İşte karşınızda bennn!

 Ben bu bloğu oluştururken aslında sık sık yazmayı istemiştim bir nevi günlük gibi ama maalesef günlük defteri oluşturmada yaptığım gibi bu konuda da istikrar sağlayamadım.

Bakalım bundan sonra bunu düzenli hale getirebilecek miyim… en azından gayret edeceğim. peki baştan başlıyorum.

Bugün hakkımda kısmını genişletmek istiyorum, okumak sizin için sıkıcı olmaz umarım.
1978 yılının 4 Ocak gününde annem ve babama yeni yıl hediyesi olarak dünyaya gelmişim (ben böyle düşünüyorum) Doğumum coşkuyla karşılanmış çekirdek ailem için olduğu kadar anneannem – dedem, babaannem – dedem için, amcalarım, halalarım, teyzelerim tarafından da. Eee ailemin ilk çocuğu olduğum gibi, ilk torun, ilk yeğen kavramlarını da içinde barındıran bir bebekmişim onlar için. Bu yüzden güzel bir çocukluğum oldu, imkanlar elverdiği ölçüde şımartıldım ve hep sevildiğimi hissettim en güzeli buydu…

Sonraa… yıllardan 1983 ben 6 yaşında köyümüzdeki ilkokula başladım ne iyi öğretmenlerimiz vardı… çok severlerdi onlarda beni (onlarda derken karı koca idiler Fehmi hoca 1-2-3. sınıflara eşi de 4-5’lere öğretiyordu) ben öğrenmeye özellikle okumaya çok hevesliydim ama önce çizmem gereken çizgiler vs. vardı. Düşündüm de ne güzel anılarım var ilokuluma dair neyse bunları da ayrıca bir başlıkta anlatırım. O yıl ilkokula başlamam dışında başka önemli bir şey daha yaşandı hayatımda. Bu şey önce annemin karnında başladı annemin artık büyük bir karnı vardı evde ise çözemediğim bir telaş vardı. Bazen teneffüslerde öğretmenimin eşi beni durdurup ”kardeşin geldi mi?” diye soruyordu bende sinirlenip ”gelmedi” diyordum. Sanırım çözememek değilde kabullenmemekti benimki. Ama Kasım’ın 15’i idi ki ailem, akrabalarım, öğretmenimin eşi ve tüm köy tarafından beklenen ”şey” geldi… Kardeşim Sabriye… şimdi gülüyorum o günlerimi düşündükçe ve de şimdi daha çok kabulleniyorum kıskançlıklarımı. Sanırım o yüzden onun bebekliği ile ilgili çok şey yok aklımda. Ben ailemin, sülalemin biriciğiydim bir ikincisine gerek yoktu bana göre. Ben koca bi kız olana kadar sürdü bu kıskançlıklar zaman zaman tartışma, çatışma şekline dönüştü. Babamın tepkileri de çok sert oldu bazen :) 

Sanırım lisedeyken yok yok Üniversiteye gittiğimde aramız güzelleşti ah güzelleşti ne demek burnumda tüttü, çok düşündüm onu, çok özledim oralarda.
Ama oralarda insan, ailesinden ilk kez ayrılan benim gibi bir insan, en sevmediğini bile bi güzel hatırlıyor yahu🙂
Ben İlkokul dışındaki okullarımı ortaokul, lise Tire’de okudum, Tire’yi bir başka severim bu yüzden. Çok güzel arkadaşlıklarım oldu, çok güzel anılarım… Arkadaş demişken ah neyse onları da başka bir başlık altında… 

Sonra ben Edirne’de 2 yıllık Halkla İlişkiler bölümünü kazandım. Ailem okumam için ellerinden geleni yaptı da ben haytalık yaptım yoksa aslında daha iyi yerleri de kazanabilirim bunu ben geç farkettim. Ama o iki yılda ne güzeldi… iki yıla ne güzellikler arkadaşlıklar sığdırmışım… anlat anlat bitmez yani… 

Edirne’ye iki kez babamla gittim okula başlamadan önce. ilkinde okuluma bakmak için yurta kayıt yaptırmak için ama bununla kalmadı babam saolsun. Bayındır ve civarında yolu Edirne’den kim varsa hepsini buldu, Nasıl bir yerdir? nerede kalınır devlet yurdu mu özel yurt mu yoksa ev mi tutsak araştırdı durdu ben nedense sanırım daha önceden kazanan arkadaşlarımın deneyimlerinden dolayı devlet yurdunu istedim hep. Netice de öyle de oldu. Babam beni Edirne’de bırakıp dönünce eve ben sudan çıkmış balık durumunu feci halde yaşadım, çok ağladım çok. 

Neyse okul bitip İzmir’e dönünce bir sudan çıkmış balık durumuna daha düştü bendeniz. İş aramak gibi önemli bir sorunum vardı benim. Önce İzmir Büyükşehir Belediyesinde staj dönemim vardı ki keyifli zamanlardı staj sayesinde gerçek hayata bir adım daha yaklaşmıştım. Günde onlarca maddi durumu kötü görüntüsü kötü yardım isteyen kişiler geliyordu canım Esincim ve bende bunların arkasından lavaboya çıkıp hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk. Bende bu süre içerisinde Kıymet halamda (en küçük halam ve çok şey paylaştığım arkadaşım halam) kalıyordum. Halam Sezer’i yeni doğurmuştu o zamanlar en sevdiğim şeylerden biri stajdan gelip halama onu banyo yaptırırken yardım etmekti. İlk bebek kokusu benim için Sezer’in kokusuydu. Ömer’le ise çok anlaşamazdık o yemek yemezdi halam üzülürdü ısrar ederdi dayanamaz bende ederdim ve Ömer benim evden gitmemi isterdi daha küçüktü tabi. Onun dışında acaip uslu ne bileyim çok değişik bi çocuktu. Şimdi daha yaramaz :) 

Stajdan sonra köyüme döndüm🙂
En zor zamanlarımdı. E üniversiteyi de bitirdin, noldun şimdi sen, iş bulamadın mı? Halkla İlişkilerci oldum desem;imalı o ne demek ki bakışları anlat anlatabilirsen… Köy yerinde bu bakışlar iç acıtır bilemezsiniz…Hepi topu 2-3 ay işsiz kalmışımdır. Bu arada izmirde bi kaç iş başvurum oldu. İlk iş başvurum staj yaptığım servis şefim Meltem hanım sayesinde Belediyeye oldu. iyi çalışıyordum o da çok memnundu orada devam etmemi de istiyordu saolsun benim için elinden geleni yaptı. Devlet memurluğu sınavları daha başlamamıştı o zamanlar yani çok kolay memur olabilirdim. Şu an iş dolayısıyla çok sık görüştüğüm, zamanın Genel Sekreter Yardımcısı, yüzünden olamadım. Hala onu gördükçe aklıma gelir ama kendisine hiç söylemedim. 

Çok iş başvurum olmadı, zaten bu konuda öyle deneyimsizdim ki. Bi kaç saçma görüşmem oldu Allah’tan sezgilerim güçlüydü de kabul etmedim. Şimdi ki işim de Meltem hanımın yönlendirmesi sayesinde oldu. 

İşe başlarken komik şeyler de yaşadım, belki ilerde anlatırım ;) 

aynı işyerinde 13 yılım dolmuş dile kolay, ben burada büyüdüm. 20 yaşında atıldığım iş hayatımın 13.senesi ve şimdi yaşım 33 inanılır gibi değil!!!
Neyse ben işe başlayınca artık başkalarının yanında kalmak istemedim doğruda değildi zaten, kiralık ev ararken (bu arada 2 arkadaşımında bu konuda beni yolda bırakmasını da ilk kötü deneyimlerim arasına aldım) babam bana daha süperini yaptı ve bana ev aldı. İyi ki almış yoksa İzmir’de yaşamak zormuş. Ben çabaladım ama kendi ayaklarım üzerinde yaşamak deyimini çok da yapmış sayamam kendimi. Ailem (Allah razı olsun) hep destek oldular maddi ve manevi.
sonra 1999-2000 eğitim öğretim yılında bencillik yaparak kardeşimi çok sevdiği okulundan ayırıp benimle İzmir’de kalması konusunda ısrar ettim herkesi kabul ettirdim. Ama malesef Tire Lisesinde aldığı eğitim burdakinden daha iyiydi bu yüzden pişman oldum hemde çok. 99 Eylül’ünde kardeşimle komşumuzun arabasıyla İzmir’e dönerken daha Tire yolunda çok feci bir kaza geçirdik. Hayatımın dönüm noktalarındandı. Ben arabanın içerisinde takla atarken durmadan elimle kardeşimi yokladım yerinde mi diye ama bulamadım. Hayatım film şeridi gibi gözümün önünden falan geçmedi. Tek düşündüğüm şu araba takla atmayı kessin de kardeşimi bulayım oldu. Neyse ki durdu ancak kardeşim yoktu. Arabanın dışında biraz uzağında boylu boyunca yatıyordu kıpırdamıyordu. Ölmüş olabileceğini hiç düşünmedim. Hiç kötüyü düşünmeye cesaret edemem ben zaten. Onun yanına gitmem sanki saatler sürdü ben sanki başka bir boyuta girdim bağırıyorum ama sesim bana bile gelmiyor, koşuyorum ama ayaklarıma hükmedemiyor ben sanki yerimde sayıyorum. Ulaştım… kan vardı başında kolunda kendimi yola atıp vicdan sahibi birinin durması için yalvardım biri durdu bizi Tire hastanesine götürdü. Yolda canım kardeşim kendine geldi bende bulunduğum boyuttan o zaman çıkabildim. Ama yine de korkuyordum tabi. Hastanede bişeyimiz çıkmadı ancak kendini herşeyin suçlusu olarak gören ben, illa ki İzmir’e götürttüm kardeşimi. Özel bir hastanede bir sürü cihaza girdi ve bir gece kaldık o hastanede. Kardeşim iyiydi. Benim kardeşime daha çok bağlanmam onu kızım gibi sevmem bu olaydan sonra oldu.
Bundan sonra onun mutluluğuydu önemli olan bunun için elimden geleni yapmaya çalıştım. Ama o benden bile olgundu, sanki ben kardeş o ablaydı çoğu zaman. O olgun ben deli-dolu, o tutumlu ben savruk, o çalışkan ben tembel🙂
Kardeşim İzmir’de mutsuzdu gerçek olan buydu, Anakuzusuydu annemi babamı çok özlüyordu. O olgundu arkadaşları çocuk. Sıkıntıdan kendini derse ve yemeğe veriyordu. Bense üzülüyordum. Sonra ilk senesinde (2002) kazandığı Balıkesir Üniversitesine gitti. İlk başlarda zorlandı ağlayarak ağladı falan ama sonra alıştı. Bende yalnızlığa dayanamayıp 2003 yılı 19 Ocak’ta nişanlanıp aynı yıl 22 Haziranda evlendim.
Tabi ki yalnızlıktan korktuğumdan değil seneler sonra çıkagelen bu mucize adamı çoook sevdiğimden :) 

Aslında planlarda evlenip Edirne’ye yerleşmek vardı da düğüne 2 ay kala bu kararımız biranda İzmir’de yaşamak şeklinde değişti. Ailem arkadaşlarım bu kararımıza çok sevindiler. Bende düşününce en iyisini yapmışız diyorum. 2007 yılında ise hayatımızda önemli değişiklikler oldu bunlardan en çok etkileyen patronumun 18 Ocak’ta kalbine yenik düşüp hayatını kaybetmesi oldu. O çok farklıydı benim için ona herkes baba derdi ben kızardım nasıl olur da insan kendi babasından başka birine baba der diye düşünürdüm. Ben hiç Baba demedim kendisine ama o kadar üzüldüm ki meğer benim gerçekten babam gibi olmuş. Bu kötü olaydan sonra hayatımın ikinci mucizesi olan biricik kızım 25 Mayıs’ta aramıza bizi, ailelerimizi çoook sevindirerek geldi. 


Eşim ve kızım niçin mucizem bunu da başka bir başlıkla anlatmak istiyorum.
Şimdi nerdeyse 4 yaşında bir kızın annesiyim. Onu düşünmek bile içimi ısıtıyor…
şimdilik bu kadar… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s