğini, sevdiğini söylüyor (okul arkadaşı). Birbirimize olan sevgimizi sürekli dile getirmeyi de çok seviyoruz ki tadına doyum olmaz. Özlemin ne olduğunu biliyor, En çok Sabiş’i, Pınar’ı özlüyor. Hayvanları seviyor, balkonumuzda beslediğimiz güvercinlerle muhabbet ediyor, bizim olmadığımız biranda annesini özleyip evimizden giden(!) kaplumbağamızın gidişine üzülsede annesine kavuştuğu için seviniyor. Ama ”anne ölmüş olmasın” diyecek kadar da gerçekci yaklaşabiliyor. Müziği seviyor, çok sevince sesi açmamızı ve susmamızı istiyor. Çoook canı isterse çıkıp iki sallanıyor.(Okuldaki danslarda çok iyi olmasına rağmen evde dans ettiği pek görülmemiştir.) Oyun oynamayı seviyor, paylaşmayı sevse de bazen paylaşmak istemiyor gönülden bağlı olduğu kalemleri, kitapları, kağıtları var, bende paylaş diye üstelemiyorum. Kitapları çok seviyor bir dolu kitabı olsun istiyor, ama bir hafta boyunca aynı kitabı okuduğumuz zamanlar da oluyor.

Bir de sevmedikleri var, kanı almadı denir ya öyle işte o sevgi böcüünün sevmediği insanların olmasına tanık olduğumda garipsiyorum ama ona hak vermiyor da değilim. Kalpten seveni ve sever görüneni hissediyor. Ona ilgi gösterilmediyse o hiç göstermiyor. Ya da yalancıktan ilgi karşısında tepkili davranıyor.

Elimden geldiğince istediklerini yapmaya çalışıyorum. Çünkü o öyle olmayacak şeyler istemiyor, her anını baraber geçireceğimiz bir saatle, ufacık bir renkli kağıtla, kırmızı bir kalemle mutlu olma potansiyeline sahip bir kumri o. Keyif aldığı birşeyi yapmaya yorgunluktan bitap düşene kadar yapmaya bayılıyor, mesela resim çizmek ne yapacağıma karar veremediğim yüzlerce resim kağıdı var .Mesela Kanepenin minderlerini salona yayıp üzerinde zıplamak. Mesela kek yapmak, portakal suyu sıkmak gibi ona eğlenceli gelen şeyler. Ama en çok ailecek oynadığımız ve bizim çabucak sıkılmamıza rağmen onun sıkılmak bilmediği oyunlar.

Bana itici gelen şeyler vardı çevremde gördüğüm onları yapmamaya özen gösteriyorum bazen farkında olmadan benim de yaptığım itici şeyler olabiliyor tabi. Ben kız çocuklarının düğünlerde, derneklerde böyle abartılı makyaj yapılmasını gelinlik hatta duvaklık gibi şeyler giydirilmesini sevmiyorum. Çocuk çocuk gibi olmalı diye düşünüyorum, büyümüşte küçülmüş çocuklardan çok korkuyorum 🙂 küfür eden çocukları görünce üzülüyor buna alkış tutan ebeveynleri görünce ağzının ortasına vurasım geliyor. Bir de fesat çocuklar (bir çocuğa yakışmayan tanımlama üzülerek yazıyorum) var gözlerinden resmen kötülük akıyor. Fırsatını bulduğunda tokat atıyor, suratına tükürüyor falan bunları yapanın çocuk olması ne üzücü, elbette çocuğun suçu değil.

Kusursuz, mükemmel anne olmayı çok isterdim ama değilim, sevindiğim Meriç ile olan uyumumuz, birbirimizi tanımamız. Bazı zayıf yanları var onlarda da benim payım çok sanırım. Mesela ben varsam haklıyken hakkını savunmak istemez benden bekler, oyuncağını arkadaşından benim alıp kendisine vermemi bekler. Ne yalan söyliyeyim bazen yaparım da. Yanlış olduğunu bile bile. Ama her zaman değil çok nadir valla 🙂 Dr. Sabiha Paktuna kitaplarını okurken böğrüme acı saplanıyor, yetersiz güdük bir anne oluveriyorum. O ”birbirlerine öldürmedikleri sürece arkadaşlarıyla, kardeşleriyle arasına girmeyin” diyor.

İşte böyle sevgili blog kızımdan ayrı bir cumartesi gününde onu çok özlediğimden olsa gerek genel olarak toz pembe tam onun sevdiği renkte bir blog oldu. Saçımı başımı yolduğum anlarımda da görüşmek üzere. 10.12.2011

Reklamlar

Kızım ve ben” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s